Usûl-i Hadis -9

HADÎS, SÜNNET, ESER, HABER, RİVAYET

SÜNNET:

Sözlük Anlamı: Yol, hal, tavır, gidiş, gidişat, çığır, hüküm, yaşayış modeli, tabiat, şeriat, yüz, yüzün görünen yeri, alışılmış yol. Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirlerinin bütününü ifade eden terimdir. Bir başka deyişle ‘sünnet’, takip edilmesi âdet olan yol, gidişat demektir. Kur’an’da genellikle değişmez kanunlar ve hükümlere ‘sünnet’ denilmektedir. Sünnetin çoğulu “sünen”dir.

Istılah olarak, ulema tarafından hadîs’in müterâdifi olarak, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in söz, fiil, takrir, şemâil, ahvâl vs. her şeyini ifade için kullanılmıştır. Bir kısım mütekaddim hadîsçiler, sünnet’le hadîs’i ayrı mütâlaa etmiş ve sünnet deyince Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın sadece fiillerini kastetmiştir.

Kur’ân-ı Kerim’de dört âyette “Sünnetü’l-evvelin: öncekilerin sünneti” ifadesi “önceki ümmetlerin izlediği yol, örf, adet, yaşayış tarzları” veya “önceki ümmetlere uygulanan hüküm” anlamında kullanılmıştır.[1] İki âyette çoğul olarak kullanılmıştır. Şu âyette şeriat anlamı görülür:

“Şüphesiz sizden önce birçok şeriatlar gelip geçmiştir” (Âl-i İmrân: 3/137).

Burada sünnet kelimesi çoğul olarak; ‘sünen-sünnetler’ şeklinde geçmektedir. Sünnet, sürekli değişmeye rağmen her zaman aynı kalan bir hayat tarzını ifade eder. Bu âyetteki sünnet kelimesi, hayat tarzı, yaşama biçimi şeklinde tefsir edildiği gibi, geçmişlerin şeriatı veya geçmiş ümmetlerin iyi ve kötü gidişatı diye de tefsir edilmiştir.

‘Sünnet’ aynı zamanda önceden gelen ama Tevhid dini üzerinde bir yasayışları olan ‘muvahhidlerin’ yollarını ifade etmek üzere de kullanılmıştır.

“Allah size bilmediklerinizi tam olarak açıklamak, sizi öncekilerin yollarına iletmek ve sizin tevbelerinizi kabul etmek ister” (en-Nisâ: 4/26)[2].

Sekiz âyette de “Sünnetullah: Âllah’ın sünneti” ifadesi geçer. Bu, Allah’ın evreni, canlıları ve toplumu yaratırken veya daha sonra yönetirken izlediği yolu, metodu, kanun ve prensipleri ifade eder. Bu prensiplerin değişmeden devam edeceği bildirilir:

“Allah’ın öteden beri gelen sünneti (âdeti) budur. Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişme bulamazsın.” (el-Feth: 48/23)[3]

Sünnet sözcüğü bir kişiye nisbet edilince, onun iyi veya kötü, sürekli olarak yapa geldiği, alışkanlık haline getirdiği davranışlarını kapsar, Hz. Peygamber’in şu hadisinde bu iki zıt anlamı (iyi veya kötü yol) bir arada görmek mümkündür:

“Güzel bir yol alana onun sevabı ve kıyamete bu yoldan gidenlerin sevabı vardır. Kim de kötü bir yol açarsa, bu yolun sorumluluğu ve kıyamete kadar bu yoldan gidenlerin sorumluluğu ona aittir.”[4]

Peygamberimiz (sav) ümmetine şu tavsiyede bulunuyor:  

“Benden sonra size sünnetimi ve reşid, hidayete ermiş halifelerimin sünnetini (benim ve onların yolunu) tavsiye ederim.”[5]

Bir başka hadiste Allah’ın nefret ettiği üç sınıf insandan birisi, müslüman olduktan sonra tekrar ‘cahiliyye sünnetine’ dönen kimse olduğu söylenmektedir.[6]

Peygamberimiz (sav) müslümanların gelecekte ‘öncekilerin sünnetini-öncekilerin adetlerini veya gidişatlarını’ adım adım takip edeceklerini söyleyip onları sakındırmıştır.[7]

“Size benim sünnetim gerekir” hadisinde de sünnet Hz. Peygamberin yaşayış modeli, gidişatı anlamındadır.

