Tevekkül Hayatı Kolaylaştırır

Son zamanlarda belim ağrımaya başlamıştı. Doktora gittim. Çantamı görünce, “Bunda ne taşıyorsun”, dedi. Cevap vermek uzun süreceğinden “Gerekli şeyler”, dedim. Çantamı hafifletip küçültmezsem ağrı geçmezmiş.

Ben her şeye hazırlıklı olmaya çalışan bir insanım. Zor zamanlarda Hızır gibi yetişen, çantasında yok yok denilen tiplerden. Sadece cüzdanımda bile para ve kimlikten fazlası var. Nasıl hafifletebilirim ki?

Katlanabilir alışveriş çantasından yara bantına, mendilden sabuna, kalem-defterden kitaba birçok şeyi yedekleriyle birlikte yanımda taşımak oldukça zor. Bunu bilsem de vazgeçemiyorum hiçbirinden.

Bütün bu eşyalar beni güvende hissettiriyor mu diye sorarsanız, aslında hayır. Her gün yeni bir şey ekleniyor ‘Ne Olur Ne Olmaz Listesi’ne. Daha dün minik bir yapıştırıcı tüpü ekledim olabilecekler hakkında hikâyeler kurup. Yarın ne olacak bilmiyorum. Fakat her gün biraz daha ağırlaşıyor çantam.

Sağlığıma kavuşmak için bir an önce boşaltmalıyım yüklerimi ama birden yapamıyorum. Temel ihtiyaçlarımın ve sık kullandıklarımın dışındakileri çıkarmalıyım çantadan. Bunların ne olduğunu da gayet iyi biliyorum. Fakat olmuyor, olasılıklar zihnimde sıralandıkça bir parça daha ekleniyor bu yığına.

Yine böyle sırtımda ağır yüklerle dışarı çıkmıştım. Birlikte yolculuk ettiğimiz arkadaşım, çantamı görerek şaşkınlıkla, “Bunları taşımak zihnini yormuyor mu”, dedi. Soruyu anlamadım: “Zihnimi mi? Omuzlarımı ya da sırtımı yoruyor tabii.”

“Hayır, zihninden bahsediyorum”, dedi arkadaşım. “Omuzlarını yorduğu kesin. Peki, bu kadar şey düşünüp onları yanında taşımak zihnini yormuyor mu?”

Onun küçük çantasına göz ucuyla bakıp: “Aslında biraz yoruyor ama başka türlü nasıl olur bilmiyorum”, dedim. “Sen nasıl yapıyorsun peki?”

“Tevekkül ediyorum, dedi gülerek. Gün içinde karşıma bir problem çıkarsa çözümü de yakında bir yerlerde oluyor genelde. İhtiyaca göre elimde olanlarla bir şeyler yapıyorum.”

O gün ilk tepkim şaşkınlık ve korku olmuştu. Arkadaşımın bu fazla rahat tavrı karşısında şaşkınlık, aynı durumda kendimi düşününceyse korku. Zaman içinde tevekkülün gerçekten de ne olduğunu araştırmaya başladım ve ilginç şeylerle karşılaştım.

Allah dostlarının hayatlarından kesitler okurken de karşılaşıyordum tevekkülle. Abdülazîz-î Kazânî (ks) hazretlerinin hayatında tam benim derdime deva olan mesajlar vardı:

Tevekkül konusunda Cuma vaazlarından birinde şöyle söylemişti:

“Siz tam mütevekkil olsaydınız, Allahu Teâlâ kuşları rızıklandırır gibi sizi rızıklandırırdı.”

Kendi başından geçen bir hadiseyi ise şöyle naklediyordu bir yakınına:

“Arada bakkaldan borç alıyorduk, bir gün dedim ki: ‘Vereceksen ver yâ Rabbi!’ Evde hiçbir şey yoktu. Hanım yukarıdan seslendi ‘Efendi, bu cübbenin cebinde 50 lirayı sen mi unuttun?’, ‘yok’ dedim, ‘çıkar da kullanalım’. O zaman 50 lira çok para çünkü maaşım o kadardı.”

Yine sevenlerinden biri Hocaefendi’nin tevekkülü konusunda şöyle bir misal anlatıyordu:

“Bahçede incirin altında oturuyorduk. Bu sırada yedi yaşındaki küçük kızı Meryem zor taşıdığı bir sepetle geldi. Hocaefendi, ‘Getireni gördün mü?’ diye sordu. ‘Hayır, baba’ deyince ‘Koş bak, kimmiş?’ dedi. Meryem koşarak gitti. ‘Görmedim, kapıda birisi, ‘bunu al’ dedi ve ‘kayboldu, gitti.’ dedi. Ben şöyle bir baktım erzak getirmiş. Hocaefendi bana, ‘Şu anda evde çocukların ve ailemin yiyeceği bir lokma yoktu.’ dedi. Bu kadar teslim olmuştu.”[1]

Bir başka gün meal okuyordum.

Hani (Uhud gazvesinde) sizden iki bölük, Allah kendilerinin yardımcısı olduğu halde, korkuya kapılıp (ordunun iki kanadından) geri çekilmeye niyetlenmişti. Halbuki mü’minler ancak Allah’a güvenip dayanmalıydılar.”[2] ayetini okuduğumda tevekkülün belki de günlük hayatın içinde genelde kaçırdığım gerçek anlamı dikiliverdi önüme.

O günden sonra çantam hafiflemeye başladı. Bana gerçekten gerekli veya sünnet olan şeylerin dışındakileri birer birer çıkardım çantamdan. Artık belim ve omuzlarım ağrımıyor. Ama daha önemlisi, zihnim bulanık değil. O gün ihtiyacım olanı alıp, işimi Allah’a havale ediyorum.

Belki içinde bulunduğum durum size komik gelmiştir. Ama dürüstçe söyleyin, hepimizin böyle tevekkülü unuttuğumuz noktalar yok mu hayatımızda? Merhametin gayesinin Allah rızası olduğunu unutup da bakmakla yükümlü olduklarımız arasında adaleti kaçırmak, ilmin Allah rızası için olduğunu unutup biriktirmek, ona hamallık yapmak, temizliğin asıl gayesini unutup sevdiklerimizi bezdirip zamanımızı hiç edecek işlere girişmek…

Teşbihte hata olmaz derler ya;

Anladığım kadarıyla, Rabbimiz bizden dünyayı kurtarmamızı değil, dünyayı kurtaracak gibi çalışmamızı istiyor. İlk bakışta aynı gözükse da aradaki fark uçurumlar kadar, değil mi?

“(Bismillâhi ve billâh, tevekkeltü alellàh, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) deyip, Allah’a tevekkül edip yola çıktı mı, Cenâb-ı Hak o günkü işlerinde ona vekil olur, yardımcı olur. Tevekkül edenin vekili olur. Yardım isteyenin yardımına yetişir, işlerini kolaylaştırır, rızkını bollaştırır, tehlikelerden korur. Nefse şeytana kapılmaması, dünyanın lezzetlerine aldanmaması, ahireti unutmamasını da nasib eder, tevfikını refîk eder. Sever çünkü kendisine iyi niyetle yöneldi ve tevekkül etti diye.”[3]

Zehra Binark
[1] http://www.iskenderpasa.com/73DB493E-6220-4CFE-9483-F31D15D19690.aspx
[2] 3/122. ayet
[3] http://www.iskenderpasa.com/8F0C2987-3267-40C9-A3D0-AA27732CADB1.aspx