Yardımlaşma

k1

Yoksulların hakkını zenginlerin merhamet kesesine saklayan, muhtaçların ihtiyacını cömertlerin ihsan kepçesiyle gideren, ikramını kullarının eliyle ilden ile dağıtan, vereni tevazu kaftanıyla bürüyen, alanı şükür libasına bürüyen, bahtiyarların yegâne İlahına hamd olsun.

Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim bu ayda bir oruçluyu iftar ettirir, akşamleyin yemek yedirirse, kendi günahlarının mağfiret edilmesine sebep olur. Allah-u Teâlâ Hazretleri bir oruçluya bir hurma ikram edene yahut bir içim su verene veyahut birazcık sağılmış süt verene bu sevabı verir.”

Ramazan ikram ve yardımlaşma ayıdır. İftarlar hem bir ikram hem de yardımlaşma fırsatıdır. Arkadaşlara, akrabalara, komşulara ikram, fakirlere, muhtaçlara, yoksullarla ise hem ikram hem yardım…

Peygamber Efendimiz’in hadis-i şerifleri var:

“Bir insan bir oruçluya orucunu açtırsa; o oruçlunun orucundan dolayı kazandığı sevap kadar sevabını, o da aynen alır.” Oruçlunun sevabı oruçlu tarafından alınıyor, fakat oruçluya iftar ettirene de Allah-u Teâlâ Hazretleri, o oruçlunun sevabı kadar ikinci bir sevap veriyor.

Fukarayı gözetmek ise Ramazan ayının ruhuna en uygun amellerdendir. Bu ayda kullarını yardımlaşmaya alıştırmak için Allah Teâlâ yapılan her iyiliğe ve ihsana çok daha büyük mükâfatlar veriyor. Ramazanda bir sadaka verildiği zaman, ramazanın dışında verdiğinden yetmiş kat daha fazla sevap kazanılıyor. Zekâtı öne alıp ramazanda vermek ise, yine yetmiş kat daha fazla sevap alınmasını sağlıyor.

Allah-u Teâlâ Hazretleri bütün kullarının hacetlerini kaza eder, ihtiyaçlarını görür. Kulları neye muhtaçsa lütfeden, veren, ihtiyacını gideren, hacetini revâ eyleyen, kaza eyleyen Allah-u Teâlâ Hazretleri’dir. Ama kulların da birbirlerine merhamet etmesini, yardımlaşmasını seviyor ve bunlara büyük sevap veriyor.

Kendisi isterse bir kulunu, her yaratığını çeşitli şekillerde türlü türlü, sonsuz sayısız nimetlere mazhar edebilir. Ancak O, kullarının da merhametli ve mükrim olmasını seviyor. Yâni bir kul merhametli ise, başka kullara merhamet ediyorsa, acıyorsa, şefkat gösteriyorsa, onun derdiyle ilgileniyorsa; seviyor. Allah’ın kendisine vermiş olduğu nimetlerden, imkânlardan başkalarına verenleri, cömert kullarını seviyor.

Kişinin ikramda bulunmasını tavsiye buyuruyor ve bunu dinin bir görevi, ödevlerden bir ödev, farzlardan bir farz haline getirip, fakire yardım etmeyi zengine bir görev olarak yüklemiş. Bunu da şu şeklide teşvik etmiştir:

“Kim kardeşinin dünya ihtiyaçlarından bir ihtiyacını görürse, karşılarsa, Allah da bu iyiliksever insanın yetmiş iki hâcetini kaza eder, yâni yetmiş iki ihtiyacını giderir. Kardeşinin bir ihtiyacını giderdi diye, Allah onun yetmiş iki ihtiyacını giderir, yetmiş iki işini görür, yetmiş iki hacetini reva eder, kaza eder.

İhtiyaçları dünyevî ve uhrevî ihtiyaçlar diye ikiye ayırmak mümkündür. Hatta maddî ihtiyaçlar, mânevî ihtiyaçlar diye ayırabiliriz. Bedenî ihtiyaçlar, rûhî ihtiyaçlar diye ayırabiliriz. Kişisel ihtiyaçlar, toplumsal ihtiyaçlar diye düşünebiliriz. Bütün bunların içinde en mühim ihtiyaç ahiret ihtiyacıdır, iman ihtiyacıdır. Eğer bir insan, bir kardeşinin imanını kurtaracak, onun imanında muhtaç olduğu bir manevî desteği sağlayacak olursa, insanın mâneviyatına, ahretine faydalı olacak bir şeyi yaparsa, çok daha büyük bir ihtiyacını karşılamış olur. İnsanların almaya ve vermeye, öğrenmeye ve öğretmeye son derece müsait olduğu Ramazan ayında gönüllerin yumuşaklığından istifade ederek manevi ihtiyaçların giderilmesine gayret etmek bu büyük ve önemli ihtiyacın giderilmesi mümkün olabilir. Resulullah Efendimiz yine Ramazan ayında yapılan hayır ve hasenat hakkında buyurmuşlardır ki:

“Ey müslümanlar, Allah sizinle meleklerine mübâhat eyler: ‘Bakın benim kullarıma nasıl ibadet ediyorlar, nasıl gayretliler! Nasıl aşk ile şevk ile oruç tutuyorlar, Kur’an okuyorlar, namazlar kılıyorlar! Nasıl hayır hasenât yapıyorlar!.. Evlerini açmışlar, fakirlere zenginlere ziyafetler çekiyorlar… Sadakalar dağıtıyorlar, kumanyalar yapıp ev ev fakir aileleri buluyorlar, sevindiriyorlar.”

Müslümanların Ramazan ayı içinde yaptıkları ibadetler ve işledikleri hayırlar Allah için birer iftihar vesilesidir. Bu hayırlara herhangi bir şekilde dahil olmak meleklere karşı övülen kimseler arasına girmeye vesile olur. Bu emsalsiz ödül, bir bardak suyun, bir kuru hurmanın, bir lokma ekmeğin, küçük bir mendilin, bir çift çorabın, yüz güldürecek bir harçlığın, külfetsiz bir dostluğun Allah katındaki mükâfatıdır.

Serpil Özcan