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) sünnet kelimesini de ıstılahî manada mükerrer seferler kullanmıştır: “Benim sünnetimi beğenmeyen benden değildir.” Veya: “Size sünnetime uymanızı tavsiye ederim” hadislerinde olduğu gibi.

Görüldüğü gibi gerek âyetlerde gerekse hadislerde ‘sünnet’ sözlük anlamıyla, yol, âdet, gidişat, çığır veya hüküm olarak kullanılmıştır. ‘Sünnet’, bir anlamda devamlı yapmayı, adet haline getirmeyi de ifade eder. Öyleki ister olumlu isterse olumsuz olsun, kişilerin veya toplumların yapmaya devam ettikleri gidişattır. Demek ki sünnet, orijinal, sürekli ve belli ki ölçüye oturmuş (iyi-kötü) davranış biçimidir. Bu durum Allah (cc) hakkında düşünüldüğü zaman, Allah’ın hükmü, Allah’ın kanunu demek olur. Geçmiş ümmetlere uygulanan sünnet; olumlu anlamda Peygamberlere itaat edenlerin yolunun doğruluğu ve onlara nimet verilmesi, olumsuz anlamda peygamberlere itaat etmeyen topluluklar hakkında gerçekleştirilen ceza hükmüdür.

Sünnet kelimesi başlangıçta “Hz. Peygamber’in fiili” anlamında, hadis de “Hz. Peygamber’in sözü” anlamında kullanılmışsa da sonraları sünnet, Hz. Peygamber’in sözle veya fiille açıktan gördüğü ya da duyduğu olayları susarak onaylamak suretiyle zımnen yaptığı açıklamaların tamamını anlatan terim olmuştur. Sünnetin bu anlamı usulcülere göre sünnetin tarifini vermektedir.

Hadisçiler, hadisin tarifinde olduğu gibi sünnetin tanımında da Hz. Peygamber’in evsafı, ahlakı, peygamberlikten önceki ve sonraki her türlü yaşayışına yer verirler. Tabii bu takdirde hadis ile sünnet eş anlamlı ya da ‘aynı muhteva için kullanılan iki ayrı terim’ olmaktadırlar.

Kısaca sünneti “Hz. Peygamber’in ihtiyar ettiği ve Allah’ın ahkamıyla amil olarak güttüğü yol” diye tarif edebiliriz. Ona Hz. Peygamber tarafından öğretilmiş ve vazedilmiş kaidelerin bütünü anlamını vermek de mümkün gözükmektedir. Hadis ise, bu anlamdaki sünnet malzemesinin yazı ile tesbit edilmiş metinleri demektir.[8]

 

[1] Mâide: 5/38; el-Enfâl: 8/38; el-Hicr: 15/13; el-Kehf: 18/55; Fâtır: 35/43.
[2] Ayrıca bk.El-İsrâ: 17/77.
[3] Ayrıca bk. Ahzâb: 33/62; Fâtır: 35/43; Feth: 48/23.
[4] Müslim, İlim: 15; Zekât: 69; İbn Mâce, Mukaddime: 14; Dârimi, Mukaddime: 44; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 4/362.
[5] Ebu Davud, Sünnet, Hadis no: 4607, 4/200; İbn Mace, Mukaddime 6, Hadis no: 42, 1/15; Darimí, Mukaddime 16, Hadis no: 96, 1/43.
[6] Buharí, nak. El-Medhal li-Diraseti’s Sünne,  s.7.
[7] Müslim, İlim 6, Hadis no: 2669, 4/2054; İbn Mace, Fiten 17, Hadis no: 3994, 2/1322;  Buharí, Ahmed b. Hanbel, nak. El- Medhal li- Diraseti’s Sünne, s: 7.
[8] İsmail Lütfü Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları: 25-26.