Toptan Allah'ın İpine Sımsıkı Sarılmak

Zeynep Yaren Çelikbilek

Hepiniz toptan Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, (onu hayata hâkim kılın, ihtilaf ve tefrikaya düşüp fert fert, grup grup) parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman (kabileler) idiniz de (Allah) kalplerinizi (İslâm’da) birleştirdi. İşte onun (İslâm dîni) nimetiyle (hepiniz) kardeş oldunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan sizi (İslâm ile) O kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böylece açıklıyor ki doğru yola eresiniz.”
Al-i İmran Suresi, 103. Ayet

İçinizden (herkesi) hayra çağıran, iyiliği (meşru şeyleri; tevhîdi ve sâlih ameli) emreden ve kötü olandan men eden bir ümmet (bir topluluk) olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Al-i İmran Suresi, 104. Ayet

 

ALLAH’IN İPİ: Genel olarak Allah Teâlâ’ya kavuşma sebebi olan delil ve vasıta olarak tarif edilir.(1) Daha özel mana veren müfessirler ise bu vasıtaları, Kur’an, Kur’an’ın içinde bildirilen emirler, İslâm topluluğu, ihlas, İslâm, Allah’a söz verme, Allah’ın emri gibi ifadelerle tarif etmiştir.(2)

“Allah’ın ipi”nin, Kur’an manasına geldiği ile ilgili hadis-i şerifler şöyledir: “O, (Kur’an) Allah’ın sağlam ipi, dosdoğru yoludur.” (3) “Allah’ın kitabı, gökten yere uzanan Allah’ın ipidir” (4) “Muhakkak ki bu Kur’an Allah’ın sağlam ipidir, açık bir nurdur, faydalı bir şifâdır, ona sarılan için bir koruma (kendine sarılana koruyucu) ve kendine uyan için bir kurtuluştur.” (5) “Aziz ve Celil olan Allah’ın kitabı, onun gökten yeryüzüne doğru uzanan ipidir. Kim ona uyacak olursa doğru yolda olur. Kim de onu terk edecek olursa sapıklığa düşmüş olur.” (6)

Yukarıdaki tanımlar ve rivayetler incelendiğinde, Allah’ın ipinin, Allah’ın rızasına muvafık bir hayat sürmenin kılavuzu olduğunu anlıyoruz ve dolayısıyla Kur’an diye anlamlandırdığımızda, diğer anlamları da teşmil etmiş oluruz. Çünkü Kur’an’ın içinde Allah’ın emirleri vardır. Çünkü Kur’an, bizden sadece Allah’a kulluk etmemizi ister. Ve aşağıda inceleneceği üzere Kur’an bizden sağlam bir toplum oluşturmamızı ister.

ALLAH’IN İPİNE SIMSIKI SARILMAK: Sarılmak, sözlükte, kollarını dolamak, kucaklamak; bütün gücü ile ele almak; hemen yapmaya koyulmak, girişmek; büyük bir istekle kendini vermek, benimsemek anlamlarına gelir.(7) Sımsıkı sarılmak ise bu eylemi daha içten, daha istekli, daha kuvvetli ve daha kararlı olarak yapmayı ifade eder.

Bu tanımın ışığında “Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak” nasıl olmalıdır, anlamaya çalışalım:

Bu ifade ile Kur’an-ı Kerim’i büyük bir aşkla sahiplenmemiz isteniyor. Çünkü O, bize, bizi yoktan var eden Rabbimiz tarafından gönderilmiş bir mektuptur; kendisine kavuşmamız ve dolayısıyla ebedi saadete ermemiz için bize uzatılmış bir iptir. Denizin orta yerinde dalgalarla boğuşan bir insan için, oradan geçen bir gemiden uzatılan ip, nasıl bir hayat kurtarıcı ise, dünyanın keşmekeşi içinde oradan oraya savrulan insana, Rabbinden gelen bu mektup da o iple aynı değeri taşır. Dolayısıyla akıllı bir insan, denizdeki insanın ipe can havliyle sımsıkı sarıldığı gibi sarılmalı Kur’an-ı Kerim’e.

Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği emir ve yasakları yapmak için hemen harekete geçmemiz isteniyor ki sahiplenme gerçek manasına kavuşsun. Nitekim yol gösteren bir ip, sıkıca tutulduktan sonra takip edildiği takdirde hedefe ulaşılır.

Emir ve yasakları yerine getirirken büyük bir istek duymamız, yani tüm bu emir ve yasakları tam olarak benimsememiz emrediliyor. Çünkü sımsıkı sarılabilmek için canı gönülden irade gerekir. Eğer iradede zayıflık varsa, hedefe ulaşılamadan sarılma eylemi de gevşer ve tutulan ipten ayrılma, kopma gerçekleşebilir.

HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE SARILMAK: Ayet-i kerimede “hepiniz toptan” ifadesi dikkat çekicidir. Allah’ın ipine sarılma eyleminin cemaat halinde, topluca yapılması emrediliyor. O halde bireysel olarak gösterdiğimiz çabanın yeterli olmadığını anlarız. Tek tek sarıldığımızda, herkes ayrı bir yöne çekmek ister ipi. Oysa hep birlikte aynı yönde kuvvet verildiğinde arzu edilen faydanın sağlanması mümkün olacaktır. Bu âyet toplum bilimi yani sosyoloji ile ilgili emirdir. Rabbimiz bizden bir İslâm toplumu kurmamızı istemektedir. Allah’ın ipine hep birlikte sarıldığımızda ancak İslâm toplumu teşekkül edecektir.

Dağcıları düşünelim, bulutlara uzanan o yüksekliklerde her birinin belinde, birbirlerine bağlı kalın bir halat vardır. Bu sağlam ip sayesinde can güvenliklerini sağlarlar; birinin ayağı kayarsa, diğerleri onun düşmesine engel olur. Yine bu ip hepsinin aynı yöne gitmesini sağlar ve dolayısıyla hedefe ulaşırken, bir de birbirlerini aramak için enerji harcamalarına mani olur. İşte her bir mümin, diğer mümin kardeşlerine böylece bağlı olmalıdır. Aramızdaki bu bağ bireylerin maddi ve manevi korunmalarını sağlayacaktır. Nefsimizle, şeytanla ya da şeytanlaşan insanlarla her gün yaşadığımız mücadelede, sadece kendimiz olarak durduğumuzda gücümüz bellidir, yanılma ve yenilme ihtimalimiz yüksektir. Ancak bu mücadelede yanımızda saf tutan kardeşlerimiz olduğunda sonucun lehimize olma ihtimali kat kat artacaktır. Müminler olarak hayatın her alanında İslâm topluluğu olarak hareket etmeliyiz ki hedefimize varabilelim, Rabbimizin emrini yerine getirerek, muhabbet ve rahmetini celbedelim.

TEFRİKAYA DÜŞMEMEK (PARÇALANIP AYRILMAMAK): Kur’an-ı Kerim’de bize bir emir gelmişse, o emri yerine getirmemize engel olacak davranışlar da haram kılınmıştır. Rabbimiz bizden “toplum olarak ipine sımsıkı sarılmamızı” istiyor. İslâm topluluğunun önündeki en önemli engel de tefrikaya düşmek, ayrı ayrı hareket etmektir. Dolayısıyla, ayet-i kerimenin ilerleyen kısmında “parçalanıp ayrılmayın” emri gelmiştir.

