Bugün artık geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz çocuklarımızı, sadece savaş ve hastalıklar değil, ekolojik ve iktisadi dengesizlikler, açlık, sefalet, felaket vurmuyor... Yeni bir sıkıntı ile de karşı karşıyayız bugün. O da sokak çocukları.
Açlığın, yokluğun, istismarın pençesinde yaşamaya çalışan körpecik insanlar. Onlara bir zamanlar "köprüaltı çocukları" deniliyordu, şimdi ise sokak çocukları diyoruz. Onlara işlek caddelerde mendil satarken ya da cam silerken, dilenirken, tiner ya da balli çekerken, özellikle akşamları gruplar halinde dolaşırken, bir bankamatikte, izbe bir yerde gruplar halinde yatarlarken, bir suç eylemine adı karışmışken rastlayabiliyoruz.
Her trafik ışığında arabanızın çevresini sarıyorlar. Ya yalvarır gözlerle elindeki mendillerin satın alınmasını bekliyorlar ya da arabanızın camını can havliyle silerek küçücük bir harçlık bekliyorlar. Çeşitli tanımları yapılıyor sokak çocuklarının. En kapsamlı tanımlama, "uzun ya da kısa süreli de olsa, ailesinden uzak, her türlü tehlikelere ve meselelere açık olarak sokaklarda hayatlarını sürdüren 18 yaşın altındaki çocuklar. Sık sık evden atılan, evden kaçan, ailesi olmayan ya da ailesi olmasına rağmen tamamen başıboş gezen çocuklar." şeklinde.
Bu çocukların yaş ortalaması on iki. Sevgisiz ve ilgisiz büyüyen, sokakta yaşamayı kendi için kurtuluş yolu olarak gören sokak çocuklarının durumu içler acısı. Köprü ya da kaldırım altı, bankamatik kulübeleri, boş inşaat bodrumu ya da sur dibi, onlar için fark etmiyor. Yeter ki kuytu, birbirlerine sarılıp yatabilecekleri, tiner ya da balli çekebilecekleri bir yer olsun.
Sokak çocuklarının tamamına yakını tiner, balli gibi bu uçucu maddeleri kullanıyor. Uzmanlar, uçucu madde bağımlılığı ile ilgili olarak "sokak çocukları böyle bir ortamda yaşamaya mahkûm olunca, en büyük problemi sağlık oluyor. Isınamıyorsam üşümeyeyim diyen bu çocuklar, üşümemenin çaresini uçucu maddelerde arıyor. Ayrıca bu maddeler, zorluklar karşısında cesur olmayı, korkuları yenmeyi geçici olarak sağladığı için tercih sebepleri oluyor." diyorlar. Sokak çocuklarının birçoğu da sokakta mendil satarak, araba camı silerek, ayakkabı boyacılığı yaparak ailelerine katkıda bulunmaya çalışıyor.
*******
6 milyarı aşkın dünya nüfusunun 2 milyar 700 milyonu çocuk. Bunun 100 milyonluk civarı ise sokak çocuğu. WHO (Dünya Sağlık Örgütü)'nun verilerine göre sokak çocuklarının 40 milyonu Latin Amerika'da, 25 milyonu Asya'da, 10 milyonu Afrika'da, geri kalanları ise zengin şehirler dahil olmak üzere dünyanın diğer bölgelerine dağılmış bulunuyor.
Türkiye'de ise 0-18 yaş grubu nüfus 28 milyon. Toplam nüfusun yüzde 42'si civarında. Korunmaya muhtaç çocuk sayısı ise 700 bin ile 1 milyon arasında değişiyor. Sokak çocuklarının sayısı ne doğru dürüst bilinebiliyor ne de ciddi bir şekilde takip edilebiliyor.
