Yusuf Peygamber (A.s)

Bismihî  Subhân.

Yusuf Peygamberin kıssasını okurken-dinlerken duyduğum heyecanı hiç unutamam, çocukluğumda. Masalsı havasıyla her yanımı kuşatır gibi olurdu.  Aradan zaman geçti; aklımın artık bunun sadece bir kıssa olmadığını idrak ettiği gençlik zamanlarım geldi. Derviş nedir, mürşid nedir yeni duyduğum, merak etmekle boş vermek arasında gidip geldiğim vakitlerden birinde yakaladı beni Yusuf (a.s.)’ın sağnağı. Elbet lafı bilen, ne zaman söyleyeceğini bilen, nasıl söyleyeceğini bilen bir mübarek teyze fark etti benim zayıf noktamı, anlatmaya başladı Yusuf (a.s.) kıssasını. Genç Yusuf’un, Züleyha’nın misafirlerinin yanına çıkıp kadınların ellerini kestiği ama Hz. Yusuf’un güzelliğinden bu kesiği fark etmedikleri yerde bıraktı. “Sana, bunun devamını anlatmadan önce bir başka hikâye anlatayım.” dedi.  Anlatmaya başladı:

“ Bir zamanlar genç, gençliğini de Allah-u Teâlâ’nın yolunda geçirmeye çalışan bir derviş varmış. Gecelerini ibadet ve taatle, gündüzlerini ilim ve tefekkürle geçirirmiş. Bir gün şeytan bu genç dervişe musallat olmuş. Kazandığı sevapları sildirmek, onu ibadetten alıkoymak için her yolu denemiş. Ama muvaffak olamamış. Şeytan bu, vazgeçer mi? Yine bir gün gelmiş, dervişin kulağına vesveselerini fısıldamaya başlamış;

  • Senin kitabın olan Kur’an’da “her nefis ölümü tadacaktır” demiyor mu?

Genç düşünmüş, evet bu ayet-i kerime Kur’an’da geçiyor. Şeytan devam etmiş;

  • Peki, senin peygamberin yalan söyler mi?

Haşa, benim peygamberim ne yalan söyler ne de nefsinden bir şey konuşur diye düşünmüş derviş.

  • Ya Kur’an, Peygamberin söylediğinin aksini söyler mi?

Söylemez elbette… demiş genç içinden.

  • Öyleyse nasıl oluyor da Kur’an “Her nefis ölümü tadacaktır” dediği halde, senin peygamberin “Öyle kimseler vardır ki, onlar öldüklerini bile anlamadan cennete gidecekler.” diyor? demiş lanetli şeytan.

 

Bu çelişki gibi görünen durumu bir türlü bağdaştıramamış genç derviş. Ne Kur’an’da geçen ayet-i kerimeyi reddedebilmiş, ne de Rasulullah sav Efendimizin sözünü inkâr edebilmiş. Şeytan bir kenarda sevinedursun; derviş ellerini açmış dua makamına, yalvarmış Rabbine;

“Ey kulunu sinsi şeytana bırakmayan Rabbim! Kalbimdeki bu vesveseyi gider. Âmin.”

Bu samimi duayı ederken gözünü bürüyen uykuya dayanamamış ve uyuyakalmış. Rüyasında yaşlı, nurlu bir dede kendisine seslenmiş;

“ Evladım, sorunun cevabı Yusuf Suresi’nde.”

Büyük bir heyecanla uyanmış derviş. Hemen abdestini alıp oturmuş Kur’an-ı Kerim’in başına. Yusuf Suresini açıp okumuş. Okumuş. Okumuş.. Ne yazık ki aradığı sorunun cevabını bir türlü bulamamış.. Yine Rabbine yönelmiş.                 “Allah’ım, bana verdiğin bu ipucunu çözmeye kabiliyetli olmayan bu kuluna yardım et, beni bu vesveseden kurtar.. Âmin.”  Yattığı uykuda rüyasına aynı dede gelip aynı şeyleri söylemiş. Uyanınca aradığı cevabın gerçekten de Yusuf Suresinde olduğuna tam bir kanaatle yeniden okumaya başlamış. Fakat ne kadar okursa okusun bu ayet-i kerime ile hadis-i şerif arasındaki çelişkiyi ortadan kaldıracak bir şey bulamamış. Ümidini kaybetmeden yine yönelmiş Rabbine. Yine dua ve niyazda bulunmuş bu vesveseden kendisini kurtarması ve anlayabilmesi için Allah-u Teâlâ’dan.  Yine yatmış. Rüyasına baştan beri gelen dede gelmiş. Gencin karşısında dikilmiş. Sanki ilk defa söylüyormuş gibi ; “Senin aradığın cevap Yusuf Suresinde.” deyip gözden kaybolmuş. Bu kez bir rüyadan değil de sanki bir müjdeli haberden uyanmış gibi gözlerini açmış derviş. Kesin olarak bir karar vermiş; cevabını bulana kadar Yusuf Suresi’ni okumaya devam edecekmiş.