Ebu Hureyre (ra)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte “Şüphesiz Allah Teala sizin için üç şeyden hoşnut olur…Sizin sadece kendisine ibadet etmenizden, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanızdan ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılıp tefrikaya düşmemenizden hoşlanır…” buyuruluyor. (8)

Kur’an’a sarılan her insan, İslâm’ı hayatındaki genel geçer ilke olarak kabul eder, Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda bir hayat sürmeye çalışır ki bu sırat-ı müstekim, dosdoğru bir yoldur. Bu yolun rehberi de elbette Kur’an-ı Kerim ve O’nun en güzel açıklaması olan, Rasulullah (as)’ın sünnetidir. Kitap ve Sünnet rehberini takip edenler ayrılığa düşmezler, düşmemeleri gerekir. Çünkü Kitap ve Sünnet tevhidin kaynağıdır, tevhide davet eder, birlik ve beraberlik meydana getirir. Bu yolda milliyet, mezhep, dil, cinsiyet vb. sadece topluma zenginlik katan unsurlardır ve asla ayrılık sebebi olamaz. “Mü’minler ancak kardeştirler.”(9) düsturu ile “Bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan bina”(10)  gibi olan bireylerin oluşturduğu İslâm toplumu en büyük arzumuz olmalıdır. Bu arzumuz doğrultusunda birey olarak, önce kendimizden, ailemizden, komşularımızdan, akrabalarımızdan başlayarak birlik ve beraberliğe mâni ne varsa yok etmeye, gücümüz yettiğince gayret etmeliyiz.

Ayet-i kerimede, “bölünüp parçalanmayın” ifadesi, emir olarak gelmiştir. Yani bir mümin için haksız yere bir insan öldürmek nasıl haram kılınmışsa, bölünüp parçalanmak da aynı derecede haram kılınmıştır. Hatta vereceği zararlar karşılaştırıldığında, bölünmeye yol açacak her eylem ve girişim, bir insanı haksız yere öldürmekten daha ağır vebal ve sorumluluk getirir kanaatindeyiz.

Birlik ve beraberliği gerektiren tevhidi anlayışa rağmen, müminler arasında bölünüp parçalanma varsa –ki maalesef var- bu Kur’an ve Sünnet dışı düşünce ve yönelimlerden kaynaklanmaktadır. “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”(11) gerçeğini fark eden İslâm düşmanları, İslâm toplumunu bu metot üzerinden vurmak için son derece dikkatli ve kararlı olarak çalışmaktadırlar. İslâm toplumu içinde, ipi beline sımsıkı bağlamayan mümin kardeşler de, ne yazık ki, bu oyunun bir parçası olabiliyor, Müslümanların bölünüp parçalanması yolunda, çoğu zaman ne yaptığının farkında bile olmadan, gayret gösterebiliyor.

Peygamber Efendimiz(as) de bir hadis-i şerifinde, kendisinden sonra fitne ve fesat çıkacağı haberini vermiş ve “… Allah’ın yardımı cemaatle birlikte olanlaradır. Şeytan cemaatten ayrılan kişi ile beraber koşar.” buyurmuştur.(12)

KALPLERİN İSLÂMDA BİRLEŞMESİ, İSLÂM KARDEŞLİĞİ: Sağlam bir İslâm topluluğu oluşturmak, bölünüp parçalanmaktan korunmak için çare de bellidir. Kalplerin İslâm’da birleşmesi gereklidir. Yani tek ölçü İslâm, dolayısıyla takva olmalıdır. Hayatın içinde karşılaştığımız, insanları tanımlayan ve sınıflayan diğer unsurlar, ölçü alınmamalıdır.

Rabbimiz, çok yakından tanık olunan bir olay üzerinden reçete sunmuştur: Medine’de yaşayan Evs ve Hazrec Kabileleri. Cahiliye devrinde iki kabîle arasında şiddet­li bir kin ve düşmanlık vardı, birçok kez savaşmışlardı ve en ufak bir kıvılcımla yeniden savaş çıkabiliyordu. Ancak İslâm’la tanışan bu insanlar, Allah’ın rahmeti ile birbirlerini seven, Allah için birbirlerine yaklaşan, ziyaretleşen, iyilik ve takva üzerine yardımlaşan kardeş­ler haline geldiler ve hep birlikte “ensar” olma şerefine erdiler. Bu birleşme, zorlama ile ya da dünyalık bir menfaat üzerine birleşme ile kıyaslanamayacak kadar sağlam ve şerefli bir birleşmedir.

