Zikrullah, gönül ve Ramazan ayı

Zikir, Arapça zekera-yezkürü-zikran kalıbından üretilen bir kelimedir. Bir şeyin anma, telaffuz etme, şeref, şöhret, şân, sitâyiş, namaz, dua ve niyâz-ı İlâhî, Kur’an’ı Kerîm, Kur’an’ı Kerîm tilâveti, kitap, tesbih, dua, şükür, taat, bahadır adam, hüccet, kadri yüce şey manalarına gelmektedir. Kur’an-ı Kerimde yaklaşık 292 ayette çeşitli anlamlarda geçmektedir.

Zikir; anma, hatırlamadır:

O halde beni (ibadet ve itaatle) hatırlayın ki ben de sizi (sevap ve mağfiretle) anayım; bana şükredin (ibadetsizlik ve itaatsizlikle) bana nankörlük yapmayın. (Bakara 152) (Gece gündüz) Rabbinin ismini an ve (ibadet için) her şeyden (mâsivâdan/dünya sevgisinden) kesilerek O’na dön. (Müzemmil, 8)

Yunus’un diliyle:

Derde derman Zikrullah

Kula ihsan Zikrullah

Fez kuruni der Allah

Gel zikredelim Hakkı

Zikir umduğuna kavuşmak, kurtuluşa ermek için vasıtadır:

… Allah’ı çok zikredin ki umduğunuza kavuşur/kurtuluşa erersiniz.(Enfal 45, Cuma 10)

Zikir, huzurdur:

… Şunu iyi bilin ki gönüller (ancak) Allah’ı anmakla huzura kavuşur.(Ra’d 28)

Gönül, kalptir, nazargâh-ı ilahidir. Molla Câmî’nin meşhur beyti ne güzel ifade eder:

Kâbe bünyâdı Halîl-i Âzer’est

Dil nazargâh’ı Celîl-i Ekber’est

 

(Kâbe Âzer oğlu İbrahim peygamberin inşa ettiği taş bir yapıdır. Gönül ise yüce Allah’ın nazargâhıdır.)

Şems-i Tebrizi’nin mısralarıyla;

Gönül âyinesin sûfi, Eğer kılar isen sâfi,

Açılır sana bir kapı, Ayân olur Cemâlullah.

(Ey sûfî, gönül aynadır. Eğer bu aynayı temiz tutarsan sana oradan bir kapı açılır ve o zaman Cemâlullah’ı görürsün.)

Mesnevi’de Hz. Pîr, Çinli ve Bizanslı ressamların resim yapma hikâyesi ile bu sözleri çok veciz izah etmiştir. Özetle şöyle:

“Çinliler iki yüz çeşit boya kullanarak muhteşem bir resim yaptılar. Eserlerinden dolayı sevinmekteydiler. Hükümdar kapıdan girip yaptıkları resmi gördü, olağanüstü güzellikteydi. Ardından Bizanslı ressamların odasına girildi. Bir Bizanslı ressam, karşı odayı görmeye engel olan perdeyi kaldırdı. Çinli ressamların yaptıkları resim bu odanın cilalı duvarına aksetti. O resim bu duvarda daha iyi göründü.

Sûfîler Bizanslı ressamlardır. Bunların ezberlenecek kitapları yoktur, fakat gönüllerini cilalamışlar, hırstan, cimrilikten ve kinden arındırmışlardır. Gönüllerine hadsiz hesapsız görüntüler akseder.”

 

Şemseddîn – Sivasî hazretlerinin beyitleri de bu gönül konusunu ne kadar anlamlı izah etmektedir:

 

Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûn olmadan.

Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pürnûr olmadan.

(Her şeyden uzak olmadıkça kişi Hakka vâsıl olamaz (kavuşamaz)

Gönül pürnûr –tertemiz- olmadan da hazine (kenz) açılmaz.)

Sür çıkar ağyâri dîlden, tâ tecelli ede Hak

Pâdişah konmaz saraya, hâne mâmur olmadan

(Gönülden Allah’tan gayrısını çıkar ki Hak tecelli etsin

(Çünkü) Hane mâmur olmadan padişah saraya girmez.)

 

Zikir, Kur’ân’dır. Kur’ân okumaktır.

