Tıp Biliminin Öncüsü; Müslüman Âlimler

Tıp mesleği insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip olmakla beraber, her coğrafyada farklı aşamalardan geçerek değişik toplumların katkılarıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Hastalıklar hayatın kaçınılmaz bir unsuru olarak her dönemde insanoğlunun karşısına çıkmıştır. İnsan, sağlıklı olma ve kalma isteği ve doğasında var olan merak duygusuyla birlikte yeni tedaviler ve tıbbi yöntemleri keşfedegelmiştir.

Tarihi bilimsel kanıtlara göre yaklaşık 5000 yıl önce ortaya çıktığı tahmin edilen hekimlik sanatı, Mezopotamya medeniyetleri, Hititler dönemi, Mısır dönemi, Yunan ve Roma dönemi, “İslam dönemi” ismini taşıyan Müslüman âlimler dönemi, Rönesans ve akabinde Avrupa modern dönemi olarak birbirini takip eden dönemlerden geçerek günümüze kadar gelen kadim bir meslektir[i].

  1. Yüzyılda ortaya çıkıp hızla yayılarak büyük bir uygarlık haline gelen İslam medeniyeti 8. yüzyılın ortalarında Cond-i Şapur Okulu ile yakın ilişkiye girmiştir. Daha önce Süryaniceye çevrilen eski Yunanca eserler bu kez Müslüman âlimler tarafından Arapçaya çevrilmeye başlanmıştır. Bağdat şehri adeta bir çeviri merkezi haline gelmiş olup, bu süreç 200 yıl kadar devam etmiştir. Biriken bilgilerin yorumlandığı ve üzerine katkıların yapıldığı 8. ve 9. yüzyıllar Müslüman âlimler döneminde “ilk yazarlar dönemi”, 9. ve 10. yüzyıllar ise “büyük yazarlar dönemi” olarak bilinmektedir. “İkinci çeviri dönemi” olarak adlandırılan 13. ve 16. yüzyıllar arasında bu kaynaklar Arapçadan önce İbraniceye ve Latinceye aktarılmıştır[ii].

Müslüman âlimler tekâmül kanununa inanmışlar, kendilerinden önce yazılan eserleri inceleyip dillerine çevirerek üzerinde çalışmışlar ve yeni tecrübe ettikleri bilgileri kayıt altına almışlardır.

Batılı birçok gelişmenin arkasında tercümeler yoluyla öğrenilen Müslüman bilim insanlarının buluşları yatmaktadır. Ancak batılı bilim insanları yeni buluşları kaydederken Müslüman âlimlerin isimlerini anmayarak kendi isimleriyle yayımlamışlardır[iii].

Tıp yazmalarını incelemek günümüzdeki tıbbi gelişime katkı sunması açısından ve bilginin gerçek çıkış noktasını bulmak açısından çok değerlidir. Tıp tarihi hocası Prof. Dr. Nil Sarı’nın ifadesine göre Müslüman âlimler dönemine ait tıbbi araç-gereçler günümüzde dünyanın herhangi bir yerinde tıp uygulamalarında henüz kullanılmamaktadır[iv].

Yapılan araştırmalar ile modern bilgilerin temelini tarihi eserlerde bulmak mümkündür. Dokuzuncu yüzyılda Mesâlihu’l-ebdân ve’l-enfüs adıyla Ebû Zeyd el-Belhî tarafından kaleme alınan kitabın ikinci bölümünde (mesâlihu’l-enfüs) ruh ile beden arasındaki bağlantıdan bahsedilir ki bu günümüzün psikosomatik tıp alanının girişi mahiyetindedir[v].

Ali bin Rabben et-Taberî: Hıristiyan bir ailenin çocuğu olan Taberî, hayatının sonuna doğru Müslüman olmuştur. “Firdevsü’l Hikme” adlı eserini M.S. 850 yılında tamamlamıştır. Bu eser Müslüman hekimler döneminde önemli bir kaynak olarak kabul edilmiştir. Taberî yaşadığı çağa kadar gelen birçok tıp âliminin eserlerini incelemiş, İran, Hint ve Yunan literatürünü yakından tanımıştır. Tüm bu kaynakları sentezleyerek, ruh ve beden sağlığının bir arada düşünülmesi gerektiğini savunmuşturi.

Ebubekir Er-Razî: İran’ın Rey şehrinde MS 865 yılında doğan Razî, Hipokrat ve Galen’den sonra tıp bilimine en çok katkı yapan hekim olarak kabul edilmiş ve “Arapların Galeni” olarak anılmıştır. Tıp tarihinde kimyayı tıbbın hizmetine sokan ilk hekimdir. Razî kitaplarında formik asit, sülfürik asit gibi maddelerle sinameki ve demirhindi gibi bitkisel drogları ve distilasyon işlemini tarif etmiştir. Tıp alanındaki birikimini adeta bir ansiklopedi niteliğindeki meşhur “el-Ḥâvî” (el-Câmiʿu’l-Kebîr) isimli eserinde yansıtmıştır. Er-Razî, “el-Cüderî ve’l-Hasbe” isimli eserinde çiçek ve kızamıktan bahsetmiş ve bu hastalıklara doğru tanı koymuş olan tarihteki ilk hekim olmuştur. Eser Latinceye çevrilmiş olup, 1498-1866 yılları arasında baskı sayısı 40’a ulaşmıştır. Hasta-hekim iletişiminde uyulması gereken kuralları konu alan “Aḫlâḳu’ṭ-Tabîb” adlı bir eseri de mevcuttur[vi].

