Yolculuk

Bu ses bir gül bahçesinin sesidir.

Yaklaştık belki de. Fakat güle dokunmak kolay mı?

Bir güle ulaşacak yol, Güzel Kelâm’ı okumaktan geçebilir, dinlemekten de. Ruhun ve bedenin Salâh’ından.

Gündüzün nurundan gecenin sükûnundan. Yemeği adabınca yemekten, adabınca yürümekten, konuşmaktan geçebilir.

Bu yol, uzun ya da kısa olabilir elbet. Dikenli, çakıllı. Ya da yumuşacıktır belki. Yolda giderken seyirlikler, mesireler çıkabilir karşımıza.

Yol, çöl olabilir.

Susuzluk çekeceğiz belki, ayaklarımız çatlayacak sıcak kumlarda. Uzun çöl güneşinin altında hayaller kandıracak zihnimizi.

Veya her şeyden daha karmaşık olacak. Sağ ve sol birbirine karışacak zaman zaman. Renklerin anlamları hiç olmadığı kadar örtülü kalacak, olabilir. Dikkat etmeliyiz, çünkü fısıltılarla açılabilir kafesin kapağı. İmtihan denilen şey, kendi evimizde başlayabilir. Temizlemesi en zor yer hep kendi evimiz değil midir zaten? Temizlemekle yükümlü olduğumuz ilk ve bazen de tek yer.  “Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan” dediği gibi şairin, yolun ilk patikasından son kapısına kadar uğranacak yegane yer bu dil hanesi olabilir.

Söylediklerimiz, yol olabilir. Yollar sözlerle uzayıp kısalabilir hatta. Yokuş ve düzlük, sözcüklerin kıvrımına bakabilir.

Ve sonu hep O Gül’e çıkıyor olabilir yolların. Fakat yürünmeyen bir çizgi, yol ismini taşısa da; yolcu ismi, yürünmeden kazanılmaz. Ve biliyoruz ki, her yürüyen de yolcu ismiyle anılmaz.

“(Resûlüm!) İşte biz sana böylece, emrimizden bir ruh (yani kalplere can veren Kur’an’ı) vahyettik. Sen (bundan önce) Kitab nedir, iman(ın esasları) nedir bilmezdin. Fakat biz onu (Kitab’ı) bir nur yaptık; kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştiririz. Şüphesiz ki sen de, elbette doğru yolu gösteriyor (rehber oluyor)sun.(O yol,) göklerde olan ve yerde olan şeylerin sahibi Allah’ın yoludur. Dikkat edin (bütün) işler, ancak Allah’a dönüp varır.”(Şûrâ 52-53)

Zehra Binark