Muhtelif kaynaklarda bu rakamın 10 bin ile 100 bin arasında olduğu dile getiriliyor. İstanbul'da ise 4 bin ila 15 bin arasında olduğu söyleniyor. Ancak sayıları her geçen gün artıyor ve bu artış geometrik dizi şeklinde oluyor. En çok İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropol şehirlerde görülüyorlar. Bunun yanı sıra Mersin, Gaziantep, Adana, Erzurum gibi Anadolu şehirlerinde de hızla çoğalıyorlar.
Çocukların sokağa itilmelerinin bir çok sebebi var kuşkusuz. En büyük sebep erozyona uğrayan değer yargılarımız ve buna bağlı olarak parçalanmış aile yapıları. Sefalet ve yabancılaşmanın anaforunda debelenen bir sosyal ortam. Ayrıca 50'li yıllardan itibaren sanayileşme ve şehirleşmeyle beraber ortaya çıkan hızlı göç dalgası ve bunun getirdiği toplumsal değişim. Çözülmeyi de beraberinde getiren bu değişim, en çok aile yapısını ve o yapının içinde yer alan çocukları da etkiledi. Bununla beraber sosyo-ekonomik sebepler, gelir dağılımını bozucu çarpık ekonomik uygulamalar, hızlı ve düzensiz kentleşme, aile içi şiddet, psikolojik baskı, baskıcı disiplin yöntemleri, kötü muamele görme, ihmal, sevgisizlik, yanlış eğitim sistemi, aile tarafından zorla kötü şartlarda çalıştırılma ve kanunlarla korunma altına alınmamaları.
Tüm bunları yoğun şekilde yaşayan ailelerin çocukları için sokaklar daha cazip alanlar haline gelmeye başladı.
*****
Toplumsal şartların bir sonucu olarak sokaklara düşen bu çocuklara önceleri Kemalettin Tuğcu'nun romanlarında rastlardık onlara. Masum tiplerdi oradakiler. Ancak son yıllarda öyle bir noktaya geldi ki bu olgu, hem sokaklar kendilerini tehdit etmeye başladı, hem de kendileri toplumu tehdit etmeye başladı. Tehlikelerin başında cinsel istismar geliyor. Bu tür bir mağduriyete uğramayan yok gibi. Tecavüze uğruyorlar, kızlar fuhşa teşvik ediliyorlar. Suça itiliyorlar, gaspa yöneliyorlar, hırsızlık yaptırılıyorlar. Bıçaklanıyorlar, dövülüyorlar, mafya tarafından kurye olarak kullanılıyorlar, çocuk ticaretine ve organ nakline malzeme oluyorlar. Hatta organları alındıktan sonra öldürülme tehlikesi ile de karşı karşıyalar.Özellikle erkekler, mutlaka uyuşturucu ile tanışıyorlar. Gruplar halinde sokaklarda, sur diplerinde, terk edilmiş binalarda yaşıyorlar, tiner ve balli çekiyorlar. Bunla da kalmayıp, balli ve tinerden sonra gelsin yatıştırıcı haplar, daha sonra da esrar ve eroin.
Ayrıca sağlık ve temizlik şartlarından yoksun kalıyorlar, AIDS, Hepatit-C, uyuz ve benzeri hastalıklara maruz kalıyorlar. Çöplerden beslendikleri için sık sık zehirleniyorlar. Sevgiden yoksun oldukları için, tüm ilgilerini yönelttikleri hayvanlar da ısırdığından kuduz tehlikesiyle karşı karşıyalar. Satmak için paslanmış demir parçaları, kola kutuları toplarken kesilen uzuvları onları tetanoz başta olmak üzere pek çok riskin önüne atıyor. Hepatit'in A'sı, B'si ve C'si de var başlarında. Uçucu madde bağımlılığı ise alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarından tutun da kalpte ritm bozukluğuna kadar bir dizi tehlikeyle karşı karşıya bırakıyor onları.
Tüm bunların yanı sıra toplum açısından tehlike arzediyorlar. Sokağın efendileri artık sokak çocukları. Karanlık basıp caddeler ıssızlaşınca onlar sahipleniyorlar sokağı. Önceden sokağın sahipsizliğinden ürperirdik, şimdi sokağın efendilerinden korkuyoruz. Artık sokak çocukları patlamaya hazır bomba olmaya adaylar maalesef.