(Ey Muhammed) İşte bu sana okuduğumuz(olay ve hükümleri), âyetlerden ve hikmet dolu olan (Kur’an) dandır. (Âli-İmran 58)

Kur’an Ramazan Ayı’nda indirilmiştir. (Bakara 185)

Ramazan Ayı, bağışlanma, temizlenme ayıdır.

“Ramazan ayı girdiği halde günahlarını affettirmeden bu ayı tamamlayan kişinin burnu yerde sürtsün.”    ( Tirmizî, Deavât, 100.)

Hz. Âişe validemizden gelen bir rivayet de şöyle: “Cibrîl (aleyhisselâm), Ramazan’ın her gecesinde Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile buluşur, karşılıklı Kur’an okurlardı.”  (Buhârî, Savm, 7; Müslim, Fezâil, 48, 50)

“İnanarak ve karşılığını Allah’tan umarak Ramazan gecelerini namaz kılarak ihya eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.” ( Müslim, Salatül musafirîn, 173)

Îtikâf: En büyük zikir ve tefekkür zamanı.

İtikâfın en sevaplısı Ramazan ayında olanıdır. Çünkü âlemlerin Efendisi (sas) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girerdi. (Buhârî, İ’tikâf,1)

Kadir Gecesi: Fırsat Mevsimi

Bağışlanma için özel olarak hazırlanmış, Kur’an’ın şerefine Müslümanlara bahşedilmiş fırsat mevsimi: Kadir Gecesi.

Her kim inanarak ve karşılığını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.  (Buhari, Savm 6)

Hz. Peygamber (s.a.s.)’den bazı zikirler:

Hz. Aişe validemizin rivayeti: (Kadir Gecesi’nde) şöyle de:  “Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni affet.”( Tirmizi, Deavat 84)

“Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum. Senin rızkınla orucumu açtım.”  للَّهُمَّ لَكَ صُمْتُ وَعَلَى رِزْقِكَ أَفْطَرْتُ     ( Ebû Dâvûd, Sıyâm, 22.)

“Rabbin, kuluna en yakın olduğu vakit gecenin son yarısıdır. Eğer o vakitte Allah’ı zikredenlerden olabilirsen ol!” ( Tirmizî, Deavât, 118)

“Allah’ın, yüzden bir eksik, doksan dokuz ismi vardır. Kim bu isimleri (öğrenip gereğiyle amel ederek) sayarsa cennete girer.” ( Buhârî, Şürût, 18)

 

“Sizden biri bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaktan âciz midir? Kim, “Kul hüvallâhü ehad. Allahü’s Samed” suresini okursa Kur’an’ın üçte birini okumuş sayılır.” (Tirmizi, Fedailü’l Kur’an, 2896)

 

“Kur’an-ı Kerim’den tek harf okuyana bile bir sevap vardır. Her sevap on misliyle kayda geçer.

“Elif Lâm Mîm” bir harftir demiyorum. Aksine Elif bir harf, Lâm bir harf, Mîm bir harftir.”

(Tirmizî, Sevâbü’l Kur’an, 16, 2912)

Kim (sayıları) doksan dokuz eden bu tesbihleri, (33 Sübhanellah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahüekber) ‘Lâ ilâhe illâllâhü vahdehü lâ şerîke leh lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.’ diyerek yüze tamamlarsa, günahları denizin köpükleri kadar da olsa bağışlanır.” (Müslim, Mesâcid, 146.)

Bir gün Hz. Peygamber, ashâbıyla beraber otururken onlara şöyle bir soru yöneltmişti: “Sizden herhangi biriniz, her gün bin sevap kazanmaktan âciz mi?” Orada oturan sahâbîlerden biri merakla sordu: “Bizden biri bin sevabı nasıl kazanabilir?” Hz. Peygamber cevap verdi: “(Allah’ı) yüz kere tesbih eder (sübhânellâh der) ve kendisine bin sevap yazılır veya bin günahı silinir.” (Müslim, Zikir, 37.)

Ebû Hüreyre’nin naklettiği bir haberde Allah Resûlü, bu tür toplulukların bulunduğu mekânları “cennet bahçeleri” olarak nitelendirmiş ve şöyle demiştir:“Cennet bahçelerine uğradığınız zaman nimetlerinden yararlanın.” Bunun üzerine, “Yâ Resûlallah, cennet bahçeleri nedir?” diye sordum. Hz. Peygamber, “Mescitler!” diye cevap verdi. “(Peki, o hâlde) er-Rat’u (yani) nimetlerinden yararlanmak nasıl olacak Yâ Resûlallah?” dedim. Peygamber (sav), “Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illâllâhü vallâhü ekber” diyerek cevap verdi. (Tirmizî, Deavât, 82.)

