Temizlik

İslam dini temizlik/tahâret üzerine kurulmuştur. Müslüman demek temiz insan demektir. Temiz olanları hem Allah, hem de insanlar sever. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “Doğrusu, hem (günahlardan) temizlenen hem de Rabbinin adını (tesbih, tehlil ve tekbirle) anıp namaz kılan mutluluğa, kurtuluşa ermiştir. “ buyurur. (Â’la / 14-15)

“Şüphesiz Allah çokça tevbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever. ” (Bakara/ 222)

Dış temizlik yanında, kalp ve iç temizliği daha da önemlidir. Dışı süslenmiş fakat iç âlemi kir ve pislikler içinde bulunan kimse imanın gerçeğine ulaşamaz.

Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: “Temizlik imanın yarısıdır. ” (Müslim, Taharet 1. – Tirmizi, Daavât 86)

“Allah temizdir, temizliği sever. ” (Tirmizi, Edeb, 41/2799)

Ta­ha­ret ve eş an­lam­lı­sı ne­za­fet üç tür­lü te­miz­len­me­yi kap­sa­mı­na al­mak­ta­dır. :

  1. a) Be­den, el­bi­se ve ye­rin kir ve pis­lik­ten te­miz­len­me­si. Bu­na ha­bes­ten ve­ya necâsetten ta­ha­ret de­nir.
  2. b) Ab­dest­siz­li­ğin gi­de­ril­me­si. Bu­na ha­des­ten ta­ha­ret de­nir. Boy ab­des­ti, na­maz ab­des­ti ve bu iki­si müm­kün ol­maz­sa, bun­la­rın ye­ri­ne geç­mek üze­re te­yem­müm, ha­des­ten te­miz­len­me­nin yol­la­rı­dır.
  3. c) Kal­bin gu­rur, ki­bir, ucub, kin, ha­sed, kıs­kanç­lık gi­bi mânevî kir­ler­den te­miz­len­me­si ve bu­nun ye­ri­ne iman, ihlâs, tak­va ve gü­zel ahlâkla süs­len­me­si­dir.

Te­miz­li­ğin Farz Olu­şu:

Be­lir­li iba­det­le­ri ya­pa­bil­mek için be­de­nin, giy­si­le­rin ve iba­det ye­ri­nin pis­lik­ler­den te­miz­len­me­si farz­dır. Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “El­bi­se­ni (kendini, kişiliğini ve seni çevreleyen her türlü kirden) arındır. ” (Müddesir/4)

Na­maz ken­di­si­ne farz olan­la­ra maddî ve mânevî te­miz­lik de farz olur. Bu­nun için ge­rek­li şart­lar şun­lar­dır. :

1) Müs­lü­man ol­mak: Mün­kir­le­re te­miz­lik farz de­ğil­dir.

2) Akıl­lı ol­mak: Akıl has­ta­sı ve­ya bay­gın ola­na ta­ha­ret farz ol­maz. Yü­küm­lü­lük iyi­leş­tik­le­ri an­dan iti­ba­ren baş­lar. Sar­hoş­tan ise ta­ha­ret yü­küm­lü­lü­ğü düş­mez.

3) Er­gin­lik ça­ğı­na gir­mek: Ço­cu­ğa ta­ha­ret farz de­ğil­dir. An­cak ye­di ya­şı­na gi­rin­ce na­maz­la bir­lik­te te­miz­lik de em­re­di­lir. On ya­şı­na gi­rin­ce te­miz­li­ği ve na­ma­zı terk ederse te­dib edi­lir.

4) Ha­yız ve ni­fas ka­nı­nın ke­sil­me­si

5) İba­det vak­ti­nin gir­me­si

6) Uy­ku hâlinin bu­lun­ma­ma­sı

7) Unut­ma hâlinin ol­ma­ma­sı. Uy­ku ve unut­ma te­miz­lik ve ibâdetin ge­ri kal­ma­sın­da özür sa­yı­lır.

8) Zor­la­ma al­tın­da bu­lun­ma­ma­sı.

9) Su ve­ya te­miz top­ra­ğın bu­lun­ma­sı. Te­miz­li­ğin su ile ya­pıl­ma­sı asıl­dır. An­cak su bu­lu­na­ma­yan ve­ya bu­lu­nup da kul­la­nı­la­ma­yan du­rum­lar­da, pis­li­ğin baş­ka yol­lar­la gi­de­ril­me­si ve te­yem­müm ab­des­ti alın­ma­sı yo­lu­na gi­di­lir.

