Tevhidin Tezahürü; Mersus Kardeşliği

İnsanlık tarihi boyunca tevhidin temsilcisi ve tebliğcisi, Allah’ın seçtiği kulları gelmiş ve etrafında kümelenen insanlarla, ilahi çizgiler, ölçüler oluşturmuşlardır. Kerim kitabımızda bu  “de ki ben peygamberlerin ilki değilim” (Ahkaf, 46/9) diye haber verilmiş, önce gelen peygamberler ve ümmetlerinin münasebetleri açık açık anlatılmıştır.

“İbrahim’de ve O’nun yanında,  beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır.” (Mümtehine, 60/4)  ayet-i kerimesinde örneklik çizgileri gösterilmiştir. Tevhidin en çetin mücadele örnekliği atamız Hz. İbrahim (as)’in hayatında tezahür etmiştir. Allah’tan başka meyledilen her şey,  külliyen reddedilmiş “Sizin Allah’tan başka tapınmakta olduklarınızdan uzağız” denilmiştir. Rasûl-i Kibriya Hz. Muhammed-i Mustafa Efendimiz (sas)  de son peygamber olarak kıyamete kadar gelecek insanlığın ihtiyacı olan emirlerle gelmiştir. Bu emirlerin muhafazasının tek Allah’a ait olduğu şiddetle vurgulanmış, mü’minlerin sarılması gereken “En sağlam kulp”(Bakara, 256) diye vasfedilmiştir.

İçinde bulunduğu toplumun tefrika için bahaneler aradığı, sudan sebeplerle büyük savaşlar yapılıp, düşmanlıkların ve dostlukların,  Allah’tan başka her türlü hevaya tabi olarak sürekli yer değiştirdiği bir devirde, Peygamberimiz (sas) ilahi emri almış, insanlığın dünya ve ahiret kurtuluşunun bu emirlere tabii olmakta olduğunu müjdelemiştir.

“Artık emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir(onlara aldırma)” (Hicr, 15/94) hitabıyla Hz. Muhammed  (sas) insanlığın kemal çizgisini oluşturmaya memur kılınmıştır. O’nun çağrısında, “O’ndan başka ilah olmadığına, Allah, melekleri ve adaleti sapasağlam ayakta tutan ilim sahipleri şahitlik ederler. O, kendisinden başka ilah olmayan ve izzet sahibi, her şeyi hikmetle yapandır” (Al-i İmran, 18) düsturu hâkimdir.

Âlemlerin yegâne maliki olan Allah, âlemin nizamını da hükmü altına almaktadır ve kendisine halis kul olmanın katıksız şartlarını bildirmektedir. “Bilesiniz ki; yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.”(A’raf, 7/54) buyurmakta ve “Biz her şeyimizle O’na (Allah)a aitiz ve O’na (Allah’a) döneceğiz” (Bakara, 2/156) buyruğundaki aidiyet, her halimiz ile hem duygusal hem de fiziki olarak ona uygun hareket etmemizi mecbur kılmaktadır. “Hiç Yaratan bilmez mi? O en ince işler görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (Mülk, 14) Bu sebeple O’nun seveceği, kızacağı, mükâfatlandıracağı, cezalandıracağı fiil, söz ve tavırların neler olduğunu bilmek icap eder. “De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” (Zümer, 39/9)  Allah’a kulluğun, bir resmî yönü, bir de tabii yönü vardır. Elbette ki; hâl ve tavrımız bu ikisi kanalıyla bize ümmet kimliğimizi kazandırır. Salt bize ait imiş gibi, sadece Yaradanımız ile aramızdaki özel anlar gibi görünen “resmî”  dediğimiz ibadetlerde dahi tevhidin tezahürünü görürüz. Namaz, oruç, zekât, hac… Hatta Allah’ın adını anmakta da birlik olma işareti vardır.

İNSAN İLİŞKİLERİ İBADET HASSASİYETİ İSTER

İnsanlarla olan münasebetlerimiz bir ibadet hassasiyetiyle olmak zorundadır. Çünkü Allah bizi, diğer kullarıyla olan bağlarımızla imtihan eder ve hesaba çeker. Allah’a imandan sonra gelen ana-babaya iyilikten, yakın komşu, uzak komşu, kalbi İslam’a ısınacak kişilere kadar.

“Mü’minler ancak kardeştir” (Hucurat, 49/10)  düsturunca, yine bize çizilen kardeşlik şekline de uymamız, Allah’ın emirleri ve Rasulullah Efendimizin (sas)  uygulamalı tembihlerine itaat etmemiz gerekli kılınmıştır. Hz. Nuh’un (as) oğlu, Hz. İbrahim’in (as) babası, Hz. Lut’un (as) karısı… tevhidin dışına çıkan kişiye en yakın olanların örnekleridir. Yüce Rabbimiz bir ayet-i kerimede,  “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir topluluğun, -babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin.” (Mücadele, 22) buyurmuştur. “Lâ ilahe illallah Muhammedün Rasulullah”  kelime-i tevhidinin delalet ettiği husus ve şartlar mü’minlerce iyi anlaşılmalıdır. Allah dostları, insanları iki grupta muhatap almışlar, onlarla muamelede ve mübaşerette buna hassasiyetle riayet etmişlerdir. “ihvan-ı din “ ve “ihvan-ı davet”.  Bu ölçü,  şüphesiz ilahi hitabın ikazıyla olmuştur. Din kardeşliği, uhuvvet, “Peygamberin yanındakiler” çerçevesinde,  “Muhammed as. Allah’ın Resulüdür. O’nun yanındakiler, kâfirlere karşı çetin, baskın, kendi aralarında çok merhametlidirler.” (Fetih,48/29)  emri iledir. Kardeşlik vazifeleri ile ilgili, merhamet ön plana çıkarılmış, izzet ve şerefi,  haysiyet ve ihtiyaçları maddi ve manevi olarak gözetilmesi esas alınmıştır. “Mü’minlerden başkasını veli edinmemek” emredilmiş,  velayet, kardeşliğin en üst noktası kabul edilmiştir.  İman nuruyla aydınlanmış mü’min, kardeşini ancak nura götürür.

Medine’ye hicret, İslam’ın, Tevhidin nuruyla nurlanmanın apaçık delilidir. Mü’minler,  bambaşka bir topluluğu bağrına basmış adeta “Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkmayan kimse gibi olur mu?” (En’am, 122) ayet-i kerimesinin temsili olmuşlardır. Sahabe-i Kiram efendilerimizden, Mikdad b. Esved (ra) bu durumu, “Allah’a yemin ederim ki, Rasulullah sa, peygamberlerden herhangi birisinin gönderildiği şiddetli durumlardan en şiddetlisiyle gönderilmiştir. O koyu bir cahiliye ve boşluk döneminde peygamber olarak gönderildi. Bu dönemdekiler, puta tapıcılıktan daha üstün bir din kabul etmiyorlardı. O (Rasulullah), Furkan ile gönderildi ve bu sayede hak ile batılın arasını ayırdı. (kesin çizgi belirlenmiş oldu.) (Tehzibü’t tehzib, İbn-i Hacer el-Askalanî ) Öz akrabalarının kovduklarını, imanda birleştikleri kardeş edinmişti. “Bir vücudun azaları, bir duvarın tuğlaları” olmuşlardır.

Batılda birleşenler “keşke falanı dost edinmeseydim” derken,  Rasulullah Efendimizin (sas), “Kişi arkadaşının dini üzeredir” ikazını bize açıklar. “Onların nuru önlerinden gider”  ayet-i kerimesi ne müjdelidir. Karanlıktan aydınlığa çıkaran Allah’ın nurundandır.