Bir gün sabah namazını kıldığında namaz kıldığı yerde zikirle meşgul olan Cüveyriye validemizin yanından ayrıldı. Kuşluk vaktinden sonra döndüğünde Hz. Cüveyriye’nin hâlâ oturuyor olduğunu gören Peygamberimiz, “Seni bıraktığımdan beri hâlâ aynı şeyi mi yapıyorsun?” diye sordu. Hz. Cüveyriye, “Evet.” cevabını verince Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Yanından ayrıldıktan sonra üç defa (şu) dört cümleyi söyledim. Bunlar senin gün boyunca söylediğin (zikirler)le tartılacak olsa, (sevap bakımından) onlara eşit olur: ‘Sübhânellâhi ve bi-hamdihî adede halkıhî ve rıdâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtih.’ (Mahlûkatı sayısınca, kendisinin hoşnut olacağı kadar, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.)”  (Müslim, Zikir, 79.)

“Kim bir günde yüz defa ‘Lâ ilâhe illâllâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.’ (Allah’tan başka ilâh yoktur, O, yalnızdır (tektir) O’nun hiçbir şekilde ortağı yoktur, mülk (hâkimiyet) O’nundur ve hamd O’nundur. O, her şeye kadirdir.) derse o kimse için on köleyi azat etmiş kadar sevap vardır. Ona yüz sevap yazılır, yüz günahı da silinir. Bu zikir o kimse için geceye kadar şeytana karşı bir korunak olur. Hiç kimse de onun yaptığı bu zikirden daha faziletli bir zikir yapamaz. Ancak bu zikri ondan fazla söyleyen kimse müstesna.” (İbn Mâce, Edeb, 54.)

“Sübhânellâhi ve bi-hamdihî, sübhânellâhi’l-azîm.” tesbihi, “söylenmesi kolay, mizanda ağır ve Rahmân’ın sevdiği sözlerdir.” (Buhârî, Eymân ve nüzûr, 19.)

Bir gün Ebû Hüreyre fidan dikerken Peygamber Efendimiz yanına gelmiş ve “Ebû Hüreyre, o diktiğin nedir?” diye sormuştu.Ebû Hüreyre, “Kendim için bir fidan dikiyorum.” deyince Hz. Peygamber, “Senin için daha hayırlı bir fidan göstereyim mi?” buyurmuştu. Ebû Hüreyre’nin, “Göster Yâ Resûlallah!” cevabı üzerine Resûl-i Ekrem ona şu müjdeyi vermişti: “Sübhânellâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhü vallâhü ekber.’ (Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim, hamd Allah’adır, Allah’tan başka ilâh yoktur ve Allah en büyük olandır.) de. Böyle söylersen her kelimeye karşılık cennette senin için bir ağaç dikilir.”  (İbn Mâce, Edeb, 56 )

Peygamber Efendimizin güne zikirle başlamayı ganimet olarak adlandırması ise dikkat çekicidir. Hz. Peygamber (sav), içlerinde Abdullah b. Ömer’in de bulunduğu küçük bir askerî birliği Necd tarafına göndermişti. Bu birlik çok miktarda ganimet elde edip kısa sürede de döndüler. Onlara kişi başına on iki deve düşmüş, hatta müfrezede olmayan bir kimse hayretle, “Bu müfrezeden daha çabuk ve daha çok ganimetle gelen bir başka müfreze görmedik.” demişti. Bu söz üzerine Resûlullah (sav), “Bu müfrezeden daha hızlı ve daha çok ganimet elde eden bir topluluğu size bildireyim mi?” diye sordu ve ardından şöyle dedi:“Sabah namazını kılıp güneş doğuncaya kadar Allah’ı zikreden bir topluluk, (bu müfrezeden) daha hızlı ve daha çok ganimet elde eder.” (Tirmizî, Deavât, 108 )

“Bazen benim kalbimde bir dalgınlık olur ve bu yüzden günde yüz defa Allah’a istiğfar ederim” (Müslim, Zikr, 41)

