Vuslata Eren Bekleyiş

unnamed

Beklemek…

Neyi ya da kimi olduğuna bakmadan hepimiz bir şeyleri bekleriz.

Umutla, neşeyle, coşkuyla, özlemle, bazen de hasretle.

Bekleyişimiz uzun sürerse eğer içerisine bir tutam da acı ekleriz. Acıdır bizi olgunlaştıran. İçimizde ki alevi körükleyen.. Yangınımız arttıkça ellerimiz semaya daha bi çok kalkar. Çaresizlik anlarımızda biliriz ki bize yardım edecek olan bir tek Allah’ tır. Beklediklerimizin ancak O’nun (c.c.) takdiri ile gerçekleşeceğini bilerek; ellerimiz semada, boynumuz bükük, iki damla yaşla ıslatırız seccademizi. Sonra… Sonra Rahman’ın nuru tecelli eder. Üzerimizde bir rahatlama, gönlümüz her zamankinden ferah. Hamd ve şükür ile katlarız seccademizi.

Aküsü biten aracın şarj olması gibi yeniden aynı coşku ve heyecanla beklemeye koyuluruz. Bize düşen dua ve beklemektir. Nasibimizde varsa beklenen Mevla zaten bizi ona ulaştırır. Nasibimizde yoksa da Mevla daha hayırlısı ile nimetlendirsin.

Beklemek…

Bazen birkaç dakika, bazen de bir ömür sürer.. Beklemek kolay iş değil lakin Mevla onu da bizler için kolaylaştırmış. Hayal yeteneği vermiş. Bekleneni hayal edersin.. Kavuştuğunda yaşayacağın her anı defalarca canlandırırsın zihninde. Sonra her şeye yeniden başlayıp defalarca o anı yaşarsın bıkmadan usanmadan.

Beklemek…

Vuslata kavuşmayı beklemek…

Bir ömür verebileceğin bir bekleme… Sonunda Sevgili’ ye kavuşmak var. Bütün ruhların hayallerini de bu süslemez mi zaten? Aslında Sevgilinin (c.c.) hasretindendir Kâbe’ye duyulan muhabbet. Sevgilinin evine misafir olabilme arzusu ile yanar bütün gönüller. Sevgiliyi ve O’nun Habibi’ni (s.a.v) ziyaret etmektir beklemelerin en güzeli ve vuslatın en lezzetlisi…

Gönlün aşkla dolar dolar. Gönül kabı taşıp da aşka yer kalmayınca; işte o zaman da beklemeye hasretin en koyusunu. en acısını eklersin. Ama en çok lezzet vereni…

Medine…

Mescid-i Nebevî…

Sevgilinin Sevgilisi…

Yeşilin en güzeli…

“Beni vefatımdan sonra ziyaret eden, ben hayattayken ziyaret etmiş gibi olur.” buyuruyor Efendimiz (s.a.v).

Nasib eyle Mevlâ’m, aşkınla yanan yüreklere.

Nasib eyle Mevlâ’m, yolunda can vermek isteyen kullarına.

Nasib eyle Mevlâ’m, hasretten gözyaşı dökenlere.

Mekke…

Kâbe…

Sevgilinin evi…

Siyahın en çok yakıştığı…

Arş-ı âlâya kadar yükselen nur…

Siyah örtüsüyle süslenmiş bir gelin…

Aşkla yanan gönüller etrafında pervane… Sen yeter ki “Gel” de. Nasib eyle aşkınla yanan gönüllere rahmetini. Senin bağrında huzur bulsun bu yürekler. Sükûta kavuşsun kabına sığmayan kalpler. Rahmetinin denizinde yüzsün dünyalıklardan yorulan ruhlar. Senin yolunda yürüsün ayaklar. Baktığı her yerde Seni görsün gözler. Gördüğü herkese Seni anlatsın diller. Nasib eyle Mevlâ’m.

Cennetini ve Cemalullahını nasib eyle.

Senin için yanan gönüllere vuslatı nasib eyle.

Rabia Güngör