SENİN GÖK-YÜZÜN

Çocukluğa dair çokça anlam, sembol ve terimden bahsedilebilir hiç şüphesiz… Çocukluğu gökyüzüne benzetmek de şiirin imge dünyamıza kazandırdıklarından birisi. Algıların, duyguların çok güçlü olduğu bu süreçte zaman, mekan, çevre vb. her türlü faktör, yarının yetişkinleri olan çocukları inşa ediyor. İçinde bulunduğumuz salgın kısıtlamaları dönemi de dahil, ebeveyn, akraba, sosyal çevre ve elbette eğitim süreçlerinde öğretmenleri,  çocukların, gençlerin gökyüzünü oluşturmaya eşlik ediyor.

Bilgiye ulaşmak artık çok kolay, “gelecekte öğretmenlik diye bir meslek olmayacak” gibi futurist kahinlerin korkutmacalarının ne kadar yersiz olduğunu görüyoruz hep birlikte tam da bugünlerde… Çocuklarımızla birlikte evlerimizde – çalışıyor da olsak- yirmi dört saat detaylı gözlem yapabilme avantajını yakaladık. Geçmiş dönemler için öğretmenlik, hocalık, üstad, müderris ya da mürşid kavramlarının önemine dair sayısız akademik makale bulabiliriz. Akşemseddin’den Aristoteles’e, Maria Montessori’den Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Mehmet Akif Ersoy’dan Adil Erdem Bayazıt’a, Celalettin Ökten’den Nurettin Topçu’ya  tarihte örnek gösterilebilecek hayatını bilfiil öğretmenlik yaparak veya eğitim meselelerine kafa yorarak geçiren insanların hem yazılı hem yaşayan eserlerine bakıp öğretmenlik mesleğinin geçmişten günümüze geçirdiği süreçte aslında her meslekte olduğu üzere gönülden yapılıyor olması dikkati celbediyor.

Modern zamanlar, postmodern zamanlar, dijital devrim gibi pek çok değişime şahitlik ediyoruz. Prof. Dr. Erol Göka “Psikolojik Bakımdan ‘Normal’misiniz?” başlıklı yazısında soruyu birinci olarak  “Modern zamanlarda sağlıklı psikolojik yaşamın ölçütlerinin ne olduğu sorusuna, bugüne kadar bilinen en yetkin cevabı Freud vermiş. Ona göre psikolojik sağlığın yerinde olması için iki ölçüt var: Sevmek ve çalışmak. Sevme potansiyeliniz yerindeyse ve işinizi gücünüzü görebiliyorsanız büyük ölçüde normalsinizdir.” diye cevaplıyor ve şöyle devam ediyor: “Psikolojik sağlıkla ilgili ikinci ölçüte gelince… İnsanın psikolojik bakımdan durumunu sınamak istiyorsanız, onun, çocuklara ve gençlere karşı hislerine ve bu hislerini dışa vurma biçimlerine bakın. Psikolojik bakımdan sağlıklı insan, misafiri olduğumuz dünyamızın yeni, acemi mukimleri çocukları ve gençleri içtenlikle sever, hayat bilgisini onlara öğretmek, dünyayı nasıl algıladıklarını onlardan öğrenmek için çabalar. Bilin ki, kim çocuklara ve gençlere tahammülsüzse, onun daha anasıyla ve anasının sütünü paylaşan diğer çocuklarla, genel olarak insan kardeşleriyle derdi bitmemiştir. İçi hasetle doludur, yeryüzündeki bütün kaynakları kendisi sömürmek ister. Çocuklara ve gençlere tahammül edebilmek, hayata saygı göstermenin, faniliğe boyun eğmenin, teslim olmanın en iyi göstergelerindendir. Denilebilir ki, bu ölçüt de zaten birinciden bağımsız değil. Doğrudur.”

Prof. Dr. Erol Göka’nın, insanın çocuklara ve gençlere nasıl davrandığına bakarak ruh sağlığı hakkında bir karar verebilirsiniz mealindeki sözleri konuyu iki taraflı aydınlatacak bizler için. Öğretmenlik için olmazsa olmaz şart, ruh sağlığı; ruh sağlığının göstergesi ise -sadece öğretmenler için değil herkes için- çocukları gençleri sevmek. Her iki taraftan da bireysel ve toplumsal sağlık için olması gerekeni çok güzel açıklıyor.

Ekran karşısında geçirilen saatlerde sürekli bir robotun muhatabı olmanın çocuklarımızı ve bizleri hem fiziksel hem ruhsal açıdan maruz bıraktığı rahatsızlıklar tartışıladursun, tüm distopik kuramların aksine Namık Kemal’in “Bârika-i hakîkat müsâdeme-i efkârdan doğar” (Hakikat güneşi, fikirlerin çatışmasından doğar) vecizesinin ışığında fıtrata dönüş gayretlerinin küllî bir uyanışa vesile olacağını ümit ediyorum. Öğretmenlik mesleğinin bugün her zamankinden daha yüksek manevî duygularla icra edildiğini görüyorum bizzat arkadaşlarım tarafından. Fıtratı koruma, irade terbiyesi gibi hususlarda yapılan çalışmaların yeni yetişen öğretmenlerden daha güçlü yansıyacağına inanıyorum. Hz. Peygamber’in (SAV) rehberliğinde,   inşa ettiklerimizle iftihar edebilmeyi niyaz ediyorum; tertemiz fıtratlar âlemlerin Rabb’inin emaneti…

Ayşe Saraç