SEVGİYİ ORTADAN KALDIRACAK DAVRANIŞLARDAN SAKININ

“ Allah’ın ipine toptan sarılın, ayrılığa düşmeyin.” (Al-i İmran,103) buyuran Rabbimiz bizi “Kardeşler kılıp aramıza ülfet, sevgi yakınlık var ettiğini” bildiriyor. Takdir olunur ki; aralarında sevgi olmayan insanların bir arada olmaları mümkün olmamaktadır. Sevgi,  muhabbet, meveddet, sohbet, merhamet, ülfet öğrenilen ve Allah vergisi kalbin fiilleridir. “Sizden biriniz, kendisi için istediğini, (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz.” (b13 Buharî, İman,7)” buyuran Rasulullah Efendimiz (sas),  imanın kemalinin, gerçek manada birbirimizi sevmekle mümkün olacağını haber vermiş ve bunu gerçekleştirmenin yollarını öğretmiştir. Sevgiyi ortadan kaldıracak davranışları ise “Zandan sakınınız. Zira zan yalanın ta kendisidir. Birbirinizin sözlerine kulak kabartmayın. Birbirinizin özel hallerini araştırmayın. Birbirinizle üstünlük yarışı içine girmeyin. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize kin beslemeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları!  Kardeş olun.” (M6536Müslim,Birr,28) buyurarak uyarıyor. “Müslümanın diğer Müslümanlarla ilişkisi, birbirine kenetlenmiş bina gibidir”(mersûs) ifadeleriyle asırlara ışık tutan teşbihte de bulunuyor. Merhum cennet mekan Mehmed Zahid Kotku Rh.a. “Baksanıza birbirine sağlam bağlanmış taşlardan oluşan yapılar dahi yıkılmadan ayakta sapasağlam duruyorlar.” buyurarak atıfta bulunuyor. Bağlılığımızın ve sevgimizin, halisane davranışlarla beslenip güçleneceği hakikattir. Efendimiz (sas),  “Kardeşinle tartışmaya girme. Onunla kırıcı şekilde şakalaşma ve ona, yerine getiremeyeceğin söz verme” buyurmuş, sevgiyi ortadan kaldıracak şeylerden uzak durmamızı emretmiştir. Köşeye çekilmiş, ruhban tavrı reddetmiş, Mü’min kardeşinin ihtiyacı ile meşgul olmanın, kendi mescidinde on itikaftan efdal olduğunu bildirerek fert  fert her Müslümanı sorumlu tutmuştur. Allah’ın istediği ideal toplum için, mükâfat sınırsızdı. Müslim’in Sahih’inde, Ebu Hüreyre (ra)’den rivayet edildiğine göre, Rasulullah (sas) şöyle buyurmuşlardır; “Allah (cc) kıyamet gününde şöyle buyuracaktır: “Nerede benim celalim (azametim) için birbirini sevenler? Benim gölgemin dışında hiçbir gölgenin bulunmadığı bu günde onları kendi gölgemde gölgeleyeceğim” (Sahih-i Müslim, Birr.)

İnfak ile başlayıp îsar ile kemale eren bir göz-kulak olma vardır. Gerekirse Allah rızası yolunda kardeşi için can vermeyi göze alacak bir toplum ortaya çıkar. Hasılı bu dinin temsilcileri olduğunu iddia eden bizlere, hayatın her türlü mücadelesinde birlikte hareket etmemizi,  Allah’ın seçkin kulu olmanın izzetini birlikte gerçekleştirmemizi, bu yolda ölmeye ve öldürülmeye tek parça imiş gibi gitmemizi, O’nun sevgisine, iltifatına, teveccühüne ancak bu surette mazhar olacağımızı haber verir.  “ Muhammed (sas) Allah (cc)’ın Resulüdür. O’nun yanındakiler de küffara karşı şedid, kendi (iman edenlerle) aralarında merhametlidirler. Onları, sadece Allah’ın fazlından razılık isteyerek çokça rükû ve çokça secde ederken görürsün. Onların alâmeti alınlarındaki secde izleridir. Onların bu misalleri Tevrat’ta ve İncil’dedir. Başlarını topraktan çıkaran ekinler gibidirler, eşit boyda, sulayan sahibini hoşnut eden, kâfirleri kızdıran. Allah’ın vaadi, o iman edenler ve salih amel işleyenler için mağfiret ve büyük bir ecirdir.” (Fetih, 29)

Emine Yalçınkaya