Yaradılışta Adalet Ve Düzen

IMG_0239

Peygamber-i Zişan Efendimiz (aleyhissalat-ü vesselam)ın bir hadis-i şeriflerinde “Arusü’l Kur’an (Kur’an’ın gelini) adını verdiği ve Mekke’de inen surelerden olan Rahman Suresi’nde insan ve kainatın yaradılışındaki hikmet ve nimetler en güzel şekliyle sıralanmış; insan ve cin toplulukları imana, takvaya ve Allah (c.c.) katındaki ebedi nimetlere kavuşmaya davet edilmişlerdir.

“Rahman (rahmet ve sonsuz ihsanı kaynaşıp duran ve ondan dolayı bir ismi de Rahman olan Allah-ü Teala) Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.” (Rahman 1-4)

Aziz ve yüce olan Allah, nimetlerini saydı ve bu çeşitli nimetler içersinde en önde olan din nimetini öncelikle zikretti. Din nimetleri içersinde de mertebesi en yüksek olan Kur’an’ı indirmesi ve öğretmesini takdim etti. Çünkü Kur’an-ı Kerim ilahi vahyin rütbe bakımından en büyüğü, bütün semavi kitapların aslının doğruluğunu isbat eden en yüce ölçüdür. İnsanı yaratmasının zikrini ise Kur’an’ın zikrinden sonraya bıraktı ve insanı yaratmasındaki hikmetin sırf din ve ilim olduğunun bilinmesi için insanı Kur’an’dan sorumlu tuttu. Sonra da insanın insanlığını ortaya koyan ve kalbindekini güzel bir şekilde ifade etmek demek olan beyanı, lisan nimetini zikretti.

“Güneş ve ay da bir hesab ile cereyan etmektedirler.” (Rahman 5) İnsanlar da hesabı iyi bellemeli, bir hesap gününün  geleceğini bilip ona göre hesaba hazır olmalıdırlar.

“Bitkiler de ağaçlar da (Allah’a) secde ederler.” (Rahman 6) Allah’ın iradesine tabi olarak boyun eğerler, kanunları karşısında elastikiyetle istediği konumu alırlar. O halde insanlar isteyerek, Allah’ın emirlerine uyarak, nimetlerine şükretmek için secdeyi bilmelidirler.

“Hem semaya bak; onu yükseltti ve mizanı koydu.”(Rahman 7) Semadan kasıt bütün cisimleriyle üzerimizde yükselen yüce bir alemdir. Semayı yükselten O Rahman öyle yüce, öyle secde ve saygıya müstehaktır ki; gerek maddi ve gerekse manevi tarafı ile yüksekliği görülüp durulan o güzel semadaki yüksekliklerin durabilmesi için aşağıya ve yukarıya çeşitli ağırlıklar,varlıklar ve haklar arasında her şeyin kendi hakkına göre duruşu ve konumu demek olan denge kanununu, adalet kanununu koydu ki bu kanun olmasaydı göklerin ve yerin nizam ve intizamı olmazdı.Bu ve bundan sonraki iki ayet-i kerimede mizan kelimesi üç defa tekrarlanmaktadır.Bazı müfessirler bunun şiddetli bir tavsiye ve takviye için tekrar edildiğini söylemişler; bazıları da her birinin ayrı bir manaya işaret ettiğini şöyle açıklamışlar: İlk mizan kelimesi semanın yüksekliği münasebeti ile ortaya çıkan bütün eşya arasındaki genel denge kanunudur ki yer çekimi veya ağırlık kanunu bunun en açık görüntüsüdür. Bildiğimiz terazi, kantar gibi tartı ölçeği olan bütün mizanların esası da budur.Bununla beraber genel denge kanunu yalnız cansız, duygusuz ve fiziki olan çekim kanununa hasredilmeyip beşeri ve ruhi münasebetleri  de içine alacak şekilde adalet kanunu adıyla izah edildiği takdirde, ikinci mizan kelimesi şeriat, üçüncüsü de amel defteri olabilir.

“(Hak ve adalete ait) ölçüde taşkınlık(haksızlık)etmeyin.” (Rahman 8) Maddi ve manevi tartıda taşkınlık etmeyesiniz de Allah-ü Teala’nın emirlerine, hükümlerine itaat ve hukuka riayet edesiniz.

“Ölçüyü adaletle ve tam yapın, tartıyı da eksik yapmayın. (Rahman 9) İster söz, ister fiil olsun her hususta tartma işini adaletle yapın, yani hem ayarsız tartı kullanmayın hem de tartarken insaf ve adaletle dosdoğru tartın. Kendiniz için tartarken bir tarafı, başkası için tartarken diğer tarafı ağır tutmayın. Teraziyi kötü kullanmak suretiyle ahirette mizanınıza yazık etmeyesiniz diye Rahman, mizanı koydu.

Mutaffifin suresi ilk üç ayette de yine Allah-ü Teâla, âlemin nizamını koruyan adaleti bozmaktan kullarını sakındırmak üzere buyuruyor ki: “Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıklarında tam ölçerler. Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar. Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?”

Hadid Suresi 25. ayette de bildirildiği üzere göklerin ve yerin ayakta duruşu bir ölçü ve denge iledir. Bütün hakların ölçeği de terazidir. Onun için bir yerde hak ve adaletin yerleşmesi için ilk gerekli olan şey ölçünün herkes için eşit bir şekilde doğru ve dürüst olmasıdır. Ölçüyü, ölçeği ve tartıyı doğrultacak olan da her şeyden evvel hak ve adalet fikriyle ruh doğruluğunun neticesidir. İnsanlar başkalarının haklarını da kendi hakları gibi tutarak düzgün bir ölçüyle ölçme duygusunu taşımadıkları müddetçe hile yapmaktan kurtulamazlar. Düşünme ölçüsü bozuk olan kimseler aynı olayı kendileri için düşünürken başka, diğerleri için düşünürken başka türlü değerlendirirler. Asıl bu ruh halidir ki insanı ölçü ve tartıda hileye sevkeder. Bundan dolayı  hukukun düzenlenmesi, iyilik ve hayrın yerleştirilebilmesi için öncelikle;  Allah’ın halife olarak yarattığı insanın aslına dönüp fıtratına uygun bir şekilde, ahirete iman ve sorumluluk duygusuyla kendi nefsinden başlayarak  çevresini ıslaha çalışması gerekmektedir. Bu ıslah çalışması da ancak Kur’an ve onun emirlerinin nasıl uygulanacağını bizzat uygulayarak öğreten Hz. Peygamber(aleyhissalatü vesselam)in sünnetine uymakla başarıya ulaşacaktır.

Fahrunnisa Nur