Yerle Gök Arasından Geniş Gönüller

unnamed

Bağlılık, insan fıtratının vazgeçilmez, bir o kadar da belirleyici özelliğidir. Bağlandığı varlığa göre bağlısını yüceltir veya alçaltır. Zira bağlılık beraberinde birçok güzel manalı tabirleri de getirir: Sevgi, şefkat, merhamet, itaat, övgü, uğrunda mücadele, yüceltme vs.

Akıllı insan gücü nisbetinde varlıklara bağlanır. “Ben batanları sevmem” (En’am suresi, 76) diyen Hz. İbrahim  (aleyhisselam) en güzel örnek  (üsve-i hasene) “Ben hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim” (En’am suresi, 79) diyor ve bize asırlar sonra akıl yürütmede, hakikat arayışında,  bağlanmada yol gösteriyor. Kur’an-ı Kerim’deki hiçbir harf bizim dışımızdakilere olmadığı gibi bu da bizedir. Tevbe suresi, 24’te de “De ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz bir ticaret ve hoşlandığınız evler size Allah’tan, Rasûlünden  ve O’nun yolundaki  cihattan  daha sevimli ise, artık Allah’ın( azab) emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez.” buyuruyor Rabbimiz.

Allah (Celle celalüh), sosyal hayatta kime, neye ne kadar bağlanmamız gerektiğinin ölçülerini vermiş,  İsra suresi 22-38. ayetlerde belirtmiştir. Övülen bağlılıklar, Allah’a bağlılık, O’nu sevmek ve itaat etmek, takva sahibi olmakla, takva sahibi olmak;  Peygambere bağlılık, O’nu sevmek, O’na itaat etmek/tâbî olmakla, O’na itaat; sünnetine uymak, yolunca yürümek, aline, ashabına sevgi ve saygıda bulunmakla,  ana-babaya bağlılık, merhametle, sılayla, aileye bağlılık; sevgi, dostluk, merhamet, şefkat, vefa, safayla , “Mü’minler ancak kardeştir.”(Hucurat suresi, 11) emri mucibince mü’minlere bağlılık, yiğitlik, îsar ile vatana bağlılık vefa ve şükran ile mümkündür. Uğruna canlar feda edilecek bağlılıklardır bunlar. Her şeyin bir bedeli vardır.

Pirimiz Hacı Bektaş-ı Velî Makâlât’ında der ki “Dört kimse dört şeye söykendi, merhametli Allah  (cellecelâlüh) seveni sevdiğinden ayırmayam dedi ve onlarla beraber kıldı. Şeytan aleyhi’l la’ne ataşe söykendi, onu ebedi ataş ile kıldı. Fravn halkına söykendi, onu dahi halkı ile suda ğark etti. Karun malına söykendi  o da malı ile yerin dibine geçti. Adı güzel Muhammed (sallallahü aleyhi ve selem) Allah’a söykendi. O’nu dahi Yüce Allah Habib edindi.”

Yüce Rabbimiz, İnananlara kendisini sevmenin Rasûlüne itaat ile mümkün olduğunu,  Al-i İmran suresi, 31. ayette şöyle bildirir: “(Ey Rasûlüm) de ki “ Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın.” Peygamberini sevmeyi de itaat etmek kadar gerekli ve farz kılmıştır. Hatta  “O Peygamber, mü’minlere canlarından daha evladır.” (Ahzab suresi, 6) buyurarak ölçüyü vermiştir. Bu yüzden “Anam babam sana feda olsun.” demiş o kutlu ve mutlu halka. Hz. Ebu Bekir (R.Anh) bir keresinde evinden çıkmış. Mescid-i Nebevî’ye geliyordu. Yolda bir adam karşısına çıktı  “Allah ve Rasûlünü sevmen hatırına bana giyecek bir şey ver” dedi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) elinde nesi varsa verdi. Olmadı adama “Bekle” deyip evine gitti, üstündekileri çıkardı, kendisi bir hasıra bürünüp kıyafetlerini de o dilenciye verdi. Mescid-i Nebevî’ye geldiğinde Rasûlullah güneşi kıskandıran tebessümüyle ona bakıyordu. Sebebini sordu. “O dilenci Cebrail idi, seni sınamak için gelmişti. Kazandın.” Buyurdu Rasulullah.

