Usûl-i Hadis -10

HADÎS, SÜNNET, ESER, HABER, RİVAYET

Kanun (Hüküm) Anlamı Olarak Sünnet:

Aynı tavrı gösteren kişi ve topluluklara aynı ‘sünnet’, yani aynı geçerli hüküm yine uygulanır. Kur’an’da ayrıca sekiz yerde ‘sünnetullah-Allah’ın sünneti’ ‘sünnetüna-bizim sünnetimiz’ şeklinde geçmektedir.

Sünnet kelimesinin sözlük anlamına baktığımız zaman onun Kur’an ve hadislerde sosyolojik bir içeriğinin olduğunu, sosyal olayları Tevhid açısından değerlendirmekte kullanıldığını görürüz. İnsan topluluklarının yaşama biçimleri, hayat anlayışları kültür ve medeniyetleri ‘sünnet’ kelimesiyle ifade edilmektedir. Kâinatın sahibi, hem genel anlamda bütün evrene hem de canlı cansız bütün varlıklara ‘bir yol’ çizmiştir. Bütün varlıklar Allah’ın takdirinin doğrultusunda işlevlerini yerine getirirler. İnsan, ve onun içinde yaşadığı toplum da bu durumun dışında değildir. İnsanın da yolu çizilmiştir. Ancak insan ‘irade’ sahibi olduğu için bu yolda dilediği gibi ilerler ve hareketlerinden sorumlu olur. Allah (cc) elçileriyle yolun doğrusunu ve yanlışını gösterir. Nasıl hareket ederlerse, nelerle karşılaşacaklarını kendilerine haber verir. Onlar durumlarını değiştirmezlerse Allah da onların iyi ve kötü durumlarını değiştirmez.[1]

İşte insanların ve toplulukların amellerine karşılık görecekleri şey, onlar hakkında konulan ‘sünnettir’. Onlar kendi sünnetlerini değiştirirler ve Tevhidí bir yolu seçerlerse, batılın peşine gidip azanlara gönderilen ‘sünnetten-ceza hükmünden’ uzak kalırlar.

Peygamberin Tavrı Olarak Sünnet:

İnsanlar ilahí vahyi tebliğ eden bütün peygamberler gibi son peygamber Hz. Muhammed (sav) de bir uyarıcı ve korkutucudur. O, kendisine gelen vahyi açıklar, sözüyle ve hayatıyla insanlara yol gösterir. Peygamberin insanlara gösterdiği bu tavır, O’nun sünnetidir. O’nun sünneti, vahyin tefsiridir ve uygulamasıdır. Vahye inanan mü’minler, Peygamberin ‘sünnetine’ uyarlar. Çünkü Peygambere uymak aynı zamanda Allah’a itaat etmektir.

Terim Anlamıyla Sünnet:

İslâm’da ‘Sünnet’ kavramının bunun dışında özel bir anlamı vardır. Zaten sünnet deyince de bu özel mana anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi ‘Şeriatın Delilleri’ (edille-i şer’iyye) arasında ‘Sünnet’ ikinci sırada sayılmaktadır.

Hadis ilminin konusu da ‘sünnet’, onun asıl kaynaklarından tesbit edilmesi, korunması ve sağlam bir yolla sonraki nesillere aktarılmasıdır. Bu açıdan bakınca ‘sünnet’in birkaç tanımını görmek mümkündür: ‘Sünnet’, yalnızca Peygamberimizden rivayet edilen, Peygamberimizin Kur’an dışında beyan ettiği, açıkladığı şeylerdir.

Bir başka deyişle ‘sünnet’, bid’atın karşılığıdır.[2] Bir kimse Peygamberimizin davranışlarına uygun hareket ettiği zaman ‘o kişi sünnet üzerindedir’ denir. Peygamberimizin davranışına uygun değilse ‘bid’at üzerindedir’ denir.

Sünnet aynı zamanda, sahabelerin Peygamberimize nisbet ederek rivayet ettikleri haberleri de kapsamaktadır. Kısaca ‘Sünnet’, Peygamberimize ait sözlere, fiillere ve O’na ait olaylara verilen genel isimdir Peygamberimize ait olduğu kesinleşen ‘Sünnet’ dinin kaynağıdır, Müslümanları bağlar. Bunun böyle olduğu hem Kur’an’da hem de hadislerde belirtilmiştir.

“Kim Rasul’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.”  (Nisa: 4/80)

“Peygamber size neyi verdiyse alın ve size neyi yasakladıysa ondan sakının. Allah’tan hakkıyla ittika edin (çekinin), çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr: 59/7)

Bu ve benzeri âyetler bunu göstermektedir.[3]

Dinin Kaynağı Sünnet:

‘Sünnet’, Kur’an’dan sonra dinin ikinci kaynağıdır. Kur’an’ın nasıl anlaşılması gerektiğini ve nasıl uygulanacağını, vahyin hedeflerini ve örnek insanlık kurumunu ancak Sünnet’le öğrenebiliriz. Kur’an, bir çok konuyu gayet kısa, özlü ve mücmel (kapalı ve özet) bir şekilde ortaya koymuştur. Sünnet, bütün bunları açıklar.

Sünnetin en önemli özelliği örneklik oluşturmasıdır. Peygamberin görevi, insanlara indirilen vahyi açıklamaktır, daha doğrusu vahyin ne olduğunu ortaya koymaktır.[4] O Peygamberde Allah’a inanan ve ahireti uman bütün insanlar için en güzel örnekler vardır.[5] Sünnet, işte bu örneklik kurumudur. Peygamber ahlâkıyla, İslâmı uygulamasıyla, gidişatı ve tavrıyla insanlar için örnek oluşturmuştur. Peygamberimizin sünneti, vahyin istediği, Allah’ın razı olduğu insan tipinin, yaşama şeklinin göstergesidir.

Sünnet üzerine yapılan uzun münakaşalar, tartışmalar bizim konumuz değil. Ancak şunu söylemek gerekir ki, müslümanların uymakla yükümlü oldukları sünnet, dinen hüküm bildiren, ahlâk ve davranış ilkeleri gösteren, emir ve tavsiye içeren sünnetlerdir. Peygamberimizin bir insan olarak ve içinde yaşadığı toplumun bir âdeti olarak yapageldiği şeyler bu kapsama girmez. Örneğin, bugün hiç kimse sünnet deyince Peygamberimizin kullandığı aletleri veya teknikleri kasdetmiyor. Sünnet, O’nun kullandığı elbise, kap-kaçak, teknik şeyler değil; hüküm bildiren, ahlâkî ilkeler ortaya koyan, emirleri ve tavsiyeleridir. Yani sünnet, onun elbisesinin şekli değil, o elbiseyi dolduran ahlâktır, kulluktur, davranıştır, imandır, takvadır, zihniyettir.

Sünnet konusunda ikinci önemli nokta da, sünnetin sağlam bir yolla bize ulaşmasıdır. Bilindiği gibi Peygamber adına uydurulan birçok şey, reddedilmesi gereken şeylerdir. Bu gibi şeyleri Peygamberimizin söylediği veya yaptığı kesin olmadığı gibi, onun söylemesi veya yapması da mümkün değildir.[6]

[1] Ra’d: 13/11
[2] Ebu Davud, Sünnet Hadis no: 4607, 1/200.
[3] Maide: 5/92;  Nûr: 24/63; Nisa: 4/65; Âl-i İmran: 3/31.
[4] Nahl: 16/44.
[5] Ahzab: 33/21.
[6] Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 370-371