Vücudumuz için Hayati Kaynak: Su

“Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?”                  (Enbiya, 30)

Su insanoğlu gibi bütün canlılar için vazgeçilmez doğal kaynakların başında gelir. Tarihi devirler boyunca yerleşim yerleri hep akarsu ve göl gibi su kaynaklarının yakınlarına kurulmuş; medeniyetlerin oluşumunda su kaynakları önemli rol üstlenmiştir. Susuz birkaç günden fazla canlı kalamayan insanoğlunun ağırlığının ortalama yüzde 60 ila 70’i sudan oluşur. Su, vücudumuzda önemli fonksiyonları olan dolaşım sistemimizin ana maddesidir. [i]

Su en doğal kaynaklardan biridir. Yeryüzündeki denge ve nizam içinde tatlı ve tuzlu su kaynaklarının dünyadaki hacmi belli ve miktarı sabittir. Yeryüzünün yaklaşık %75’i sularla kaplı olmakla birlikte, tatlı su kaynakları bunun sadece %2,5’ini oluşturur. Tatlı suların %70’ini buzul ve kar kütleleri oluşturur, insanların ve diğer canlıların kullanabileceği tatlı suların dünyadaki su kaynaklarına oranı ise %1’dir[ii]. Saf su olarak yeryüzüne düşen yağmur suyu yüzeyde akarken yeraltında, toprağın ve kayaçların yapısında bulunan maddeleri eriterek bünyesine alır. Bu nedenle yere düşerken havanın içeriğine ve aktığı yerin jeolojik yapısına göre bir nitelik kazanır. Yeraltı ve yüzey sularının geçtiği toprak ve kayaçlar, bir süzgeç görevi yaparak dünyanın birçok yerinde yeraltı sularını temiz içme suyu kaynağı haline getirirler. Bazı toprak ve kayaçlar suyla tepkimeye girerek bünyesindeki toksik/zehirli element ve bileşikleri suya vererek suyun kalitesini bozar ve hatta zehirler.[iii] İçeceğimiz suyu seçerken azami dikkat göstermemiz gerekir.

Laboratuvar koşullarında suyun üretilebilmesi mümkün olmasına rağmen, hem çok yüksek sıcaklıklar altında oksijen ve hidrojenin birleştirilmesi sonucu maliyetinin yüksek olması, hem de elde edilecek saf suyun besleyici minerallerden yoksun olması suyun çok dikkatli kullanılmasını gerektirmektedir.

Su, oksijen ve besin öğelerini hücrelere taşıyarak, hücrelerin fonksiyonlarını sağlıklı şekilde gerçekleştirebilmeleri için gerekli olan katı maddelerin çözünmesini sağlamaktadır. Kasların dengesi ve eklemlerin kayganlığı su ile sağlanmaktadır. Vücutta oluşan ödemlerin atılmasında su önemli bir rol oynamaktadır. Su biyolojik bir çözücüdür ve bu çözücü rolüyle vitaminlerin ve derinin nemlenmesinde, toksinlerin atılmasında ve vücudun temizlenmesinde temel bir görev üstlenir, minerallerin hem vücutta taşınmasını, hem de çözülmesini sağlar, böbreklerin çalışmasını kolaylaştırır. Su vücut sıcaklığının düzenlenmesinde de çok önemli bir rol oynar.

Bütün bu faaliyetlerin eksiksiz olarak yapılabilmesi için gerekli olan suyun vücuda mutlaka verilmesi gerekir. Çünkü gün boyunca bizler idrarla, terlemeyle, solunumla sürekli sıvı kaybederiz. Bu, vücuttaki su kaybının yerine konulmaması ile önce susama sonra sırasıyla ağız kuruluğu, halsizlik, baş ağrısı, vücut sıcaklığında artma, sık soluma, kalp atım sayısında artma, kas krampları, şuur bulanıklığı ve komaya kadar giden belirtiler ortaya çıkabilir. Böbrekler az su ile de zararlı maddeleri, yoğun bir idrar ile birlikte çıkararak atmaya çalışırken,  idrar yolu iltihapları, kum ve taş oluşumuna yol açabilir. Bağırsaklar az gelen suyun olabildiğince fazlasını kullanmak için daha bol sıvı emerler ve bu da sürekli kabızlık sebebi olabilir. Kan koyulaşacağı için tansiyon düşmesi ve dolaşım yavaşlaması görülür. İnsan vücudu günde ortalama günlük deri yoluyla 500 ml, akciğerlerle 300 ml, böbreklerden idrarla 1500 ml ve bağırsaklardan 200 ml su kaybeder. İnsan besin almadan haftalarca yaşayabilir ancak su olmadan ancak birkaç gün yaşanabilir. Vücut suyunun % 10 azalmasıyla yaşam tehlikeye girmeye başlar, % 20 si yitirildiğinde ise ölümle sonuçlanır.

