Vahiy Geldiği Zaman

“(Resûlüm! Vahiy geldiği zaman) onu alelacele almak için (bitmeden) dilini hareket ettirme! Şüphesiz ki onu (kalbinde) toplamak ve (sana) okutmak bize aittir. Onu (Cebrail vasıtasıyla sana) okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy. Sonra şüphesiz onu açıklamak da bize aittir.” Kıyame Suresi 16-17-18-19

“Gerçek hükümdar (ve hükümran) olan Allah yücedir. Sana O’nun vahyi (Cebrail tarafından okunup) bitirilmeden önce Kur’an(’ı okuma)da acele etme ‘Rabbim, ilmimi artır.’ de.” Ta Ha Suresi 114

Bu ayetler Allahu Teâlâ’nın, elçisine, vahyi melekten nasıl alacağını bildirmesidir. Resulullah as’a, Cebrail as kendisine geldiğinde, O’nu sadece dinlemesi emrediliyor. İndirilen vahyi gönlünde toplaması ve kolayca öğrenmesinin ise Allahu Teâlâ’nın teminatında olduğu bildiriliyor. Allahu Teâlâ, aynı zamanda vahyi, açıklayacağını ve kendisine tefsir etme kabiliyeti vereceğini de vaad ediyor.

Vahyin indirilişi esnasında birinci hal, vahyin gönülde toplanmasıdır; ikinci hal vahyin aynı şekilde okunması; üçüncüsü de vahyin açıklanmasıdır.

Efendimiz as. kendisine indirilen vahyi, hemen alabilmek için Cebrail as okurken dudaklarını kıpırdatarak hızlı bir şekilde tekrar etmeye çalışıyordu. Allahu Teâlâ, “(Resûlüm! Vahiy geldiği zaman) onu alelacele almak için (bitmeden) dilini hareket ettirme!” ve “Sana O’nun vahyi (Cebrail tarafından okunup) bitirilmeden önce Kur’an(’ı okuma)da acele etme” buyurarak, O’nu bu davranıştan men etmiştir. Okumakta acele etmeme uyarısı, gelen vahyi, izahı tam olarak ilham edilmeden duyurmamak; iyice anlamadan okumaya başlamamak olarak da tefsir edilmiştir.

Allahu Teâlâ, elçisinin unutma endişesini bertaraf etmek için ise “Şüphesiz ki onu (kalbinde) toplamak ve (sana) okutmak bize aittir.” buyurmuştur. Kalbinde toplamak ve okutmak, indirilen vahyin, aynen, ne bir eksik ne bir fazla gönle/zihne yerleştirilmesi ve unutmaksızın orada muhafaza edilmesini ifade eder. Benzer bir ayet-i kerimede de “(Rasülüm!) Sana (Kur’an’ı) okutacağız; artık sen asla unutmayacaksın” buyurulmuştur.
Bir davranış yasaklanır ise onun yerine hangi davranışın uygulanacağının belirtilmesi gerekir ki emir hakkı ile yerine getirilebilsin. Nitekim devamında “Onu (vahyi) (Cebrail vasıtasıyla sana) okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy.” buyurularak; kendisine vahiy indirildiği esnada, Efendimiz as’ın nasıl davranması gerektiği açıkça beyan ediliyor. Okunuşa uymak, Cebrail as okurken sessizce dinlemek ve O sustuğunda tekrar etmek olarak tefsir edilmiştir.

Vahiy almak ve onu okumak, elbette anlamak ve uygulamak içindir. Anlamlandırılmadığı ve hayatın içinde uygulanmadığı sürece vahiy alma işi, amacına ulaşmamış demektir. İşte bu sebeple yukarıda belirttiğimiz üçüncü durum, yani vahyin önce ilk muhatabına, sonra da ilk muhatap olan elçi aracılığı ile tüm muhataplarına açıklanması ihtiyacı vardır. “Sonra şüphesiz onu açıklamak da bize aittir.” ayeti ile Yüce Allah, kullarına karşı lütufkâr davranmış ve vahyini açıklamayı da kendi üzerine aldığını beyan etmiştir. Ezberletip okuttuktan sonra, ilgili açıklamanın da bizzat kendisi tarafından yapılacağını müjdelemiştir. İbn Abbas ra ve bazı âlimler bu ayet-i kerimeye, helali haramı açıklamak bize (Allah’a) düşer, diye mana vermiştir. Bazıları da, vahyin muhtevasında yer alan vaad ve tehditleri açıklayıp, bunları gerçekleştirmek Allah’a aittir, diyerek tefsir etmiştir. Bir diğer açıklamaya göre de bu ayet, senin (Efendimiz as’ın) dilinle onu açıklamak bize (Allah’a) düşer, demektir. Fahreddin Razi’ye göre bu ayetle vahiy esnasında, anlama çabası ile soru sormak da yasaklanmıştır.

Gelen vahyin Efendimiz as’a açıklanması, getirilen hüküm gereğince ilahi maksadın ne olduğunun da ilham edilmesi olarak tefsir edilmiştir. Ve dolayısıyla Efendimiz as Kur’an ayetlerini tebliğ ederken ve Kur’an doğrultusunda bir hayat tarzı oluştururken bu ilham üzere konuşmuştur. Hadis-i şerif olarak isimlendirdiğimiz bu konuşma metinleri, bu sebeple değerlidir. Nitekim “O arzusuna göre konuşmaz. O(nun sözleri/hükümleri ilhamdan) vahiyle bildirilenden (ve vahye uygunluktan) başkası değildir.” ayeti ile Efendimiz as’ın vahyi açıklarken de ilahi bir ilham doğrultusunda konuştuğunu çok kesin olarak anlıyoruz.

Efendimiz as, bu ayet-i kerimelerden sonra emredildiği gibi davranmış, vahiy esnasında sessizce dinlemiş ve Cebrail as’ın ardından gelen ayeti/ayetleri aynıyla okumuştur.
Vahiy ilahi bir kelamdır ve muhatabı olan beşerin gücünü zorladığı muhakkaktır. Ancak ayet-i kerimelerde gördüğümüz gibi, Yüce Rabbimiz elçisini yalnız bırakmamış ve vahyin her aşamasını teminat altına aldığını beyan etmiştir. Bu güç durum karşısında yapılacak en güzel dua da, yine Rabbimiz tarafından bildirilmiştir: “Rabbim, ilmimi arttır.”
Rasulullah as Kur’an-ı Kerim’in ilk muhatabıdır ve O’nu okumada, anlamada ve tebliğ etmede ilahi teminat altındadır. Bu ilahi teminata rağmen Kur’an kendisine indirilirken sessizce dinlemesi emrolunmuştur. Ümmet-i Muhammed olarak bizler de Kur’an-ı Kerim’in muhataplarıyız.

Öyle ise Kur’an’ı dinlerken ve okurken nasıl bir tavır içinde olmalıyız?

Zeynep Yaren Çelikbilek
YARARLANILAN KAYNAKLAR
1. Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Açıklamalı Kur’an Meali
2. Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb
3. El-Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkamu’l-Kur’an
4. İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri