Çocuklarımız ve Büyüklerimiz

Büyükanne, büyükbaba, anneanne, babaanne, nene, dede… Toplumumuzun ve ailelerimizin önemli yapı taşları… Hayattayken onlarla temas halinde olmak, yardımlarına koşmak, iletişimi sıkı tutmak önemli. Hele çocuklarımız varsa asla dede ve nenelerinden uzakta büyümemeliler. Son yıllarda evlenme oranlarının azalması, boşanma oranlarının artması, göç, bireyselleşme, çekirdek aile yapısına geçiş gibi aileye ve topluma ilişkin değişimlerin kuşaklararası ilişkiler üzerindeki olumsuz etkisi bizlerin çabasıyla azaltılabilir.

Toplumumuzda kadınlarımızın çalışma hayatına yoğun şekilde katılmasıyla birlikte çocuk bakımını çoğunlukla büyüklerin üstlendiği bir dönemde yaşıyoruz. Birçok ebeveyn çocuklarına bir yabancının değil, kendi anne-babalarının bakmasını tercih ediyor. Ebeveynler genellikle büyüklerin çocukları şımarttığı ve kendi istedikleri şekilde yetiştirmediklerinden şikâyetçi. Unutulmamalı ki, dede/nene-torun ilişkisi, çocuklar için hayati önem taşıyan koşulsuz sevgiyi hissedebilecekleri bir ilişki türü. Ayrıca büyüklerimiz bizden daha olgun, tecrübeli, dengeleyici, geçmiş – gelecek arasında köprü, dil, kültür ve tarih aktarıcısı olmaları münasebetiyle gelecek nesillere örnek teşkil ediyorlar. Çalışma hayatı sebebiyle çocuklarımızın bakımını üstlenen ebeveynlerimize bir de bu yönden bakmakta fayda var. Onları değiştirmeye ve eğitmeye çalışmak doğru bir yaklaşım olmadığı gibi, incinmelerine de sebep olabilir. Bu yüzden çok temel bir sorun olmadıkça müdahale edilmemeli.

Çocuklarımızın bakımını üstlenen dinç büyüklerimiz olduğu gibi, bakıma muhtaç, hastalıkları olan, bizden uzakta yaşayan yaşlılarımız da mevcut elbette. Hepimizin bildiği gibi bilimsel yöntemlerin gelişmesi ve tıp alanındaki teşhis/tedavi yöntemlerinin ilerlemesiyle birlikte insanın yaşam süresi uzadı. Böylelikle yaşlılarımızla birlikte geçirebileceğimiz süre de artmış oldu. Bunu büyük bir fırsat olarak görüp değerlendirmemiz gerekiyor. Çocuklarımız ve büyüklerimiz arasındaki etkileşim; kimlik gelişimi, yaşlılara yönelik algının olumlu değişimi ve empati, merhamet, saygı gibi duyguların gelişmesi açısından çok önemlidir.  “Torun, baldan tatlıdır.” sözünü hepimiz biliriz. Nene/dedelerin torunlarına yönelik koşulsuz ve yoğun sevgisi çocuklar üzerinde güven duygusunu artırır. Büyükanne ve büyükbabaların, torunlarına bakmaları, birlikte oyun oynamaları, anne ve baba ile çocuk arasındaki gerilimi azaltmaları ve yeni nesle kültür aktarımını sağlamaları, çocukların yaşamlarına olumlu katkı sağlar. Dede-neneleriyle düzenli olarak bir araya gelen çocuklar onlara hizmet ederek ve duygusal destek vererek bir bağ kurabilirler. Bu bağ sayesinde büyüklerimiz, toplumsal rollerinin sürdüğünü görerek, ruhsal ve bedensel çöküntüye de düşmemiş olurlar.  Aralarındaki bağ küçük yaşlarda kurulduğunda, ileride yaşanabilecek kuşak çatışması ihtimali de azalmış olur. Yaşlılarımız genellikle torunlarına karşı daha hoşgörülü ve sevgiyle yaklaşırlar. Bu sebeple kendi çocuklarıyla yaşadıkları çatışmaları onlarla yaşamazlar.

Eğer büyüklerimizle aynı evde yaşamıyorsak, düzenli olarak görüşmenin yollarını arayıp bulmalıyız. Hiç değilse haftada bir günümüzü onlarla vakit geçirmek için ayırmalıyız. Yanlarına gidemediğimiz zamanlarda sesli veya görüntülü arayarak ihtiyaçları olup olmadığını sormalı, onlara değer verdiğimizi, önceliğimiz olduklarını hissettirmeliyiz. Böylelikle çocuklarımız, yaşlandığımızda bize nasıl davranmaları gerektiğini gözlemlemiş olur.

Yaşam gerçekten hızla geçiyor ve çok çalışmamız gerekiyor. Çocuklarımızın okulu ve dersleri de bizi bağlayan unsurlar oldu. Ama tüm bunlar gerçekten engel teşkil ediyor mu? Haftada bir günümüzü dahi olsa büyüklerimize ayıramaz mıyız?

Psk. Şerife Zehra Yiğit