Su Kasîdesi

Su deyince akla ister istemez Fuzûlî’nin su redifli o güzel kasîdesi gelir. Biz ismine Su Kasîdesi desek de o “Kasîde-i Der-Na’t-i Hazret-i Nebevi” demiş adına. Yani peygamberimiz Muhammed Mustafa’yı (sav) övmek için yazılmış bir naat. Belki bir şefaat duası…

Sadece kısa anlamını vermek şiirin özünü anlatmaya yetmezse de gelin ağzımıza bir bal çalınsın, merak edenler için bir araştırma konusu olsun hem. Suyu, Resulullah aşkına vesile yapan şaire kulak verelim.

-Kasîde-i Der-Na’t-i Hazret-i Nebevî-[1]

 

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su

Kim bu denlü dutuşan odlare kılmaz çâre su

 

Ey göz(üm)! Gönlümdeki ateşlere gözyaşı(m)dan su saçma. Zira bu kadar fazla tutuşmuş ateşlere suyun faydası olmaz.

 

Âb-gûndur günbed-i devvâr reng-i bilmezem

Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâre su

 

(Şu) dönen kubbenin (gökyüzünün) rengi su renginde midir? Yoksa gözümden akan yaşlar mı (bu) dönen kubbeyi kaplamıştır, bilemiyorum.

 

Zevk-ı tîgundan ‘acep yoh olsa gönlüm çâk çâk

Kim mürûr ilen bıragur rahneler dîvâre su

 

(Ey sevgili) senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden gönlüm parça parça olsa şaşılır mı? (Nitekim) su da akarken duvarlarda yarıklar bırakır (meydana getirir).

 

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin

İhtiyât ilen içer kimde olsa yâre su

 

Yaralı gönül, senin ok temrenine benzeyen kirpiklerinin ismini korkarak söyler. (Nitekim) yarası olan (hasta) kimse (de) suyu ihtiyatla (çekinerek) içer.

 

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâre su

 

Bahçıvan (boşuna) zahmet çekmesin; gül bahçesini sele versin (mahvolmaya bıraksın). (Çünkü) bin (tane) gül bahçesini sulasa, senin yüzün gibi bir gül açılmaz (yetiştiremez).

 

Ohşada bilmez gubârını muharrir hattuna

Hâme tek bahmahtan inse gözlerine kare su

 

Yazı yazan (hattatın) bakmaktan kalem gibi gözlerine kara su inse (kör olsa) yine de “gubâr yazısı”nı senin (yüzündeki) tüylerine benzetemez.

 

Ârızun yâdiyle nem-nâk olsa müjgânım n’ola

Zâyi’ olmaz gül temennâsıyla virmek hâre su

 

(Ben) senin gül renkli yanağını gözümün önüne getirip ağlasam ve kirpiklerim bu suretle ıslansa, bunda şaşılacak ne var? (Çünkü) gül elde etmek isteyerek diken(in)e su vermek boşa gitmez.

 

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ

Hayrdur virmek karanu gicede, bîmâre su

 

Gam günü (ızdıraplı günümde) hasta gönül (gönlüm)den kılıç ( gibi keskin bakışlar)ını esirgeme. Karanlık gecede hastaya su vermek hayır(lı bir iştir, sevap)dır.

 

İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it

Susuzam bir kez bu sahrâda benüm’çün âre su

 

(Ey) gönül! Ondan ayrı olduğun zaman (sevgilinin ok temrenine benzeyen) kirpiklerini iste(yerek) arzumu, harâretimi söndür. (Zîrâ ben) susuz (harâretten yanıyor)um, bu (aşk) sahrâ(sın)da bir kez (de) benim için su ara.

 

Men lebün müştâkıyem zühhâd kevser tâlibi

Nitekim meste mey içmek hôş gelür huş-yâre su

 

Ben (senin insanlara İlâhî aşk şarabı sunan) dudağının susuzuyum. Zâhidlerin muradı kevserdir. Çünkü sarhoş olana şarap, ayıklara da su içmek hoş gelir.

 

Ravza-i kûyına her dem durmayub eyler güzâr

Âşık olmış gâlibâ ol serv-i hôş-reftâre su

 

Su, galiba o nazlı gidişli (salınarak yürüyen) serviye (servi boylu güzele) âşık olmuş; (onun için) durmadan, her an, onun bulunduğu cennet gibi bahçeye (doğru akıp) gider (dolaşır).

 

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek

Çün rakîbümdür dahi ol kûya koyman vâre su

 

Suyun yolunu, sevgilinin bulunduğu yere gitmesin diye toprak olup (olarak) tutmalıyım. Çünkü su da benim rakibimdir. O köye (yere) gitmesine göz yumamam.

 

Dest-bûsı ârzûsiyle ölürsem dûstlar

Kûze eylen toprağum sunun anunla yâre su

 

Dostlarım, (eğer) sevgilinin elini öpmeden, bu arzuyla ölürsem, toprağımdan testi yapıp onunla sevgiliye su verin.

 

Serv-keşlük kılur kumrî niyâzından meğer

Dâmenin duta ayağına düşe yalvare su

 

Servi, kumru yalvardığı (halde) dikbaşlılık, inatçılık eder. Meğer su(yun), (servinin bu inatçılıktan ve dikbaşlılıktan vazgeçmesi için) eteğini tutup ayağına kapanıp yalvarmasını ister.