Te­miz­le­me Yol­la­rı

Te­miz ol­ma­yan şey­le­ri te­miz­le­mek için, du­rum­la­rı­na gö­re çe­şit­li yol­lar var­dır. Su ile yı­ka­mak, kay­nat­mak, sil­mek, ova­la­mak ve ka­zı­mak gi­bi.

1) Su ile yı­ka­mak:

Su, hem pis­li­ği te­miz­le­me ve hem de ab­dest ve gu­sül­de kul­la­nıl­ma ba­kı­mın­dan asıl te­miz­le­yi­ci­dir. Al­la­hü Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “. . . Sizi tertemiz yapmak, (bulunduğunuz yerde suyun olmayışından dolayı) şeytanın pisliğini (vesvesesini) gidermek, kalplerinizi (ümitle Allah’a) bağlamak, ayakları(nızın altındaki kumları) pekiştirmek (ve sebatınızı sağlamak) için üzerinize gökten su indiriyordu. ”(Enfal/ 11)

Te­miz­lik için kul­la­nı­la­cak su; yağ­mur, kar, ne­hir, de­niz, ku­yu, pı­nar ve sel su­la­rı­nın top­lan­dı­ğı gö­let su­la­rı ola­bi­lir. Bunlara mutlak su denir, bu sulara başka hiçbir şey karışmamıştır.

2) Te­miz sı­vı­lar:

Gül ve çi­çek su­yu; sir­ke, ağaç su­yu, li­mon, por­ta­kal ve nar gi­bi mey­ve su­la­rı; için­de no­hut, mer­ci­mek ve fa­sul­ye gi­bi şey­ler ıs­la­tıl­mış olan su­lar ile el­bi­se ve­ya be­den­de­ki pis­li­ğin gi­de­ril­me­si müm­kün ve ca­iz­dir. Bunlara mukayyed su denir. Böyle sularla abdest alınmaz gusül yapılmaz.

Temizlik Yönünden “Mutlak Sular” 5 kısma ayrılır.

a- Hem temiz hem temizleyici olup kullanılması mekruh olmayan sular:

Rengi, tadı, kokusu bozulmamış aslı değişmemiş ve kullanılmamış sulardır. Bu sularla her türlü temizlik yapılır, abdest alınır, gusül yapılır, yemek ve içmekte kullanılır.

b- Hem temiz hem temizleyici olmakla beraber kullanılması mekruh olan sular:

Bunlar kedi, tavuk gibi evcil hayvanlarla, atmaca, şahin gibi yırtıcı kuşların artığı olan sulardır. Başka temiz su varken bu tür sularla abdest almak, gusül yapmak, yemeklerde kullanmak mekruhtur. Başka temiz su yoksa kullanılabilir.

c- Kendisi temiz olduğu halde başka şeyi temizlemeyen sular:

Ab­dest ve gu­sül­de kul­la­nı­lan su­lar te­miz­dir, fa­kat te­miz­le­yi­ci de­ğil­dir. Bun­la­ra “müs­ta’mel (kullanıl­mış) su” de­nir.

d- Temiz olmayan sular:

Bunlar içine pislik düşen akıcı olmayan sulardır. Köpeğin, domuzun ve diğer yırtıcı hayvanların artığı olan sular da temiz değildir ve hiçbir temizlik işinde kullanılmaz.

e- Şüpheli sular:

Bunlar ehil eşek ve katırın artığı olan sulardır. Bu gibi sularda pislik yıkanır. Başka temiz su varken abdest alınmaz, gusül yapılmaz. Başka su yoksa abdest alınır, gusül yapılır sonrada teyemmüm edilir. Çünkü böyle suların şüpheli olup olmadığı şüphelidir.

3) Sil­mek yo­lu ile te­miz­le­me:

Bı­çak, cam, cilâlı tah­ta, fa­yans, mer­mer ve­ya si­ni gi­bi şey­ler yaş ve­ya ku­ru bir ne­cis­le kir­le­nin­ce, yaş bir bez ve­ya sün­ger ya­hut top­rak ya da de­ter­jan­lı ıs­lak bez­le, ne­ci­sin izi kal­ma­dı­ğı­na ga­lip zan mey­da­na ge­le­cek şe­kil­de si­li­nir­se te­miz­len­miş olur.

