Yaşlılıkta Depresyon

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bugün dünyada 300 milyonun üstünde insan depresyon hastası. Ve bu insanlardan ortalama bir kişi yardım isteyene kadar 10 yıldan fazla zaman geçiyor. Depresyonda olmak ve depresif hissetmek aynı değildir. Herkes kötü hissedebilir. Yağmur yağmaya başladığında, iş kaybı yaşandığında ya da herhangi bir tetikleyici olay olmadan kişi kendisini depresif hissedebilir. Fakat bu hisler şartların değişimine bağlı olarak kaybolur. Klinik depresyon ise uzun süreli kişinin iş hayatını, özel yaşamını ve diğer tüm davranışlarını etkileyen tıbbi bir rahatsızlıktır. Depresyon, üzüntülü ve bunaltılı bir duygu durumla birlikte düşünce, devinim ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama, durgunlaşma ve bunların yanısıra değersizlik, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile ortaya çıkan bir sendromdur.” (Öztürk, 2004).  İnsan yaşamının her döneminde meydana gelebilen depresyon, sevgi, saygı, vefa, merhamet ve vicdan gibi değerlerin çok daha fazla önem ifade ettiği yaşlılık döneminde de kendisini göstermektedir.

Yaşlılıktaki depresyonda iştah dengesizlikleri, hayat enerjisinde meydana gelen belirgin düşüş, halsizlik,  sıklıkla karşılaşılan bedensel ağrılar, saplantılı düşünceler, bir takım bilişsel bozukluklar, odaklanmada güçlük, unutkanlık, çevresindeki kişilere karşı tepkisizlik, yaşama gücünü kaybetmek, sık sık hissedilen yalnızlık hissi ve sürekli ölüm düşüncesi içerisinde olmak gibi birçok belirti bulunmaktadır.  (Santrock, 2019).

Yaşlılıktaki depresyon birçok etkene bağlı gerçekleşmektedir. Emeklilikle birlikte kişinin çevresinden çekilmesi ve sosyal konumunun kaybının getirdiği boşluk hissi, genetik yatkınlık ve bir takım hastalıklarla mücadele edememe sonucu oluşan bunalımlı ruh hali,  ilaç kullanımı ve düzensiz beslenme alışkınlıkları,  sosyal ilişki sıklığının azalması, eş ve evlat kaybı gibi kişinin yaşamını derinden etkileyecek ölümlerin gerçekleşmesi, yaşam amacının olmamasının getirdiği stres sonucu oluşan özgüven sıkıntısı,  maddi yetersizliklere karşı sosyal desteğin az olması ya da hiç olmaması, aile içi şiddetli geçimsizlik yaşanması gibi birçok faktör,  yaşlılıkta bu sendromun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Depresyonun yönetilmesi için beslenmenin daha fazla önem taşıdığı yaşlılık döneminde depresyondan korunmak veya etkilerini en aza indirebilmek için ise kişinin beslenmesi düzenlenmeli, yalnızlaşmasına neden olacak bireysel aktiviteler yerine gündelik hayattaki etkinliklerine sosyal çevresi dâhil edilmelidir. Depresyona giren yaşlı, kendine bakmak, sağlığı için gerekli tetkikleri yaptırmak, ilaçlarını aldırmak gibi gerekli faaliyetlerden uzaklaştığı için genel tıbbi durumlarını da kötüleştirmektedir. Yaşlılıktaki depresyonun özelliklerinin tam olarak bilinmesi hastalara sağlıklı bir yaklaşımı mümkün kılacaktır. Böylece depresyonun hâlihazırda bulunan diğer yaşlılık hastalıklarına etkisini de azaltmış olacaktır. Psikolojik sağlığın çabuk yıpranabildiği ve bireyin anlaşıldığını bilmeye ihtiyaç duyduğu bu süreçte yaşlılara sevilip sayıldıkları hissettirilmeli ve onlarla empati kurularak etkili iletişim sağlanmaya çalışılmalıdır.

Merve Kalkan

Kaynakça

  • Öztürk, O. (2004). Ruh Sağlığı ve bozuklukları. Ankara: Feryal Matbaası.
  • Santrock, J. W. (2019). Yaşam Boyu Gelişim. Ankara: Nobel Yayıncılık.