İmam Rabbanî Mektubat’ında der ki: “Mihnet ve ıstırap aşkın levazımındandır. Çaresiz çekilecek.” Mevlana da Mesnevî’sinde bir hikaye anlatır:  Bir adam bir sultana aşık oldu. Öyle ki ona her gün şiirler yazar, çeşitli övgülerle ona aşkını anlatmaya, onsuz kendisinin bir hiç olduğuna inandırmaya, ona olan aşkının her şeyin üstünde olduğuna yana yakıla gazeller düzmekteydi. Sultan bir gün ona “Senin bana olan muhabbetini başkaları da işitti. Bunda bazı kişiler sana hased edip sıkıntı olabilir. Ya senin ölmen ya da bu diyarı terk etmen gerek” dedi. Adam hemen “Aman efendim benim ölümüm size kötülük olabilir. İyisi mi ben bu diyarı terk edeyim” dedi ve kalkıp gitti. Sultan cellada “Git şu yalancının boynunu vur.” dedi. “Zira gerçekten sevseydi, sevdiğine yakın olmak uğruna canını vermekten kaçmazdı”

Herkes sonu gelmez aşk hikâyelerinin hayranıdır. Ama kimse mecnun olmayı göze almak istemez bu devirde ne hikmetse. O sebepten “Sevenleri için uyulması gereken doğal lider” bizlere “Sevginiz gerçek olsun.” buyurmuşlardır. Yalan davada bulunmayalım, imtihanımızın sonucu alnımızın akı olsun diye.

“Rabbim, ben bunları (atları) senin için seviyorum.” diyor Hz. Süleyman, rüzgârda yeleleri uçuşan soylu atlara heyecanla bakıp. Bütün sevgilerin ve bağlılıkların ucu Allah’a varmalı. Hace Ferudiddin Attar diyor ki: “Yüce Allah her şeyi bir ipe bağlamış ipin ucunu da kendi eline almıştır.” Bizim elimizdekilerin ucu Allah’ta değil dersek şirke düşeriz. Biz ucu Allah’a giden ipe yapışmazsak de şirke ve dalalete düşeriz.  Cömertlik sevgi ve bağlılığın alametidir. Dört türlü cömertlik vardır diyor büyüklerimiz. Mal cömertliği, zenginlerindir. Ten cömertliği gazilerindir. Can cömertliği şehitlerindir. Gönül cömertliği ise âşık(-ı sadık)larındır.” Hepsine birden sahiptirler. Sevdikleri (Allah) ne vermişse can baş üstüne derler. Hz. Ali  (kerremullahu vecheh) ve Hz. Fatıma (Radıyallahu anha) üç gün boyunca oruç tutup iftar saati, gelen miskin,  yetim ve esire yiyeceklerini vermişler. Yüce Allah onların bu davranışlarını Kur’an-ı Kerim’de “Yoksula, yetime ve esire kendilerinin arzu ve ihtiyaçları varken/seve seve yemek yedirirler, ‘doğrusu biz sizi, sadece Allah’ın Rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür de istemiyoruz.” (insan suresi, 8-9)  buyurarak kıyamete kadar ölçüyü inananların tekrar etmesini vesile kılmıştır. Bu sözleri onlar söylemişti ancak Kur’an’daki ifade Onlardan razı olan Allah’a aittir.

Sevilen yolunda “gelen eza ve cefalar, sevginin ölçüsü kadardır. En çok sıkıntıyı peygamberler çekmiştir.”  buyuruyor merhum cennet mekân hocamız. Bir sahabî “ Bir defasında dizim Rasûlullahın dizi yakınındaydı. Vahy hali sadır oldu. O hal geçinceye kadar ayağım koptu zannettim.” “Bir defasında da binek üzerindeyken vaki oldu. Hayvancağız yere çöktü” diye haber veriyor. “Öyle ki bu yük sırtında iz yapmıştı” (İnşirah suresi, 3) sadece gelişi bile ağır bir yük olan bu meslek, aşığı için, gözlenen bir müjde olmuştur.

Eyaz’ dan bahseder bu yolun arifleri. Eyaz padişahın gözdesiydi. Bir gün padişaha bir adam karpuz getirmişti. Padişah da kendisi yemeden Eyaz’a verdi. Eyaz karpuzu öyle bir iştah ile yedi ki, padişahın da canı çekti. Bir ısırdı, ne görsün karpuz zehir gibi acı. Eyaz’a dönüp “Sen ne iştahla yedin bu acı karpuzu. Yoksa bana kastın mı var!” dedi. Eyaz “Hâşâ padişahım. Siz bana şimdiye kadar hep tatlı lütuflarda bulundunuz. Bir kez acı olmuş, o dahi sizden geldi, bana baldır. Şikâyet etmeye yüzümü buruşturmaya hicap ettim.”  Yaratılanı Yaratan’dan ötürü severler. Yurtlarını O’nun uğruna terk edip gurbetlerde şehid olurlar. Sonra da vefa gösterip, sevenleri mahzun olmasın diye, külfete uğramasınlar diye geri dönerler. Onların gönülleri yerle gök arasından geniştir.

Emine Yalçınkaya