Sayıları arttıkça sokaklara sığmayan çocukların kendi aralarında çeteleşmeye başlaması ve şehirlerin sokaklarını "kurtarılmış bölge" olarak paylaşması ise gelecek açısından daha büyük ve organize bir tehlike oluşturuyor. Bu yolla yer altı dünyasına tetikçi yetiştiren tabii bir ortam meydana gelirken, kendi aralarındaki kıyasıya mücadele de acımasız sokak kavgalarına ve cinayetlere kadar varabiliyor.
Suç işleyen çocuk sayısı giderek artıyor. Halen cezaevlerinde 2 bini aşkın çocuk bulunuyor. Suça itilen çocukların yüzde 90'ı bağımlılık yapan madde kullanıyor. Suç işleyen çocuklar içerisinde sokak çocuklarının oranı şimdilik düşük gözükse de ileri de bu oranın daha da yükseleceği kaydediliyor.
Artık tehlike boyutunda seyreden sokak çocukları olgusuyla toplum olarak yüzleşmemiz kaçınılmaz gözüküyor. Ancak izleyeceğimiz yolun ve alacığımız tedbirlerin nasıl olacağı da önemli.
Latin Amerika ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye'de bu mesele, o ülkelerdeki boyutta olmasa da büyümeye açık bir toplumsal yara olarak karşımızda duruyor. Eğer şimdiden el atmazsak, yarın altından zor kalkılır ciddi bir sosyal sıkıntı ile karşı karşıya kalabiliriz. Nitekim gidilmediği takdirde 2000'li yılların ilk 10 yılında tıpkı ABD ve benzeri ülkelerde olduğu gibi çocuk çetelerinin oluşacağı, geceleri sokaklarda gezmenin mümkün olmayacağı ve tek bir sigara için cinayet işleyen çocuk sayısının korkunç rakamlara varacağı belirtiliyor.
Peki yasalarımız ne diyor çocuklarla ilgili olarak? Anayasa'nın 61. maddesinin 4. fıkrasında "Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır" denirken 41. maddede ise "Aile, Türk toplumunun temelidir. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle annenin ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alır, teşkilat kurar" deniyor.
Ayrıca korunmaya muhtaç çocuklara götürülen hizmetler konusunda çıkarılan en son yasa olan 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Kanunu'nun 9/b maddesinde, korunmaya muhtaç çocukların tespiti, bakım ve yetiştirilmesi, bu konuda çalışmalar yapılması, kuruluşlar açılması, kurumun sorumluluğuna verilmiştir.
Bu kopkoyu umutsuzluklara rağmen fertlerden toplumun en üst seviyelerine kadar herkesin, her kurum ve kuruluşun el birliği ederek bu meselenin üzerine gitmesi gerekiyor. Mesele toplumsal olduğundan çözüm de toplumun tüm kesimlerinin meseleyi paylaşmasından, çözüme katkı vermesinden geçiyor. Bu çerçevede meselenin ciddiyetini kavramış, geleceğe ilişkin sıhhatli değerlendirmeleri olan birçok sivil toplum kuruluşu var. Birçok ilde bu hususla ilgili girişimler var ve sokak çocuklarına, imkânları nispetinde el uzatmaya çalışıyorlar.
Genelde sokak çocuklarıyla alakalı olarak, aile ve eğitim alanlarında, yerel yönetim bazında, basın yayın araçları vasıtasıyla, toplumsal politika olarak, mevzuat düzenlemeleri itibariyle bir çok teklif getiriliyor. Çocukları her türlü istismardan uzak tutacak proje ve politikaları geliştirecek bir devlet politikasının olması gerektiği vurgulanıyor. Tüm bu tekliflerle beraber ciddi bir sistem değişikliğini de gözden ırak tutmamalıyız. Sağlam aile yapısını öngören, toplumsal dayanışmadan uzak olmayan, gelir dağılımı uçurumuna yol açmayan, insan merkezli bir toplum.