Bu örnek üzerinden bize şöyle deniyor: Öncesinde birbirleri ile kanlı bıçaklı olan bu iki kavim, sonrasında nasıl muhabbetli bir toplum olduysa, siz de öyle muhabbetle bağlanın birbirinize. Ortak noktanız olan İslâm, bütün farklarınıza rağmen sizi kuşatsın ve kardeşler olun.

ATEŞ ÇUKURUNDAN KURTULMAK: Bu âyette Allah Teâla, kâfirliği bir cehennem çukuruna, kâfirleri de o çu­kurun kenarında bulunup oraya düşmeye mahkûm olanlara benzetmiştir. İslâm’ı ise o çukura düşmeye engel olan sebep olarak göstermiştir. Tek kurtuluş yolu, hep birlikte, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaktır. Allah, iman edenleri kurtaracak, kâfirler ise layık oldukları cezaya çarpılacaklardır. Nitekim kullarının doğru yola erişmesi için, Rabbimiz ayetlerini beyan etmiştir.

Bir toplumun sağlıklı bir şekilde varlığını devam ettirebilmesi ve yeni nesillerin o toplumun kültürünü alabilmesi için, toplumdaki denetim mekanizmalarının sağlıklı olması gereklidir. Rabbimiz İslâm toplumunun teşekkülü için gerekli ikazı yapıp, reçeteyi sunduktan sonra, bu denetim mekanizmasının sorumluluğunu beyan etmiştir. “Hayra davet eden, iyiliği emredip, kötülükten sakındıran bir ümmet olmak.”

HAYIR: Din ve dünya ile ilgili iyiliği ihtiva eden her şey.

İYİLİK (MA’RUF): İslâm’a uygun olan her türlü söz, iş ve davranış. Uygulandığında Allah’a itaat edilmiş olunur.

KÖTÜLÜK (MÜNKER): İslâm’a uygun olmayan her türlü söz, iş ve davranış. Uygulandığında Allah’a isyan edilmiş olur.

İyilik ve kötülüğün tayin ve tespiti ancak Kur’an ve Sünnet delili ile olur. Başka bir ölçü belirlemek, hevâ ve hevese uymak olur ki sonu hem toplum için hem fert için acıklı bir durumdur.

ÜMMET: “Ümmet” önde olan, çeşitli insan gruplarını toplayan, kendilerine uyulan bir topluluk demektir ki hepsinin önünde de “imam” (önder) bulunur.(13) Bu önderin liderliğinde hükmi bir şahsiyet kazanılır. Öyle ise ayet-i kerimede geçen bu topluluk, ilmiyle Allah’ın rızasına uygun amel eden âlimler ve liderler ile onlara maddî ve mânevî destek veren cemaat veya cemiyetlerden oluşur. Aslında cemaat ile kılınan namazlarda bu sosyal yapıyı şeklen de görürüz. Ele aldığımız birinci ayet-i kerimede bahsedilen bir ve beraber olma şuuru, cemaatte tezahür eder. Bu şekilde hayra davet ve iyiliği emir, kötülüğü de men edecek bir topluluk ve önderlik teşkili Müslümanların, iman ettikten sonraki, ilk ve en önemli görevidir. Ancak bu ilahi emri yerine getirebilen Müslümanlar, tam anlamıyla kurtuluşa ererler.

HAYRA DAVET EDEN, İYİLİĞİ EMREDİP, KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRAN BİR ÜMMET OLMAK: Kur’an penceresinden baktığımızda, genel olarak Müslümanlar, insanlığın iyiliği için çıkarılmış, hayırlı bir ümmettir. Ancak bu hayırlı ümmet sıfatına layık olabilmek için Allah’a hakkıyla iman etme, iyiliği emretme, kötülüğe engel olma eylemlerini, gücümüz nispetinde gerçekleştirmeliyiz. (14) Nitekim Efendimiz (as) “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” buyurmuştur.(15) Yine bir başka hadis-i şerifte, “Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki ya iyiliği emredip kö­tülüğe mani olursunuz veya pek yakın bir zamanda Allah, sizin üzerinize bir ce­za gönderir, sonra onun kaldırılması için dua ederseniz de duanızı kabul et­mez.”(16) buyurulur.