Aslında suyun yerine konulması kolaydır, yiyerek ve içerek bunu kolayca halledebiliriz. Birçok meyve ve sebzede bol miktarda su vardır. İklim koşulları, hastalık ve spor durumuna göre değişmekle birlikte, her insan 1 kalorilik yiyeceğe karşılık 1 gr. su almalıdır.  Örneğin 2000 kaloriyle beslenen bir hanım ortalama 2 kg. sıvı almalıdır.

Çay ve kahve gibi içecekler her ne kadar bol sıvı içerseler de, içerdikleri kafein, tein gibi aktif maddelerin idrar söktürücü etkisi nedeniyle susuzluğumuzu artırırlar.  Günlük su ihtiyacımızı temiz, mikropsuz, içeriğinde flor, magnezyum gibi mineralleri yeteri kadar barındıran, ağır metal ve kimyasal madde içermeyen bir su ile karşılamamız gerekir. Bu özellikleri suyun sertlik derecesi ve pH ‘ına bakarak anlayabiliriz. Sertlik derecesi kalsiyum ve magnezyum miktarının toplamını gösterirken pH derecesi suyun asitlik miktarını gösterir. Suyun sertliği 1-14 FSD değeri arasında olmalıdır. Suyun pH değeri 7.2 – 8.5 değer aralığında alkali özellik göstereceğinden sağlıklı kabul edilir. Sudan vücudumuzun azami istifade edebilmesi için suyu aç karına yani yemeklerden önce ve yemeklerden bir süre sonra içmeye dikkat etmeliyiz.

Yeterli su içtiğimiz takdirde:

  • İştahımız dengelenir:Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metabolik aşamalarında görev yapar. Parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır.
  • Vücutta yağ yakımı kolaylaşır: Su, besinlerdeki gerekli ögelerin hem taşıyıcılığını hem de emilimini artırır. Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur. Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür. Özellikte vücudun insülin salınımının yükseldiği glisemik indeksi yüksek gıda tüketimi ile yemeklerden 4-5 saat sonra hissedilen açlık hissi sırasında içilen su açlık hissinin hafiflemesi ile birlikte vücuda leptin hormonu salınması başlar ve metabolimamıza yağların kullanılabilmesi için uygun ortamı oluşturur.
  • Ödem atılır: Su, hücreye oksijen verir, vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere,  karaciğer ve böbreklere taşır.
  • Vücut direncimiz artar: Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur. Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
  • Cildimiz nemlenir: Cildi yumuşatır nemlendirir ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
  • Enerji ihtiyacımız dengelenir: İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
  • Yorgunluğumuz azalır: Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır. Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
  • Vücut sıcaklığı dengelenir: Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
  • Metabolizmamız hızlanır:Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
  • Hormonların çalışmasına yardımcıdır: Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir. Melatonin de dâhil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
  • Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir. Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur. Uykuyu düzenler.
  • Ağrı kesici özelliği vardır: Ağrı sinir sinapslarında birikim yapan nöromediatörlerin belirli bir eşiğe ulaşması sonucu oluşur. Su, bu mediatörlerin ortamdan uzaklaştırmasını kolaylaştırır.

Su, sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam için kilit bir rol üstlenmektedir.

Besinlerin ağızda sindirimi başladıktan sonra onları tüm doku ve hücrelere taşıyan sudur. Burada enerji oluşturduktan sonra atık maddelerin atımı da suyla olur. Günümüzde yapılan en büyük hatalardan biri, kilo verirken yağ kaybı yerine su kaybının tercih edilmesidir. Bu tür durumlarda, azalan su oranıyla kalp normalden daha fazla çalışmaya başlar, soluk almada güçlük olur, yorulma süresi kısalır. Öte yandan, kilo kaybından kaynaklanan deri sarkmaları da dinamik egzersizlerle beraber bol su içilerek önlenir. Yeterince su, daha fazla kas oluşmasını sağlar.

İranlı hekim Dr. Feridun Batmanghelidj, suyun hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini hapishanede şans eseri öğrenmiş. Mide ülseri ağrısından kıvranmakta olan bir mahkûmun ölmek üzere olduğunu düşünerek adama iki bardak su içirir ve adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtulur. O günden sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırma kararı alır. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde yaklaşık 3 bin peptik ülser hastası tutuklu ve hükümlüyü su ile iyileştirir.  Hapiste iken keşfinin ilk duyurusunu Iranian Medical Association ’da yayınlatır. Tebliğinin bir tercümesini de the Journal of Clinical Gastroenterology Haziran 1983 sayısında misafir editör olarak yayınlatır.

Bugün bütün dünyaya sesini duyurabilmiş ve ekol oluşturmuştur. Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz” kitabında ayrıntılı olarak suyun insan sağlığı üzerindeki şifa özelliğinden bahsetmiştir.

Dr. Şadan Öztaş

[i] Güngör, Selim Sani. “Osmanlı Su Mimarisi ve 19. Yüzyılda Osmanlı Su Yapıları.” Türk Hidrolik Dergisi 5.1: 32-48.

[ii] https://akra.media/Haber/HaberDetay/101043/en-dogal-kaynak-su

[iii] AKIN, Galip, and Mutluhan AKIN. “Suyun insan sağlığı için önemi ve su kirliliği.” (2005).