Çözülen, sevgi ve saygının azaldığı, maddiyatın belirlediği, ekonomik sıkıntıların cenderesinde sarsıntı geçiren aile yapımız düzelmediği sürece bu hususta ne yapılsa nafile. Yani hem ciddi bir sistem değişikliği gerçekleşmeli, hem de toplumun tüm fert, kurum ve kuruluşları el birliği etmeli. Çünkü bu problem, yaşadığımız sosyal meselelerin sadece bir parçası. Bütündeki temel sıkıntıları halletmeten bu meseleye getirilecek her tedbir, suya yazılmış yazı gibi kalacak. Alternatif bir sistem ve meseleyi tüm boyutlarıyla ele alan tedbirler. Yoksa hem sokaklara yönelik gerçekleşen bu akışın önüne geçemeyiz hem de onları sokaktan kurtarıp topluma kazandıramayız.
********
Onlar, sokağa itilmiş çocuklar. Sevgisiz, şefkatsiz sistemin kurbanları. Kimine küçücük yaşlarında eve para getirme görevi verilmiş, kiminin ezik omuzlarına büyük yükler yüklenmiş. Kimisi de sorumluluğun şuurunda dahi olmadan içine girdiği dünyanın şaşkınlığını, soğukluğunu, çaresizliğini yaşıyor. İlerisini görmüyorlar. Umutları yok. Ölsek de bir kalsak da diyorlar. Sahip olabilme hisleri kaybolmuş. Onlar pisliğe, çamura bulaşmış insanlar değil. Aksine toplumun menfi şartları gereği kendilerini sokakta bulmuş kurbanlar. Onlar daha çocuk. Masumiyetleri de ondan.
Hepsi sevgisiz bırakılmış, itelenmiş, yanlarında olunmamış, yol gösterilmemiş. Hepsi, içinde yaşadıkları çarkın dişlileri altında kendilerini tüketiyorlar. İlgisizlik de onları ileride büyük bir tehlike olarak karşımıza çıkaracak. Aslında tükenen onlarla beraber tüm toplum ve kaybolan da onlarla beraber bizim geleceğimiz.
Onlar fukaralığın, göçün, aile parçalanmalarının, kimsesizliğin, aile içi şiddetin, itilmişliğin mağdurları. Bazı kendini bilmezler onları, toplumun yüz karaları olarak tanımlıyor!... İçinde bulundukları pespaye hayattan ve işledikleri suçlardan (!) ötürü bu sıfatla tanımlanıyorlar! Oysa onlar çocuk denecek yaşta, eğitime, ilgiye ve şefkate muhtaç. Üstelik bu sahiplenme kanuni bir mecburiyet. Toplum, sözde onları dışlayarak, işin kolayını bulduğunu ve kurtulduğunu sanıyor.
Evet, mevcut tablo yüz karasıdır, ama kimin? Suç ve ceza ehliyeti olmayan bu yavruların mı, yoksa onları suç batağına itip sahipsiz bırakan herkesin mi? Toplumun her ferdi bu insanlık suçuna ortak. Herhalde bu durumdan dolayı suçlu ayağa kalk dense, oturan kimsenin olmaması lazım gelir herhalde.
O zaman bu meselenin, önümüzdeki dönemde içinden çıkılmaz hale gelmemesi için ne duruyoruz? Her doğan çocuğun gözlerini güzel bir dünyaya açabileceği ortamı oluşturmak için ne yapıyoruz?Evet... Dünyada çocuk bayramı olan tek ülkeyiz. Geleceğimiz, çocuklarımızın yetişmesine bağlı. Fakat bu çocuklarımızın hiçbir gelecekleri yok. Geleceğimizi bu denli pervasızca sokağa savurma hakkına ve lüksüne sahip değiliz. Herkes bir şeyler yapmalı. Yeni bir dünya, yeni bir hayat kurma şuuruyla. |