4) Ate­şe sok­mak yo­lu ile te­miz­le­me:

Ate­şe da­ya­nık­lı ma­den par­ça­sı üze­rin­de­ki kan vb ne­cis şey­ler, ma­de­nin ate­şe so­kul­ma­sı ile ya­nıp yok olun­ca te­miz ha­le ge­lir. Üze­rin­de et pi­şi­ri­le­cek ız­ga­ra te­miz de­ğil­se, ate­şe so­ku­lup ya­kıl­mak­la te­miz­le­nir.

5) Ka­zı­mak, ov­mak ve sil­mek yo­lu ile te­miz­le­me:

Mest ve ayak­ka­bı gi­bi ne­ca­se­ti em­me­yen şey­le­re, hay­van ter­si gi­bi gö­rü­nür bir ne­ca­set do­kun­sa, bun­lar su ile te­miz­le­ne­ce­ği gi­bi, bı­çak gi­bi bir şey­le ka­zı­ya­rak ve­ya ye­re sür­te­rek de te­miz­le­ne­bi­lir. An­cak mest ve­ya ayak­ka­bı­ya si­dik gi­bi gö­rün­me­yen bir pis­lik do­ku­nur­sa bu kıs­mın yı­kan­ma­sı ge­re­kir. Nitekim elbiseye ve­ya be­de­ne do­ku­nan ne­ca­se­ti de ka­zı­mak ve­ya top­ra­ğa sürt­mek ye­ter­li de­ğil­dir.

İn­san­la­rın ku­ru­muş olan me­ni­le­ri ova­la­mak­la te­miz­le­ne­bi­lir. An­cak yaş olan me­ni­nin su ile yı­kan­ma­sı ge­rek­li­dir. Di­ğer yan­dan, ku­ru bir me­ni ova­la­mak­la te­miz­len­dik­ten son­ra, bu el­bi­se ile na­maz kı­lı­na­bi­lir­se de, ye­ri ye­ni­den ıs­la­nır­sa, sağ­lam gö­rü­şe gö­re pis­lik ye­ni­den dö­ner. Bu ne­den­le ye­ni­den ku­ru­tup ova­la­mak ve­ya yı­ka­mak ge­rek­li olur.

6) Ya­pı de­ği­şik­li­ği yo­lu ile te­miz­le­me:

Te­miz ol­ma­yan bir şe­yin ni­te­li­ği de­ği­şir­se te­miz ha­le ge­lir. Meselâ; bir do­muz ve­ya eşek bir tuz­la­ya dü­şe­rek tuz ke­sil­se te­miz­len­miş olur. Yi­ne, ge­yik ka­nı­nın misk ol­ma­sı, iç­ki­nin ken­di­li­ğin­den ve­ya bir va­sı­ta ile sir­ke­leş­me­si, te­ze­ğin ya­na­rak kül ol­ma­sı, ne­cis ya­ğın sa­bun ya­pıl­ma­sı, la­ğım ka­rı­şan ça­mu­run ku­ru­yup ese­ri­nin kay­bol­ma­sı, necâsetin top­ra­ğa gö­mü­lüp za­man­la ese­ri­nin yok ol­ma­sı bun­la­rı te­miz ha­le ge­ti­rir.

Di­ğer yan­dan mur­dar bir süt pey­nir ya­pıl­mak­la ve­ya pis bir buğ­day öğü­tül­mek­le ya­hut unun­dan ek­mek ya­pıl­mak­la, yi­ne mur­dar bir su­sam­dan ya­ğı çı­ka­rıl­mak­la te­miz ol­maz. Çün­kü bun­lar­da öze inen bir de­ği­şim söz ko­nu­su de­ğil­dir.

7) Ba­zı ta­sar­ruf­lar yo­lu ile te­miz­le­me:

Har­man­da dö­ğü­len buğ­day, ar­pa gi­bi bir şe­yin be­lir­siz bir bö­lü­mü, hay­van si­di­ği ile kir­len­se, kir­le­nen kıs­ma eşit ve­ya da­ha faz­la bir kı­sım her­han­gi bir şe­kil­de el­den çı­ka­rıl­mış bu­lun­sa, hem bu mik­tar, hem de ge­ri ka­lan kı­sım te­miz­len­miş sa­yı­lır. Çün­kü bu gı­da mad­de­si­nin bü­tü­nün­de te­miz­lik asıl­dır. Te­miz ol­ma­yan kıs­mın ise han­gi kı­sım­da kal­dı­ğı şüp­he­li­dir. Bu­ra­da asıl olan te­miz­lik şüp­he ile or­ta­dan kalk­maz.

