Teravih Namazı

IMG_4362-768x1024

İkramların en muhteşemi olarak insanlara doğru yolu göstermek üzere kulu ve Resulü Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (sas) Efendimizi kullarına göndererek cömertliğine hudud olmadığını gösteren, onun yoldaşları olarak da üstün akıl ve keskin basiret sahibi ashabını yeryüzüne yayan İzzet ve Kerem sahibi Rabbimize hamd olsun.

Teravih Ramazan ayına mahsus 20 rekâtlık bir namazdır. Sünnet olduğu icma ile sabittir. (Merakıl-felah şerhi)

Peygamber efendimiz, teravihi 8, 12 ve 20 rekât olarak da kılmıştır. İbni Abbas hazretleri:

“Resulullah, yatsıdan sonra, vitirden önce, yirmi rekât namaz kıldıktan sonra, (Ramazanda 20 rekât teravih namazı kılanın, yirmi bin günahı affolur) buyurdu”ğunu nakletmiştir. (İbni Ebi Şeybe)

İmam-ı A’zam Teravih namazı müekked sünnet olduğunu bildirerek Hazret-i Ömer’in cemaatle kılınması tavsiye ettiğini ve bunu kuvvetli naslara riayetle yaptığını belirtmektedir. İmam Buhari ise:

“Resulullah teravihi hiç kılmasa bile, Hulefa-i raşidinin yani dört halifenin kılması, sünnet olması için kâfidir. Hadis-i şerifte, (Sünnetime ve Hulefa-i raşidin’in sünnetine sımsıkı sarılın) buyruldu.” diyerek cemaatle kılınmasının önemine vurgu yapmıştır.

Nimet-i İslam yazarı teravihin cemaatle kılınmasının, sünnet-i kifâye olduğunu bildirir. Yani bir mahallede cemaatle kılınınca, diğerleri evde kılsa da, sünnet ifa edilmiş olur.

Kısacası teravih namazı erkekler ve kadınlar için sünnet-i müekkededir. Ramazan ayında kılınır. Hastalık veya yolculuk sebebiyle oruç tutamayan kimselerin de teravih namazını kılmaları sünnettir. Teravih namazının câmide cemaatle kılınması sünnettir ve sevabı çoktur. Evde de tek başına veya cemaatle kılınabilir. Ancak câmide kılmak daha faziletlidir. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Faziletine inanarak ve mükâfatını umarak Allah rızası için Ramazan gecelerini ibadetle geçiren (teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.”

Ebû Zer’den (ra) nakledildiğine göre, Resulullah (sav) Ramazan ayının sonuna doğru bazı gecelerde ashabına, gecenin üçte birini geçinceye kadar teravih namazını kıldırmıştır. (İbn Mâce)

“Resulullah (asm) Ramazanda mescitte gece bir namaz kıldı. Sahabenin çoğu da onunla birlikte o namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı. Bu kez O’na tabi olarak aynı namazı kılan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Hz. Muhammed (asm) mescit’e gitmedi. Orayı dolduran cemaat onu bekledi. Resulullah (asm) ancak sabah olunca mescide çıktı ve cemaate şöyle buyurdu:

“Sizin cemaatle teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım.” (Buharî)

Abdurrahman b. Avf’ın naklettiği bir hadiste Hz. Muhammed (asm):

“Şüphesiz Allah Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kıldım. Her kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur” buyurmaktadır. (İbn Mâce, İbn Hanbel)

Ebû Hureyre’nin (ra) naklettiği bir başka hadiste de Resûlüllah’ın (asm) Ramazan ayında, ashaptan bir grubu, Ubey b. Kab’ın (ra) arkasında cemaatle namaz kılarken gördü ve “Doğru yapıyorlar, yaptıkları şey ne güzeldir” diyerek tasvip ettikleri haber verilmiştir (Ebû Dâvud)

Yine Hz. Âişe validemiz (ra) Hz. Peygamber’in (ra) kıldığı teravih namazı hakkında şu bilgileri vermiştir:

“Allah’ın elçisi ne Ramazanda, ne de diğer zamanlarda on bir rekâttan fazla namaz kılmazdı. Dört rekât namaz kılardı ki, güzelliği ve uzunluğunu anlatamam! Nihayet üç rekât daha kılardı. Bir defasında, Ey Allah’ın Resulu! Vitir namazını kılmadan uyuyor musun? Diye sorduğumda “Ey Âişe! Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz” buyurdu.” (Buharî)

Rivayetlerle sabit Teravih namazı hakkında alimler şu görüşte icmaya varmışlardır:

Teravih namazı, erkek ve kadınlara müekked sünnettir. Bunda ashabın icma’ı vardır. Onlardan sonra gelen ilim adamlarından hiç biri bunu red ve inkar etmemiştir. O bakımdan teravih namazını inkâr eden kimse günahkar ve yoldan sapmış sayılır, aynı zamanda şehadeti makbul tutulmaz.

Zahide Uzun