Toplumsal Kuruluşların Gücü

Kasım 1997

Tarihi dikkatle izleyen, Avrupa ve Amerika ülkelerini gezen ve onların içyapılarını iyi tanıyan bir kimse Batılıların, toplumsal kuruluşlara ne kadar değer verdiklerini çok iyi bilir.
Toplumsal kuruluşlardan öncelikle, çeşitli bilimsel araştırma kurumlarını, uluslararası yardım teşkilatlarını, kilise örgütlerini, vakıfları, dernekleri… kastediyorum. Bunlar onlara savaşlar, ordular ve fabrikalar kadar maddî faydalar sağlamış; ülkeler fethetmelerini, trilyonlar kazanmalarını, dünyaya sahip ve hâkim olmalarını, milletleri avuçları içinde eritmelerini, sömürüp yönetmelerini kolaylaştırmıştır.
Hür bir ülkeye önce bu kuruluşlar gelir, çalışır, bilgi toplar, taraftar kazanır, örgütlenmeyi sağlar, reklam ve propagandayı yapar; sonra ordular, siyasetçiler saldırır, işi bitirir, orayı istila eder, resmen sömürge haline getirir. Kuzey ve Güney Amerika, Afrika, Güney Doğu Asya, Avustralya, Okyanus Adaları hep böyle ele geçirilmiştir; İslâm ülkeleri hep böyle yıkılmış veya zayıflatılmıştır. Bugün dahi Orta Asya Türki Cumhuriyetleri’nde, Kafkasya’da, Balkanlar’da, Türkiye’de, Kuzey Irak’ta bu cins kuruluşlar kaynaşmakta, çalışmakta, cirit atmakta, fesat çıkarmakta, siyasilere ön hazırlık yapmaktadırlar.
Allahu Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’inde biz mü’minlere, din için fedakârca çalışmamızı, mal ve can vermemizi, uğrunda cihat etmemizi ferman buyuruyor; Müslümanlarla savaşan kâfirlere karşı, kuvvetler, silahlar, araçlar temin eylememizi emrediyor… Tamam! İmanlı ordular lazım, çağdaş silahlar lazım, üstün araçlar lazım. Ama düşman, sinsi çalışmalarla, Müslümanları birbirine düşürüyor, devlet yöneticilerini rüşvetle satın alıyor, yoğun ve baskın propaganda ile milleti şaşırtıyor, aydınları bozuk ve yıkıcı ideolojilerle sapıtıyor, askeri, milletini kırmakta kullanabiliyor, gençleri tuzaklara düşürüp bozuyor, uyuşturucu ile sağlıklarını berbat ediyor, iyi insanları kötü ve vatan haini gibi gösterebiliyor, bütçeyi sömürüp, toplumun dayanaklarını kemirip yok ediyor.
Bu tür çalışmalara karşı ne yapmamız lazım?
Çok basit! Bizim de toplumsal kuruluşlara güç ve destek vermemiz lazım… Devlet olarak, millet olarak, fert olarak…
Devlet, Müslüman milleti düşman görmemeli, onun inancına, ibadetine, çarşafına, tesettürüne, ticaretine, zikrine, tesbihine, sakalına, sarığına, misvağına, şalvarına, örfüne, âdetine, zevkine, tercihine, tarikatine, tekkesine, tasavvufuna, derneğine, vakfına, kursuna, mektebine saldıranlara fırsat vermemeli; göz açtırmamalı, toplumsal barışı bozdurmamalı, ‘devrim’ diye ‘devirim’ ve ‘kıyım’ yapmamalı, laiklik adına din ve vicdan hürriyetini yok etmemeli, ilericilik adına bölücülük ve barbarlık, gaddarlık ve hunharlık edenlerin artık farkına varmalı, gözünü açıp, milli menfaatlerini iyi korumalı ve kollamalıdır.
Millet, kendisini seven; tarihine, köklerine, ülkülerine sadık, hizmete âşık, vefakâr ve fedakâr evlatlarının her türlü olumlu, güzel, mükemmel çalışmasını desteklemeli, bu tür çalışan vakıf ve derneklere üye olmalı, güç kazandırmalı, maddî, mânevî kaynak sağlamalıdır; fitneci ve fesatçı, yalancı ve aldatıcı, hilekâr ve sahtekâr kişi ve kuruluşlara hiç yüz vermemelidir.
Fertler de bu dünyanın fâni olduğunu, imtihan yeri olduğunu, asıl amacın Allah’a güzel kulluk edip, O’nun rızasını kazanmak olduğunu; bir saniyenin bile gafletle geçirilmemesi, daima ibadet ve taat üzere bulunulması gerektiğini; ölümün ne yapılırsa yapılsın, mutlaka geleceğini ve insanların âhirette bu dünyadaki hayatlarının, kazançlarının, amellerinin ve ihmallerinin hesabını vereceklerini hiç unutmamalıdırlar.
Mevlâ encamımızı hayr eylesin, hakkı gösterip doğruyu işletsin; iki cihan saadetine cümlemizi fazl u keremiyle erdirsin… Âmîn, bi-hürmeti Seyyidi’l-mürselîn sallâllâhu aleyhi ve âlihî ecmaîn!

 

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan (rha)’ın Kadın ve Aile Dergisi Başmakalelerinden alınmıştır.