Yi­ne gö­rün­me­yen bir necâset, be­de­nin ve­ya el­bi­se­nin han­gi kıs­mı­na do­kun­muş ol­du­ğu unu­tul­sa ve­ya do­kun­du­ğu yer hak­kın­da şüp­he edil­se, be­de­nin ve­ya el­bi­se­nin zan­nın­ca uy­gun olan bir ta­ra­fı yı­ka­nın­ca, her ta­ra­fı te­miz­len­miş sa­yı­lır. An­cak ta­ma­mı­nı yı­ka­mak ih­ti­yat ba­kı­mın­dan da­ha uy­gun­dur. İlk gö­rüş, yol­cu­luk, so­ğuk ve yok­sul­luk yü­zün­den ye­dek el­bi­se bu­lun­ma­ma­sı hal­le­rin­de ko­lay­lık sağ­lar ve na­ma­zın vak­tin­de kı­lın­ma­sı­na da yar­dım­cı olur.

Üze­rin­de necâset ve menî bu­lu­nan kim­se, bu­nun ne za­man bu­laş­tı­ğı­nı be­lir­le­ye­mez­se, necâsette son ab­dest boz­du­ğu, menîde ise son uy­ku uyu­du­ğu va­kit­ten iti­ba­ren kıl­dı­ğı na­maz­la­rı ye­ni­den kı­lar.

8) Bo­ğaz­la­ma ve­ya ta­bak­la­ma yo­lu ile te­miz­le­me:

Do­muz dı­şın­da her­han­gi bir hay­va­nın de­ri­si, bu hay­va­nın meşrû şe­kil­de ke­sil­me­siy­le te­miz olur. Ar­tık böy­le bir de­ri­nin üze­rin­de na­maz kı­lı­na­bi­lir. Bu hay­van, eti ye­nen cins­ten ise, eti de te­miz olur. Fa­kat eti yen­me­yen hayvan­lar­dan ise, fetvâya esas olan gö­rü­şe gö­re, eti te­miz sa­yıl­maz.

Do­muz­dan baş­ka mur­dar öl­müş her­han­gi bir hay­va­nın de­ri­si ta­bak­lan­mak­la te­miz olur. Ta­bak­la­ma, hay­van le­şin­de­ki necâsetin se­be­bi olan  rutûbeti ve akı­cı ka­nı gi­de­rir; de­ri­yi, ne­ca­se­ti te­miz­len­miş gi­bi ya­par. Ta­bak­la­ma­da do­muz de­ri­si­nin is­tis­na edil­me­si bi­za­ti­hi ne­cis olu­şun­dan, in­san de­ri­si­nin is­tis­na edil­me­si ise, in­sa­nın mü­ker­rem olu­şun­dan­dır.

9) Ne­cis ol­muş ku­yu­nun su­yu­nu bo­şalt­ma ve­ya ge­re­ken ka­dar  su çı­ka­ra­rak ku­yu­yu te­miz­le­me:

Ku­yu­ya dü­şen in­san ve­ya di­ğer bir hay­van çı­ka­rıl­dık­tan son­ra ge­re­ken mik­tar su­yu ve­ya ta­ma­mı­nı bo­şalt­mak­la ku­yu te­miz ha­le ge­lir. Kü­çük bir hay­va­nın ku­yu­ya dü­şüp öl­me­si ha­lin­de bü­tün su­yu bo­şalt­mak bü­yük zor­luk­lar do­ğu­ra­ca­ğı için, dü­şen can­lı­nın du­ru­mu­na gö­re aşa­ğı­da­ki hü­küm­ler uy­gu­la­nır:

  1. a) Ku­yu­ya eti yen­me­yen bir can­lı düş­müş­se, bu hay­van do­muz gi­bi ay­nıy­la ne­cis ise bü­tün  su­yun bo­şal­tıl­ma­sı ge­re­kir.
  2. b) Ku­yu­ya eti ye­nen bir hay­van dü­şer ve ölü ola­rak çı­ka­rı­lır­sa, ku­yu­nun su­yu ne­cis olur.

