Niteliği Belirleyen Alışkanlık

Alışkanlık, nâm-ı diğer itiyat, huy, meleke kişinin kendisi olmasını sağlayan rutinleşmiş, düzenli ve sürekli davranışlarıdır.

İnsan kendisine herhangi bir yönüyle haz veren davranışları tekrar etme isteği duyar. Sık sık tekrar edilen davranışlarsa zamanla bilinçaltına yerleşir. Bunun sonucunda benzer tetikleyiciler karşısında -fiziksel refleksler gibi- karar verme ihtiyacı duymadan hatta çoğu zaman farkına dahi varmadan aynı tutum sergilenir. Böylelikle bu tutum sahibine nispet edilen bir özellik halini alır.

Yapılan araştırmalar insanların günlük davranışlarının ortalama yüzde kırkının alışkanlık kapsamına girdiğini ortaya koymaktadır. Bu demek oluyor ki alışkanlık kaçınılmaz bir durumdur; birey ve toplum hayatının ayrılmaz bir parçasıdır ve yaşam tarzının niteliğini belirlemede önemli bir konuma sahiptir. Alışkanlık mekanizması taşıdığı bu önem nispetinde insanın sorumluluk sahibi olduğu alanlardaki tercihlerini de belirlemektedir.

Kişinin olaylar ve durumlar karşısındaki tepkilerini ifade eden ahlak kavramı alışkanlıkla yakın ilişki içerisindedir. Nitekim ahlak yerine kullanılabilen huy kelimesi, aynı zamanda alışkanlığın da karşılığıdır. Ahlak bilimciler bir davranışın ahlak statüsünde kabul edilmesi için kişinin düşünüp karar almaya ihtiyaç duymadan o davranışı sergiliyor olması yani davranışın alışkanlık haline gelmesi gerektiğini ifade eder.

Mesela dürüstlük doğru söylemeyi alışkanlık haline getirmiş olmanın adıdır. Dürüst kimse hiç düşünmeden, zorlanmadan doğruyu aktarır. Bu davranış onun benliğine mal olmuştur. Doğru olanı söyleyip söylememe arasında tercihte bulunarak doğruyu söyleyen kimse ise dürüst davranmakla birlikte henüz bu ahlakı benimsemiş değildir. Bu davranışın tekrar tekrar uygulanması neticesinde kişi alışkanlık kazanacak ve dürüstlük onun ayrılmaz bir vasfı olacaktır. Aynı durum yalancılık için de düşünülebilir.[1]

Yukarıdaki örnekten anlaşıldığı üzere bir kimsenin ve hatta toplumun niteliği belirlenirken sıklıkla tekrar eden davranışları dikkate alınır. Alışkanlıklar bireyin ve toplumun varlık sahnesinde sergilediği rolü oldukça yakından etkilemektedir.

Bu durumda üzerine düşen rolü hakkıyla yerine getirmek isteyen her bir bireye düşen öncelikle kendi niteliğini tespit etmektir. İnsanın kendi mevcut halini nitelendirmesi yani tanıması kendini gerçekleştirme yolunda önemli bir başlangıçtır. Bir başka ifade ile ideal/kâmil insan olma yolculuğunda ilk adımı atmak sahip olunan alışkanlıkların tespit edilmesi ile mümkün olmaktadır.

Alışkanlıklar fark edilerek üzerinde sistemli olarak çalışıldığında değişebilir. Çünkü bu davranışlar kişinin doğarken getirdiği özelliklerinden değil, çocukluk döneminden itibaren kazanılmış tecrübeleridir. Ahlakı güzelleştirme ile ilgili nebevi tavsiyeler de bu temele dayanmaktadır. Mesela her kızdığında bağırıp çağıran kişi hiddeti alışkanlık edinmiştir. Bu kişi bu alışkanlığını fark ederek değiştirmeye niyet ettiğinde yeni bir alışkanlık kazanma çabasına girebilir. Böylelikle kızdığı anda duygularını kontrol etmeye ve öfkesini doğru yönetmeye de alışması mümkündür. Son Peygamber as’ın kendisinden nasihat isteyen bir sahabiye “hiddetlenme”[2] tavsiyesi bu değişikliğin olabileceğine işaret eder.

