Orucun Adabı

Oruçla gönülleri incelten, zihne kavrayış, dile sükût, kalbe cömertlik ve merhamet hissiyatını aşılayan, kullarına takva yolunu kolaylaştıran, nefs-i emareyi isteklerine karşı gelme gücüne kavuşturan Ekrem’ül-Ekremine hamdolsun.

Tutulan orucun sırf Allah rızası için tutulmaya niyetlenilmiş olması her ibadet gibi orucun ilk ve en önemli şartı ve edebidir. Amellerde başka niyetler ve kastlar olursa, o riya sayılır. İhlâstan ârîdir. Midenin ıslahı için oruç tutmak, uykuyu gidermek için namaz kılmak, sıhhati muhafaza için hacca gitmek gibi amellerin hiç birisinde matlub olan ihlâsı bulmak mümkün değildir. Herhangi bir haz ve nasip ki, ister dünya, ister ahiret olsun, az veya çok nefsi ondan hoşlanıyorsa, İhlâstan uzaktır.

İsa aleyhisselam buyururlar ki: “Sizler oruçlu olduğunuz günler, oruçlu olduğunuzu kimseye bildirmemek için başınızı ve sakallarınızı yağlayın ve ara sıra ağızlarınızı yemekten kalkan insanların yaptıkları gibi siliniz ki, halk sizin oruçlu olduğunuzu anlamasınlar. Zira en az bir miktar da olsa riya karışmış ameli, Allah Teâlâ kabul etmez.”

Ramazan ayı boyunca sade bir hayat yaşamak icap eder. İlk sadelik sofralardan başlamalıdır. MZK Hz. der ki: “Mü’minin karnını doyurmak için de, öyle envâ-ı çeşit lezzetli yemekleri aramaz. Ömrünün çoğu oruçlu olmakla beraber açlığını gideren kuru bir ekmek de ona kâfidir. Çünkü midesi de öyle büyük değildir. Kanaatkâr olmakla beraber, hırsı ve aç gözlülüğü de yoktur.”

Vesveseler şeytanın tohumudur. Ektiği yer ise tok ve dolu midelerdir. Kim ki Allah için bir gün aç kalır veya oruç tutar; onun kalbinde hikmetten bir kapı açılır. Açlık ilim ve zekâyı îras eder; tokluk ise cehil ve zulmet getirir. En güzel taam açlıktır; nefis sahipleri ise bundan çok korkar ve feryat ederler. Oruçtaki açlık fikri hatırda tutulmalı tıka basa doymaktan sakınılmalıdır.

Açlık Hz. Allah’ın ziyafetidir. Tokluk ise akıl ve zekânın yokluğuna alamettir. Kim ki nefs-i hayvanîsini açlıkla keserse, buna mukabil nûr-ı mârifetle hayât-ı kalbi satın alır ve kâr eder, kazanır.

Ramazanda tutulan oruçların, kılınan namazların, okunan Kur’anların Ramazan bitince de devam etmesi ve tesirini sürdürebilmesi için haramlardan kaçınılması ve şevkle, zevkle, ihlasla ibadetlere koşturulması icap eder.

Güzel ahlak Ramazanın kardeşidir. Oruç, kimsenin gönlünü kırmadan, kimseyi incitmeden; elimizden geldiği kadar herkese iyilik, güzellik, tatlı dil güler yüzle muamele ederek, hoş muamele ve ilişkilerle yaşanmalıdır.

Dili haramlardan sakınmak orucun edeplerindendir. Gıybet o kadar kötü bir şeydir ki, mübarek Ramazan günlerindeki farz ve sair günlerdeki nafile oruçlarımızın sevabını giderir; ruhsuz bir ceset gibi bırakır. Her ne kadar oruçlarımızı bozmazsa da, sevabını gidereceğinde ittifak vardır. Mamafih, orucu da bozar diyenler de olmuştur. Onun için çok dikkatle sakınılması gerektir. İbadet yalnız farzları yapmakla tamam olmaz, belki farzların kabulü ve mükâfatı, ancak günahları ve mekruhları bıraktıktan sonra faydalı olur.

Oruçlunun orucunu sakınması gibi oruç tutmayanın da halini saklaması edeptendir. Meşru sebeplerle bile olsa tutmayanların oruç tutanlara hürmet etmesi ve görülmesi muhtemel yerlerde yemek yemek, sigara içmek, bir şeyler içmek gibi fiilleri işlememeleri edeptendir.

Ramazan tövbe ayıdır. Bu sebeple istiğfarı dilden düşürmemeye dikkat edilmelidir. Bununla birlikte nimetlere şükür, orucun hatırlattığı edeplerden olduğu için şükrü her zaman tekrarlamak oruçlu kişinin diline yakışan en güzel tesbihtir.

Kendisine Kur’an’ın indirildiği Resul-i Ekrem Efendimize salat-u selam, hiç dilden düşürülmeyecek bir tesbih olarak Ramazan görevlerinin arasındadır.

Zenginler zekâtlarını bu ayda fakirlere verip, onların ramazan orucu için kuvvetlenmelerini düşünmeli; tüccarlar borçluların alacaklarını ödeyip, hesaplarını kapatmalı, hatta şahsi faaliyetlere devletler de iştirak ederek eskiden valilerin durumu müsait mahkûmları hapisten azat etmelerinden örnek alınarak günümüzde uygulanması mümkün tedbirler üretilmeli, halkın sorunlarına ramazana has çözümler getirilmeli.

Takva ehli olmaya gayret etmek de Ramazan ahlakının önemli bir parçasıdır. Takva sakınmak demektir. Sakınarak yaşamak demektir. Günah olmasın, yanlış olmasın, hatalı olmasın, bizi cehenneme düşürmesin düşüncesini taşımak demektir. Takva, dikenli bir tarlada elbisesi yırtılmasın, ayağına diken batıp ayağını kanatmasın diye dikkatli yürümek gibidir. Dünya tarlasının dikenleri haramlardır. Haramı işleyen maneviyat eteğini yırtar.

Bu ayda sükûta daha meyilli olmak orucun tabiatındandır. Oruç insanı halsiz bırakır, bu sebeple kişi istese de fazla konuşmaya mecali olmaz. Ancak bilinçli olarak bunu istemek, sükûtu ihtiyar etmek, tefekkürü talep etmek demektir. Oruçlu sessiz olduğu zamanlarda tefekkür ile meşgul olursa “Sükûtu da tesbih gibidir.”

Ramazanın mübarek günlerinde abdestli bulunmaya azami gayret göstermek, duaya sarılmak, cemaate muhakkak devam etmek, gündüzleri gibi gecesini de mübarek kabul etmek lazım gelir. Gündüz oruçlu olup, iftardan sonra eğlenceye ve eğlence yerlerine akın etmek orucun tabiatına aykırıdır. Zira oruç nefsi terbiye eden en önemli ibadetlerdendir. Bütün gün nefsi tutup, iftarda yaydan bırakılmış ok gibi keyfince salıvermek gün boyu boşa açlık çekilmesine sebep olur.

Ramazan ayında ilimle meşgul olmak, oruçla keskinleşen zihinler, açlıkla incelik kazanan kalpler ile daha kolay kavranacak ve akılda kalıcı olacaktır. Bu sebeple ibadet ve takvanın büyük kardeşi sayılan ilimle meşgul olmak oruç ibadetini de daha değerli hale getirecektir.

Serpil Özcan