Te­miz Sa­yı­lan Şey­ler:

İslâm’da pren­sip ola­rak bü­tün yer­yü­zü, ma­den­ler, su­lar, ot­lar, ağaç­lar, çi­çek­ler, mey­ve­ler ve do­muz dı­şın­da bü­tün hay­van­la­rın dış be­den­le­ri, dı­şa­rı­dan te­miz ol­ma­yan bir şey do­kun­ma­dık­ça te­miz sa­yı­lır. Di­ri kö­pe­ğin, fi­lin tüy­le­ri, de­ri­le­ri te­miz­dir. Bun­la­ra do­ku­nan su da te­miz sa­yı­lır.

Usûlüne gö­re ke­sil­miş hay­van­la­rın de­ri­le­ri, ci­ğer, yü­rek, da­lak, kan ve et­le­ri için­de ka­lıp ak­ma­yan kan­la­rı te­miz­dir. Bit, pi­re, tahtakurusu gi­bi kü­çük ha­şe­ra­tın kan­la­rı da böy­le­dir. An­cak do­muz, usu­lü­ne gö­re ke­sil­mek­le de te­miz ha­le gel­mez.

Su için­de ya­şa­yıp su için­de ölen ba­lık ve di­ğer hay­van­lar te­miz­dir.

Do­muz dı­şın­da­ki hay­van­la­rın, içi­ne kan nü­fuz et­me­yen par­ça­la­rı, ölüm­le­ri ha­lin­de de pis ol­muş ol­maz. Bu yüz­den; boy­nuz, tır­nak, yağ­lı ol­ma­yan ke­mik­ler, kır­pıl­mış olan kıl­lar, tüy, ta­bak­lan­mış de­ri­ler te­miz­dir. İn­sa­nın ke­si­len saç­la­rı, ke­mi­ği ve diş­le­ri de böy­le­dir.

Can­lı­nın göz­ya­şı, te­ri, tük­rü­ğü, sü­mü­ğü pis­lik ve te­miz­lik yö­nün­den bu can­lı­nın ar­tık su­yu­nun hük­mü­ne bağ­lı­dır. Ar­tı­ğı te­miz­se bun­lar da te­miz­dir. Ka­tır ve eşe­ğin sal­ya­sı te­miz, yır­tı­cı kuş­la­rın ve ev­ler­de ya­şa­yan fa­re, yı­lan, ak­rep ve ke­di gi­bi hay­van­la­rın sal­ya­la­rı mek­ruh; do­muz, kö­pek ve di­ğer vahşî hay­van­la­rın sal­ya ve ar­tık­la­rı ise ne­cis­tir. İn­sa­nın sal­ya­sı te­miz­dir. An­cak iç­ki iç­ti­ği tak­dir­de ağ­zı­nı te­miz­le­me­dik­çe ar­tı­ğı ve sal­ya­sı te­miz sa­yıl­maz.

Gü­ver­cin ve ser­çe gi­bi eti ye­nen ve ha­va­da pis­le­yen kuş­la­rın ter­si te­miz­dir.

Ke­sim­den son­ra da­mar­lar­da ka­lan kan te­miz­dir, ne­cis de­ğil­dir. Bu yüzden et­le bir­lik­te ye­nil­me­si câizdir.

Ev ke­di­le­ri­nin ve fa­re­le­ri­nin si­di­ği kap­lar­da­ki su­yu te­miz­lik­ten çı­ka­rır. El­bi­se­le­re az mik­tar­da do­kun­muş­sa bun­dan ka­çın­mak güç ol­du­ğu için bu ba­ğış­lan­mış­tır.

Yol­lar­da­ki ça­mur­dan el­bi­se­ye sıç­ra­yan­lar, ka­çın­mak güç ol­du­ğu için af­fe­dil­miş­tir. Na­ma­za za­rar ver­mez. Ye­ter ki, açık pis­lik ol­du­ğu bi­lin­me­sin.

Ce­na­ze yı­kan­tı­sı te­miz­dir. Ye­ter ki, bir pis­lik yı­kan­dı­ğı gö­rül­me­sin. Ak­si hal­de yı­kan­tı­sı da ne­cis olur. An­cak ce­na­ze yı­ka­ya­nın üze­ri­ne do­ku­nan sıç­ran­tı­lar ka­çın­ma­nın güç­lü­ğü ne­de­niy­le ba­ğış­lan­mış­tır.