El-Dinaverî: MS 828’de İran’ın batısında yer alan Dinaver şehrinde doğan Müslüman bir âlim olan El-Dinaverî’nin tam adı “Ebu Hanife Ahmed bin Davud Dinaverî”dir. Yaşadığı dönemdeki tüm ilimlere ilgi duyan ve araştıran El-Dinaverî’nin botanik bilimine de büyük katkıları olmuştur. Botanik alanında “Kitab’ün Nebat” adında Arapça meşhur bir eseri vardırvi. Kitabın 1. bölümü bablar (bölümler) şeklinde olup, 2. bölümü ise botanik terimleri sözlüğü şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca bitki morfolojisi ve fizyolojisi ile bitkilerin tıp ve beslenme açısından önemine dair verdiği bilgiler de mevcuttur. Bunların yanı sıra bitkilerden elde edilen boyalar ve zift hakkında da açıklamalarda bulunmuştur. El-Dinaverî’nin yaklaşık 20 kadar kitap yazdığı bilinmekle birlikte, sadece birkaç tanesi günümüze kadar ulaşabilmiştir[vii].

Zehravî: MS 1013 yılında vefat eden, batılı kaynaklarda “Abucasis, Albucasis, Azaravius, Alsaharavius” gibi isimlerle tanınmış olan Zehravî, orta çağda dünyanın en önemli bilim merkezi olarak kabul edilen İspanya’da, Müslüman şehri olarak bilinen Kurtuba’ya çok yakın olan Zehrâ kasabasında dünyaya gelmiştir. Hayatını tıp mesleği ile geçirmesine rağmen, felsefe ile de ilgilenmiştir. Basit ve mürekkep ilaçlar hakkında çok bilgilidir[viii][ix]. Kullandığı tıbbi aletlerin çeşitliliği ve detaylı anlatımıyla “modern cerrahinin kurucusu” olarak kabul görmüştüri. Afyonu cerrahide anestezik amaçla kullanan ilk hekimdir.

İbn-î Sina: MS 980 yılında Buhara şehrinde dünyaya gelen İbn-î Sina, Müslümanlar arasında “Şeyhü’r Reis”, Batıda ise “Avicenna” isimleriyle bilinmektedir. Döneminin tüm bilim dallarında 200’den fazla eser vermesinin yanı sıra tıpta da otorite sayılmıştır. Zira eserlerinin 43 tanesi tıp ve eczacılıkla ilgilidirii. En büyük eseri olan “Kanun-u Fi’t-Tıb”, batı bilim dünyasında “Tıbbın İncili/tıbbın mukaddes kitabı” olarak adlandırılmıştır. Antik Yunan’dan o döneme kadar biriken tüm tıp bilgilerini sentezleyip sistemli hale getirdiği ve şahsi gözlemleriyle yorumunu da ekleyerek yazdığı bu eser, yaklaşık bir milyon kelime hacmi ile bir ansiklopedi niteliğindedir. Doğu ve Batı’daki tüm tıp okullarında 17. yüzyıla kadar başlıca ders kitabı olarak okutulmuştur[x].

Yalnızca bir kısmının ismini verip tıp bilimine katkılarından söz ettiğimiz Müslüman âlimlerin benimsediği tekâmül usulü bugün de geçerlidir. Eskiyi bilip değerlendirmek yeninin bina edilmesini kolaylaştırır. Onlar yaşadıkları dönemin modern tıbbını ifa ettikleri gibi bugün de tıp, modern ve geleneksel unsurlarıyla birlikte bütüncül sağlığımıza hizmet etmektedir. Çağın hekimleri olarak bizler kadim bilgilerin ışığında geleceğe adımlar atabilmeyi üzerimize vazife addederiz.

Uzm Dr Aksanur Gökçe

 Fitoterapist (YL) ve Aile Hekimliği Uzmanı

Kaynakça:

[i] Bayat, A. H. (2016). Tıp Tarihi Kitabı. İstanbul: Merkez Efendi Geleneksel Tıp Derneği, 34-240.

[ii] Asil, E. (2001). Dünden bugüne eczacılık. Meslekiçi Sürekli Eğitim Dergisi (MİSED) 12, 4, (http://www.e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/mised/ekim01/3.pdf, Son Erişim Tarihi: 10.05.2021).

[iii] Zekai Şen, Unutulmuş Düşünce ve Bilim Güneşlerimiz, Medipol Unv Yayınları, 2019.

[iv] SD Dergi ,Nil Sarı: “Tıp tarihi, hekim kimliği oluşturmak açısından çok önemli”

[v] Uluslararası Fuat Sezgin sempozyumu; Zahide ÖZKAN-RASHED “Ebû Zeyd el-Belhî’nin Mesâlihu’l-ebdân ve’l-enfüs Adlı Eserinde Psikosomatik Tıp”

[vi] Kaya, M. (1998). “Râzî, Ebû Bekir”, TDV İslâm Ansiklopedisi. URL: https://islamansiklopedisi.org.tr/razi-ebu-bekir

[vii] Muhammed Hamîdullah, “Dîneverî, Ebû Hanîfe”, TDV İslâm Ansiklopedisi. URL: https://islamansiklopedisi.org.tr/dineveri-ebu-hanife

[viii] Esin Kahya, “Zehrâvî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, URL: https://islamansiklopedisi.org.tr/zehravi

[ix] Esin Kahya, “Et-Tasrîf”, TDV İslâm Ansiklopedisi, URL: https://islamansiklopedisi.org.tr/et-tasrif–zehravi adresinden 06.05.2021’de

[x] Acıduman, A. (2002). İbn-i Sina’nın bilim tarihindeki yeri: Kuhn’ca bir yaklaşımla. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası, 55(2), 115-122.