Yalnızlık Sanatı

Şair, masasının başına geçip kapısını kapattığında kıpırdar kalemi. Her çalışmanın bir yalnızlık süreci vardır ona son noktayı koymak için. Çok anlama gelir yalnızlık: Kaçış, dua, keşif, mayanın tutması, şifa, bekleyiş, kavrayış…

Keşif… Eskici, bütün kapıları dolaşıp gözüne değerli görünenleri toplar ve gece olduğunda çekilir odasına, değerliyi çöpten ayırır. Uyku bir yalnızlıktır zihnimizin çöplerini ve cevherlerini ayıkladığı. Ya kalbimizin yalnızlığı?

Kaçış… Düzeltemediği günahtan, günahkârdan, kötü işten, dünyanın zorluğundan, sevginin yoğunluğundan… Öyle ki bazen ucu deliliğe uzayan, Kays’ın adını Mecnûn yapan bir kaçış oluverir yalnızlık.

Dua… Bir köşeye çekilmek ya da halk içinde gönlünü bir köşeye çekmeyi başarmak. Halvet der encümen, yani halk içinde halvet, halk içinde Hakk’la beraber olmak veya itikâf, kendini bir süreliğine halktan uzaklaştırıp kulluğunu kavramak. Her ikisi de yerindeyken güzel iki ayrı ibadet oluverir yalnızlık.

Mayanın tutmasıdır bazen de. Her şey olur, bilgi, zekâ, hafıza, yetenek… Fakat bir şey eksiktir, kendisiyle baş başa kalıp bazen benliğin olanı hazmetmesi, bazen de yoğurt gibi, bilginin gönülde mayalanması gerekir hani.

Yalnızken artabilir acılar, oyalanma bulamayınca zihin acıyı daha yoğun hisseder. Fakat ancak yalnızken yüzleşir insan manevi acıyla. Kaçmadan, ilacı yudumlamayı yalnız başına öğrenir.

Yüzünü yalnızlığa dönen insan yalnız kalmıştır diyebilir miyiz peki? Yalnız kalınacak yer midir ki dünya, şairin de dediği gibi:

Kimsesiz hiç kimse yok, her kimsenin var kimsesi

Kimsesiz kaldım, yetiş ey kimsesizler kimsesi![1]

Rabb’e giden yollardan biridir belki yalnızlık. Ve içinde, dışarıdan anlaşılamayacak kadar çok çeşitlilik barındırır diyebiliriz sanırım. Çünkü herkesin heybesine topladığı ve tenhada ortaya döktüğü farklıdır. Benliğimizi fanus gibi içine alır, korur. Ve onda ateşini güçlendirir mum, Necip Fazıl’ın da şiirinde anlattığı gibi:

Yalnızlık bir fenerse,

Ben de içindeki mum,

Onu, billur bir kâse

Gibi doldurur nurum.

 

Dışardan bana neler

Getirir pervaneler!

Pırıltılar, nağmeler,

Renklerle eriyorum…[2]

Zehra Binark
  • [1] Lâ edrî (Söyleyeni belli değil.)
  • [2] Necip Fazıl Kısakürek, Çile, Büyük Doğu Yayınları, 37. Basım Ekim 1998, sf. 231