 

Müfessirlerin birçoğuna göre, hayra çağırmak, iyiliği emretmek, kötülüğe engel olmak bütün Müslümanlara farz-ı kifayedir. Her ne kadar bu iş, ümmetin her ferdine yüklenmiş bir görev ise de, bu âyetten maksat bu görevi yerine getirecek bir grubun bulunmasıdır. Böyle bir grup oluşturulmadığında hiçbir Müslüman mesuliyetten kendini kurtaramaz. Fakat emr-i maruf nehy-i ani’l-münker, her ferde farz-ı ayın değildir. Ümmetin tümünün vazifesidir. Çünkü “sizden” buyurulmuştur. Elbette her fert, çevresinde elinin, dilinin yettiğince iyiliği yaymaya, kötülüğü engellemeye çalışacaktır. Ancak toplumun genel denetim mekanizması anlamında bakıldığında, âlim ve önder bir grup oluşturulması çok ciddi önem arz etmektedir.

 

İncelediğimiz ayet-i kerimeler ışığında, Allah’ın ipine sarılıp, selâmete eren muhabbetli bir toplum olabilmek, Evs ve Hazrec kabilelerine mensup ashab-ı kiram gibi gerçek kardeşler olabilmek için her fert üzerine düşen görevi tekrar tekrar düşünmeli ve gücü nispetinde uygulamalıdır. Seçkin ümmet olma vasfımızı her zaman hatırlamalı, hayra çağırma, iyiliği yayma ve kötülüğe mani olma konusunda çok hassas olmalıyız. (İlgili metotlar ayrı bir yazı konusu olduğundan bu yazıda değinilmemiştir.)

 

  • Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, ilgili ayet
  • İbn KesirTefsiri, ilgili ayet : Âyette zikredilen “Allahın ipi”nden maksat, Abdullah b. Mes´ud ve Şa´biye göre, İslâm topluluğudur. Katade, Süddi, Mücahid, Ata, Abdullah b. Mes´ud ve Ebu Said el-Hudriden nakledilen diğer bir görüşe göre burada zikre­dilen “Allahın ipi”nden maksat, Kur´an-ı Kerim ve onda bulunan emirlerdir. Ebu Âli ve İbn-i Zeyd’e göre ise burada zikredilen “Allahın ipi”nden maksat, Allah’ı samimi bir şekilde birlemektir.
  • Age (Haris el-A’ver kanalıyla Hz. Ali’den merfû’ olarak rivayet edilmiştir.)
  • Age (İmâm Ebu Ca’fer et-Taberî, Saîd İbn Yahya’nın Ebu Saîd’den rivayeti)
  • Age (İbn Merdûyeh İbrahim îbn Müslim kanalıyla… Abdullah (r.a.) dan rivayet edilmiştir.)
  • Müslim, K. Fadail es-Sahabe bab: 37, Hadis No: 2408
  • TDK Sözlüğü
  • Riyazu’s-Salihin, C.7, S.373, Hadis No: 1785, Erkam Yay.
  • Hucurat S. 10.
  • Riyazu’s-Salihin C.2 S.181 Hadis No:224, Erkam Yay
  • Akif Ersoy
  • Neseî, K. fahrim ed-Deın, bab: 6
  • Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili
  • Al-i İmran S. 110.
  • Riyazu’s-Salihin, C.2, S.71. Hadis No:186, Erkam Yay.
  • Timizi, K. el-Fiten bab: 9, Hadis No: 2169 / Ahmecl b. Hanbeİ Müsned C.5 S.388, 390, 391