“Her kim çarşıya girdiğinde, ‘Lâ ilâhe illâllâhü vahdehû lâ şerîke leh lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve hayyun lâ yemût bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr.’ (Allah’tan başka ilâh yoktur, O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur ve hamd O’na aittir. Hayatı da, ölümü de O verir. O ise diridir, asla ölmez. Hayırlar O’nun elindedir. O her şeye kadirdir.) derse Allah Teâlâ onun için bir milyon iyilik yazar, bir milyon kötülüğünü siler ve onu bir milyon derece yükseltir.” (Tirmizî, Deavât, 36)

“Bir kimse, ‘Bir Allah’tan başka ilah yoktur. O’nun şeriki yoktur; mülk O’nundur, hamd de O’na mahsustur. Hem O her şeye kâdirdir zikrini/duasını günde yüz defa söylerse, kendisine on köle âzat etmiş gibi sevap verilir. Ayrıca yüz hasene yazılır, yüz günahı da silinir. Bu, onu o gün akşamlayıncaya kadar şeytandan muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir o adamınkinden daha efdal bir amel getiremez. Bir kimse de günde yüz defa ‘Allah’ı hamdle birlikte tenzih ederim’ derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa kendisinden dökülür.”  (Müslim, “Zikir”, r. 28. Bk. Buhârî, “Bedü’l-halk”, 11, r. 3293)   

“Yatağına uzandığın zaman Âyete’l Kürsî’yi oku. ( Bunu okursan ) Allah’ın koyacağı bir muhafız üzerinden eksik olmaz. Tâ sabaha kadar şeytan sana yaklaşmaz.”   (Buhârî, “Fedâilü’l- Kur’an”, 10, r. 5010.“)

“Kim bana bir defa salavât getirirse Allah da ona on defa rahmet eder.” (Müslim, “Salât”, r. 70)  

 

“ Bir kişi evinden çıkınca, ‘Allah’ın adıyla ( dışarı çıktım), Allah’a tevekkül ettim, güç ve kuvvet sadece Allah’tandır.’ Derse o zaman kendisine, ‘(Bu duanın bereketiyle) doğru yola iletildin, ihtiyaçların karşılandı, koruma altına alındın.’ diye karşılık verilir. Şeytan o kimseden uzaklaşır. Şeytan diğer şeytana; ‘Hidayet edilmiş, ihtiyaçları karşılanmış ve korunmuş kişiye sen ne yapabilirsin ki?’ der.” (Ebû Dâvud, “Edeb”, 113, r. 5095; Tirmizî, “Da’avât”, 34, r. 3426)

“Sizden biriniz abdest alır, onu yerli yerince yapar yahut tastamam icra eder de sonra, ‘Ben Allah’tan başka ilâh olmadığına; Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğuna şehadet ederim.’ derse o kimseye cennetin sekiz kapısı (birden) açılır. Hangisinden dilerse ondan girer.” (Müslim, “Tahâret”, r. 17)

 

Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır (Âmenerrasûlü)ki kim onları bir gecede okursa ona yeter.”

(Buhârî, “Meğâzî”, 12, r. 4008; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, r.255)

 

Bir kudsî hadiste şöyle ifade edilir: “Yüce Allah buyuruyor ki: Kulum beni nasıl düşünüyorsa ben öyleyim. O beni anarken ben onunla beraberim. O beni kendi başına anarsa, ben de onu kendim anarım. O beni bir topluluk içinde anarsa, ben onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (M6805 Müslim, Zikir, 2

 

İtaat zikirdir:

“Allah’a itaat eden Allah’ı zikretmiş olur.”  (  Beyhakî, Şuabü’l-îmân, I,)

Hz. Âişe (ra) şöyle demiştir:“Hz. Peygamber (sav) Allah’ı sürekli zikrederdi.” (Müslim, Hayız, 117)

Zikir Hayattır:

Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin misali, diri ile ölünün misali gibidir.” (Buhârî, Deavât, 66.)

Bağışlanmak ve günahlardan temizlenmek için, içinde bulunduğumuz bu fırsat mevsiminde; bizlere türlü türlü nimetler sunan Rabbimizi her zamankinden daha çok anmalı, itaatte gayretli olmalıyız ki hayatımız zikir olmuş olsun ve o hayat bizi huzura erdirsin.

Gerçek huzura ulaşabilmek duasıyla…

İlahiyatçı Rahime Elmaz