 

İçmek ister bülbülün kanın meğer bir reng ile

Gül budağınun mizâcına gire kurtare su

 

(Gül budağı), meğer (güle renk vermek gibi) bir hile ile bülbülün kanını içmek ister. Su, gül budağının damarına girip (mizacına göre hareket ederek bülbülü) kurtarsın.

 

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme

İktidâ kılmış tarîk-ı Ahmed-i Muhtâre su

 

Su, Hz. Muhammed (sav)’in gösterdiği yola (Kur’ân yoluna) uymakla temiz yaradılışını bütün dünyaya açıkça göstermiştir.

 

Seyyid-i nev’-i beşer deryâ-yı dürr-i ıstıfâ’

Kim sepübdür mu’cizâtı âteş-i eşrâre su

 

İnsan cinsinin efendisi, kıymetli inci deryası olan (insanlara kıymetli inciler değerinde sözler söyleyen) Hz. Muhammed Mustafa’nın mucizesi şer sahiplerinin ateşine su serpmiştir (ve sönmüştür).

 

Kılmağ i çün tâze gül-zâr-ı nübüvvet revnâkın

Mu’cizinden eylemiş ızhar seng-i hâre su

 

(Peygamber), Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını taze kılmak (tazelemek) için mucizesiyle sert taştan su çıkarmıştır.

 

Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim

Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffâre su

 

Onun âlemde uçsuz bucaksız bir deniz gibi olan mucizesinden kâfirlerin binlerce ateşhânelerine su ulaşmış (ve küfür ateşinin sönmesine vesile olmuştur).

 

Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ’

Barmağından virdüği şiddet güni Ensâr’e su

 

Şiddet(li sıcağın olduğu, kızgın bir savaş) gün(ün)de (Hz. Muhammed’in) parmağından Ensârına su verdiğini kim işitse, hayretinden parmağını ısırır.

 

Dôstı ger zehr-i mâr içse olur Âb-ı Hayât

Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâre su

 

O’nun dostu yılan zehri içse âb-ı Hayât olur. Düşmanı ise, (o içtiği su) mutlaka yılan zehrine döner.

 

Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz

El sunub urgaç vuzû’ içün gül-i ruhsâre su

 

Peygamber (Efendimiz), abdest (almak) için yanağının gülüne el sunup (avucundaki) su(yu) vurunca, her (su) damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmış(tır).

 

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl

Başını daşdan daşa urub gezer âvâre su

 

Su, ömürler boyunca (Hz. Peygamber’in) ayağının toprağına (mezarına) varayım diye, başını taştan taşa vurarak avare gezer durur.

 

Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr

Dönmez ol der-gâhdan ger olsa pâre pâre su

 

Su, zerre zerre eşiğinin toprağına nûr salmak (nurlandırmak) ister. Eğer parça parça (da) olsa o dergâhtan (eşikten) dönmez.

 

Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ

Eyle kim def’i humâr içün içer mey-hâre su

 

Sarhoşlar, sarhoşluklarını (başağrılarını) gidermek için nasıl su içerlerse, günâhkârlar da na’tını dillerinden düşürmemeyi (günahlarına) dermân bilirler.

 

Yâ Habîballâh yâ Hayre’l-beşer müştâkunam

Eyle kim leb-teşneler yanub diler hem-vâre su

 

Ey Allah’ın sevgilisi, ey insanların en hayırlısı! Nasıl ki çok susamış, dudağı susuzluktan çatlamış olanlar hararetle yanıp her ân su isterlerse, işte ben de senin öyle tutkununum.

 

Sensin ol bahr-ı kerâmet kim Şeb-i Mi’râc’da

Şeb-nem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâre su

 

(Ey Muhammed!) Sen, Mirac gecesinde feyzinin şebnemi (çiğ tanesi ile) sabit ve seyyar (yıldızlar)a su ulaştıran o keramet denizisin.

 

Çeşme-i hûrşîdden her dem zülâl-i feyz iner

Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mi’mâre su

 

Senin kabrini yenileyen mimara su gerekse, güneş pınarından her ân (durmadan) bereketin saf, hoş içimli, serin suyu iner (akar).

 

Bîm-i dûzah nâr-gam salmış dil-i sûzânuma

Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâre su

 

Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış; senin ihsan bulutunun o ateşe su serpeceğine (onu söndüreceğine) ümidim var (ey Allah’ın Resûlü!).

 

Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri

Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü-i şeh-vâre su

 

(Ey Allah’ın Resûlü!) Seni övmenin uğuruyla, nisan bulutundan düşen damlaların şahane inciler haline dönmesi gibi Fuzûlî’nin sözleri (şiiri) de kıymetli bir inciye dönmüş, onun gibi değerlenmiştir.

 

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda Rûz-i Haşr

Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâre su

 

Mahşer günü gaflet uykusundan uyanık olan, (sana) sana hasret gözyaşlarından uyanık gözlere su (serptiğinde), döktüğünde (ağladığında)…

 

Umduğum oldur ki rûz-ı Haşr mahrûm olmayam

Çeşme-i vaslun vire men teşne-i didâre su

 

…umduğum odur ki, Kıyamet gününde (senin yüzünü görmekten) mahrum olmayayım. Ben yüzüne susamışa, senin kavuşma (vuslat) pınarın su versin.

 

[1] Çeviriler, Adem Çalışkan’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları’ndan basılan “Fuzûlî’nin Su Kasîdesi ve Şerhi” adlı kitabından alıntılanmıştır.