Usûl-i Hadis -6

HADÎS, SÜNNET, ESER, HABER, RİVAYET

HADÎS:

Hz. Peygamber (sas)’in sözleri, fiilleri, takrirleri ile ahlâkî ve beşerî vasıflarından oluşan sünnetinin söz veya yazı ile ifade edilmiş şekli. Bu mânâda hadis, sünnet ile eş anlamlıdır.

Hadis kelimesi, “eski”nin zıddı “yeni” anlamına geldiği gibi, söz ve haber anlamlarına da gelir. Bu kelimeden türeyen bazı fiiller ise haber vermek, nakletmek gibi anlamlar ifade eder. Hadis kelimesi, Kur’ân’da bu anlamları ifade edecek biçimde kullanılmıştır. Söz gelimi, “Demek onlar bu söze (hadis) inanmazlarsa, onların peşinde kendini üzüntüyle helâk edeceksin.” (el-Kehf: 18/6) âyetinde “söz” (Kur’ân); “Musa’nın haberi (hadîsu Mûsa) sana gelmedi mi?” (Tâhâ: 20/9) ayetinde “haber” anlamına gelmektedir. “Ve Rabbinin nimetini anlat (fehaddis)fiili de “anlat, haber ver, tebliğ et” anlamında kullanılmıştır.

Hadis kelimesi zamanla, Hz. Peygamber’den rivâyet edilen haberlerin genel adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kelime, bizzat Rasûlullah (sas) tarafından da, bu anlamda kullanılmıştır. Buhârî’de yer alan bir hadîse göre Ebû Hüreyre,

“Yâ Rasûlallah, kıyâmet günü şefâatine nâil olacak en mutlu insan kimdir?”

diye sorar. Hz. Peygamber şöyle cevap verir:

“Senin “hadîse” karşı olan iştiyakını bildiğim için, bu hadis hakkında herkesten önce senin soru soracağını tahmin etmiştim. Kıyâmet günü şefâatime nâil olacak en mutlu insan, “Lâ ilâhe illâllah” diyen kimsedir.”[1]

Çok eskilerde doğru-yanlış, tarihi, efsanevi her türlü haberlere hadis, bunları anlatanlara da huddas denirdi.

Hatta Kur’an-ı Kerim bizzat kendisi için “Ahsenu’l-hadis: Sözlerin en güzeli” (Zümer: 39/23) ifadesini kullanmıştır. Hz. Peygamber de bir hadis-i şerifinde Kur’an-ı Kerim’i “Sözlerin en güzeli Allah’ın kitabıdır.”[2] diye tanımlamıştır.

Ancak dini literatürde hadis önce Hz. Peygamber’in sözü, daha sonra da O’nun söz, fiil ve takrirleri için kullanılmıştır. Hatta sahabe ve tabiun söz ve fiillerine de –mevkuf ve maktu’ kayıtlarıyla da olsa- hadis denilmektedir.

Bu manada hadis yerine haber kelimesini kullananlar; sahabe ve tabiun’a ait söz ve fiiller için eser terimini tahsis edenler de bulunmaktadır.

Bugün en geniş çerçevesiyle hadis şöyle tarif edilmektedir:

“Hadis, söz, fiil, takrir, yaratılış veya huyla ilgili bir vasıf olarak Hz. Peygamber’e (veya sahabe ve tabiun’a) izafe edilen her şeydir.”[3]

Hadîs, Araplar arasında İslam’dan önce de kullanılan bir kelime olarak söz demektir. Tahdîs masdarından, haber vermek manasında bir isimdir.

Istılah olarak, İslâm âlimleri Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın sözlerini ifâde için kullanmışlardır. Birçok hadîsçiler, hadîs deyince Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın, münhasıran sözlerini kastetmiş iseler de fukahâ ve usuliyyûn ile bazı hadîsçiler, zamanla, bu kelimeyi sünnetle aynı manada kullanarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a nisbet edilen söz, fiil, takrir vs. nevinden her şeye ıtlak etmişlerdir.

Hâdis kelimesini bazı âlimler, sonradan vukûa gelen “yeni” manasında da görmüşlerdir. Nitekim hâdis kelimesi aynı köktendir ve sonradan olan şey demektir. Mahlûkât hâdis’tir. Çünkü Allah tarafından zaman içinde yaratılmıştır. Bunun zıddı kadîm’dir. Öyle ise Allah’a ait olan Kur’ân kadîm’dir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a ait olan şey ise hadîs’tir. Âlimler, bu sebeple, Türkçemizde, Kur’an’ı kastederek ifade edeceğimiz Allah’ın sözü manasını Arapça olarak hadîsullah tabiriyle ifâde etmekten kaçınıp kelamullah tabirini kullanırlar.

Hadîs kelimesi lügat manasında olmak üzere Kur’ân-ı Kerîm’de birçok ayetlerde kullanılır.

“Ayetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe) dalanları gördüğün zaman onlar Kur’ân’dan başka bir sözle meşgul oluncaya kadar kendilerinden yüz çevir.” (En’âm: 6/68).

Kezâ şu âyette de hadîs kelimesi lügat manasındadır:

“Allah, âyetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitab’ı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir.” (Zümer: 39/23).

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın da hadîs kelimesini, ıstılahî manada mükerrer seferler kullandığını görürüz. Daha önce Ebû Hüreyre’nin hayatını anlatılırken, onun hadîs öğrenme aşkını Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın da bilmekte olduğunu belirtmek için, Ebû Hüreyre (radıyallahu anh)’nin:

“Ey Allah’ın Resûlü, kıyamet günü, sizin şefaatinizden en ziyâde kim istifâde edecek?”

sorusuna cevabı sırasında şöyle dediğini belirtmiştik.

Buhârî’nin Sahîh’inde de yer alan bu rivayette hadîs kelimesi iki sefer kullanılmakta, bilhassa ikincisi tamamen ıstılahî mana taşımaktadır, meali şöyle:

“Ey Ebû Hüreyre, bu haber (hadîs) hususunda senden önce bir başkasının soru sormayacağını tahmîn etmiştim, zira senin hadîs’e olan hırsını biliyordum.”

 

 

[1] Buhârî, İlim: 33; İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/287.
[2] Buhari, Edeb: 70; İ’tisam: 2; Müslim, Cum’a: 43.
[3] İsmail Lütfü Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları: 25.