Alışkanlıkların değişiminin mümkün olduğunu ifade ederken var olan alışkanlığı terk etmenin yeni bir alışkanlık kazanmaktan zor bir süreç olduğunu belirtmekte fayda var. Dolayısıyla kişinin yeni kazanımlarını iyi yönetmesi önemlidir. Bu yönetim tekrarlanan eylemlerin sorgulanması ile mümkün olabilir.

Bir davranışın alışkanlık haline gelmesi ve kişinin karakterine oturması için bazı şartlar vardır. Kişiyi mutlu eden ve ona haz veren davranışlar alışkanlık boyutuna geçebilmektedir. İlk kez bilinçli bir şekilde yapıldığında kişiye tatmin duygusu yaşatan, yani kişinin bir ihtiyacının giderilmesini sağlayan davranışlar kolaylıkla alışkanlık haline dönüşebilmektedir.

Zararlı sınıfına giren alışkanlıkların ve bu kapsamda kötü ahlakın kişinin egosunu/ nefsini tatmin ettiğini söylemek mümkündür. Faydalı alışkanlıklar, güzel ahlak ise kişinin ruhunu tatmin etmektedir. Bu ilkeden hareketle alışkanlıklarının iyilik kapsamında gelişmesini isteyen kimselerin tatmin olma durumlarının odağını ruh boyutuna taşımaları gerektiği anlaşılmaktadır. Bunun için de ruhu güçlendirecek eylemler tercih edilmeli ve nefsin geçici hevesleriyle vakit kaybedilmemelidir. Nitekim tasavvufi uygulamalarda var olan zikir, tefekkür, ibadet, riyazet vb uygulamalar ruhu güçlendirerek bireyin tatmin boyutunu yüceltmeyi ve dolayısıyla ruhunu tatmin eden alışkanlıklara yönelmesini hedeflemektedir.

Alışkanlık insanoğluna sunulmuş önemli bir kolaylık ve konfor alanıdır. İnsan belli bir dönem gösterdiği gayret neticesinde bir ömür rahatlıkla sürdüreceği olumlu nitelikler elde edebilmektedir. Bununla birlikte otomatikleşme yani iradeyi geri planda bırakma durumu davranışlarla ilgili kanıksama halidir ki bu durum farkındalığın ve dolayısıyla hassasiyetin kaybolmasına ve belki ana gayenin unutulmasına yol açabilmektedir. Kanıksama ile ilgili alınabilecek tedbir ise kişinin her an neden, niçin soruları ile niyetini kontrol etmesidir.

Olumsuz alışkanlıklar söz konusu olduğunda ise kanıksama hali görmezden gelme ya da olağan karşılama durumlarını geliştirmektedir ki bu da alışkanlığın istenmeyen etkisi olarak görülmektedir. Birey ve toplum için tehlike arz eden bu durumun farkında olmak ve duyarlılığı kaybetmemek önemlidir. Bu duruma reçete olarak sunulabilecek nebevi tavsiye her kötülüğün ardından yapılacak denk bir iyilik olabilir.[3] Bu uygulama kötü davranışın tekrarına mani olan bir farkındalık geliştirmektedir.

İyi yönetildiği takdirde iyiliği kolaylaştıran, güzelliğin yayılmasına vesile olan alışma eylemi kendi haline bırakıldığında bireyin gelişmesinin önündeki önemli engellerden biri olur. Güzel ahlak sahibi/ iyi insan olma yolunda alışkanlıkların insana sunduğu imkân ve anlık hazlarla tatmin olan nefs sayesinde edinilmiş süregelen davranışlar, bağımlılıklar bu durumun somut ifadesidir.

Unutulmaması gerekense iyi ya da kötü her alışkanlık “ben”in niteliği olmaktadır. Dünya ve ahirette iyiliğe ulaşmak için erdemli bir “ben” arzu ediliyorsa öncelikle tekrar eden davranışların farkına varmak önemli ve gereklidir.

Zeynep Yaren Çelikbilek

[1] “Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında “doğru/sıddîk” olarak tescillenir. Yalandan sakının! Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah katında “yalancı/kezzâb” olarak tescillenir.” (M6639 Müslim, Birr, 105)

[2] Buhari, Edeb 76; Tirmizi, Birr 73

[3] “…Kötülüğün ardından bir iyilik yap ki onu silsin…” Tirmizî, Birr, 55.