Okumuş…

Okumuş…

Genç Yusuf’un, Züleyha’nın misafirlerinin yanına girip de misafirlerin de Yusuf’un güzelliğinden kendilerinden geçip ellerini kestikleri yere gelmiş. Okumaya devam etmiş:

“ Züleyha o kadınların dedikodularla kendisini dile düşürme hilelerini işitince, onlara bir davetçi gönderdi. Onlar için dayalı döşeli oturulup yaslanılacak bir yer ve bir sofra hazırladı. Ve onlardan her birine de bir bıçak verdi. Kadınlar meyveleri soymakta iken, Yusuf’a ‘çık karşılarına!’ dedi. Onlar bunu görünce, gözlerinde onu çok büyüttüler. Adeta büyülendiler de meyve yerine ellerini kestiler ve: Allah’ı tenzih ederiz, bu bir insan değildir. Bu ancak güzel bir melektir.” dediler. Züleyha dedi ki: “ İşte hakkında beni ayıpladığınız kişi budur. And olsun ki ben onun nefsinden murat almak istedim de, o namusunu koruyup reddetti.”  ( Yusuf Suresi- 31,32 )

Derviş, burayı dönüp bir daha okumuş. Sonra dönüp bir daha okumuş. Rabbinden beklediği yardım sonunda gelmiş. İçini kemirmeye devam eden o vesveseyi besleyip duran şeytanı kahreden o cevap artık derviş için bir çelişki değil, bilakis imanını kuvvetlendiren bir delil olmuş. İçinden tekrar etmiş:

“ Her nefis ölümü elbette tadacaktır. Ama Allah-u Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki, dünya hayatında imtihanlara karşı gösterdikleri sabır ve sebatın mükâfatı olarak kendilerine ikram edilen cennet, ölürken gözlerinin önüne serilir de bu güzellikten öylesine etkilenirler ki –tıpkı Yusuf’u gören kadınların ellerini kestiğini hissetmediği gibi- ölümün acısını duymadan ruhlarını Rahman’a teslim ederler. Ölüm acısı kendilerine ulaşmıştır. Buna rağmen bundan haberdar olmadan cennet nimetlerinin sarhoşluğuyla, Rablerinden memnun olarak imtihanlarını bitirirler…”

Kul, eğer kendisine gelen vesveselere kendini kaptırmadan ve Rabbi Rahim’inden de ümidi kesmeden duaya ve kulluğa devam ederse, Rabbi onu mutlaka feraha çıkaracaktır. Bu öyle bir ferah ki, kişiyi hem bu dünyada hem ahrette kurtuluşa erdirir.”

Sustuk. Ben içimde gezinip duran şeyin bir vesvese dumanı olduğunu anlayacak kadar sustum. O, benim kendimle muhasebemin bittiğinden emin oluncaya kadar sustu. Sonunda yine Hz. Yusuf ile sözü bitirdi:

“Hz. Yusuf da senin gibi gençti. Ama değil gençliğinde, çocukluğunda bile Rabbinin rızasının dışına çıkacak bir iş yapmadı. Bu bir peygamberlik özelliği değildir. Bu kulu peygamberlik makamına çıkaran bir kulluk halidir. Bunun çekirdeği senin de içinde var. Sen de Yusuf (a.s.) gibi sahip çıkarsan bu tohuma ve onu yeşertirsen gönül toprağında, inşaallah sen de öldüğünden bile haberi olmadan cennete giren nasipli mü’minlerden olursun. Gençlik senin önünde bahane değil bizzat vesiledir.”

Herkes benim kadar şanslı değil belki. Ama herkes o derviş kadar yakın olabilir Rabbine. Kim de ümidini kesmeden, şeytana sermaye vermeden yaşarsa, onun için korku ve hüznün olmadığı o yer bekler sahiplerini.

Selam olsun Hz. Yusuf’a.

Hamd olsun Rahman ve Rahim olan Allah-u Zül-Celal Hazretlerine.

Vesselam…

Melahat Güngör