Te­miz Sa­yıl­ma­yan Şey­ler:

Mad­de­le­ri ba­kı­mın­dan şer’an te­miz sa­yıl­ma­yan şey­ler, na­ma­zın sıh­ha­ti­ne en­gel ola­cak mik­tar­la­rı ba­kı­mın­dan galîz ve ha­fif ol­mak üze­re iki­ye ay­rı­lır. Galîz sa­yı­lan; eğer ka­tı ise, yak­la­şık dört gram ağır­lı­ğın­da­ki, sı­vı ise, avuç için­den faz­la bir ala­nı kap­la­ya­cak mik­ta­rı el­bi­se­de ve­ya na­maz için aya­ğın ba­sıl­dı­ğı yer­de bu­lu­nun­ca na­ma­za en­gel olur. Ha­fif ne­ca­set­te ise, bu­nun bu­laş­tı­ğı be­de­nin ve­ya el­bi­se­nin dört­te bi­rin­den az mik­ta­rı na­ma­za mâni ol­maz.

Galîz olan ne­ca­set­ler şun­lar­dır:

1) İn­san­dan çı­kan ve­ya on­dan ko­pup ay­rı­lan şey­ler­den; si­dik, ters, menî, kü­çük su dök­tük­ten son­ra cin­sel or­gan­dan ge­le­bi­len ka­lın ve be­yaz renk­li “ve­diy” de­ni­len sı­vı, se­viş­me ve­ya kar­şı cin­si dü­şün­me sı­ra­sın­da yi­ne cin­sel or­gan­dan ge­le­bi­len be­yaz renk­li ya­pış­kan “me­ziy” de­ni­len sı­vı, ağız do­lu­su ku­sun­tu­lar, her­han­gi bir uzuv­dan çı­kıp akan kan­lar, be­den­den ke­si­lip dü­şen et ve de­ri par­ça­la­rı. Ka­dın­la­rın âdet, lo­hu­sa­lık ve­ya özür­lü za­man­la­rın­da ge­len kan­lar da bu ni­te­lik­te­dir.

2) Eti yen­me­yen hay­van­la­rın si­dik­le­ri, ağız­la­rı­nın sal­ya­la­rı, kuş­la­rın dışın­da­ki­le­rin ters­le­ri ve bü­tün hay­van­la­rın akan kan­la­rı.

3) Eti ye­nen hay­van­lar­dan ta­vuk, kaz ve ör­dek­le­rin ters­le­ri.

4) Bo­ğaz­lan­ma­dan ken­di ken­di­ne ölen hay­van pis­tir. Bun­la­rın ta­bak­lan­ma­mış de­ri­le­ri de böy­le­dir.

5) Şa­rap. İçil­me­si ve kul­la­nıl­ma­sı ha­ram olup, el­bi­se ve­ya be­den üze­ri­ne dö­kü­lür­se yı­kan­ma­dık­ça te­miz ol­maz.

Ha­fif sa­yı­lan ve te­miz ol­ma­yan şey­ler şun­lar­dır:

1) At­la­rın, ka­tır­la­rın ve eşek­le­rin si­dik­le­ri ile et­le­ri ye­nen ko­yun, ke­çi, ge­yik ve­ya ka­ra­ca gi­bi ev­cil ya da yabanî hay­van­la­rın si­dik­le­ri ve bun­la­rın ters­le­ri Ebû Yûsuf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re ha­fif pis­lik­tir. Fetvâya esas olan bu gö­rüş­tür. Ebû Hanîfe’ye gö­re ise bun­lar galîz çe­şi­di­ne gi­rer.

2) Et­le­ri yen­me­yen hay­van­lar­dan do­ğan, at­ma­ca, çay­lak, kar­tal gi­bi ha­va­da ters­le­yen kuş­la­rın ters­le­ri.

3) Her hay­va­nın “öd” de­ni­len ke­se­si, bu hay­va­nın ter­si hük­mün­de­dir.

 Kaynaklar:

  • Feyzül Furkan Kur’an-ı Kerim Meali
  • Hamdi Döndüren, İlmihal, Erkam Yayınları
  • Seyfettin Yazıcı, Temel Dini Bilgiler, DİB Yayınları
  • Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları
  • Mehmed Zihni (Hacı Zihni Efendi), Nimeti İslam, Huzur Yayınevi