Tembih-nâmeler

sultanahmet_camii

Kullarını zalimlerin yurdundan geçip gidenlerden, cahillere yakınlıktan uzaklaşanlardan, amel meyvelerini ihlâs nuruyla sindirenlerden kılan Yüce Allah’a hamd olsun.

Tembih-nâmeler ilk kez, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkar. Bu bildirilerde öncelikle halkın dinî emirlere daha sıkı sarılabilmesi için her türlü engelin bertaraf edilmesi amaçlanır. İnsanlara ibadetle meşgul ve edepli olmaları hatırlatılır. Bunun yanı sıra şehir hayatıyla ilgili düzenlemeler de yer alır. On bir ayın sultanına hürmeten ev, sokak ve dükkânların temizliğine itina gösterilmesi istenir. Geçerli mazereti olmayan kimselerin alenî yiyip içmeleri yasaklanır. Padişahın şehir ziyaretleri sırasında halkın nasıl davranacağı, kadınların sokak gezintilerinde uyması gereken kurallar ile sosyal hayatın düzenini bozacak hareketlerden ve tavırlardan kaçınılması açık bir şekilde halka duyurulur.

Esnafa da Ramazan fırsatçılığı yapmaması için uyarı yapılır. Halkın yiyecek sıkıntısı çekmemesi ve fiyatların artmaması için önlemler alınır. Yiyeceklerin fiyatı, özellikle unlu mamullerin gramajları ile içlerine nelerin koyulacağı devlet tarafından ilan edilir. Emirlere uyulup uyulmadığı kontrol edilir. Böylece fırsatçıların durumdan istifade ederek ücretleri artırmaları engellenir.

Padişah da halkın durumunu yakından ve aracısız görmek için tebdil gezileri yapar. Elbiselerini değiştirip ulema kılığına giren sultan, Ramazanda ilki arife günü olmak üzere toplam üç gün halkın içinde dolaşır. Sabah namazıyla saraydan çıkan padişah, ikindi vaktine kadar gezer. Özellikle halkın temel ihtiyaç maddeleri olan et, ekmek ve yağ fiyatlarını kontrol eder. Tembihlere uyulup uyulmadığını bizzat yerinde takip eder.

Her anlamda hayatın bütün yanlarını tanzim etmedeki hüneriyle büyük bir devlet olan Osmanlı, böylece bu kutlu zaman diliminin de en iyi şekilde yaşanmasını temin eder. Yayınlanan tembih- nâmeler sayesinde halkın gürültü ve fırsatçılıktan uzak ve huzurlu bir Ramazan geçirmesi için gerekli olan bütün önlemler alınmış olur.

24 Mart 1859’da Sultan Abdülmecid döneminde hazırlanan bir tembih-nâme, o yılın Ramazanında uyulması gereken kuralları içeriyor. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde yer alan ve 1,5 asır evvel yayımlanan belgede zikredilen hususlar ise bugün bile geçerliliğini koruyor. İşte o buyruklar:

“Padişahımızın bazı camileri teşrifi ihtimal dâhilinde bulunduğundan herkes vazifesini en iyi şekilde ifa ede ve saygıda kusur etmeye. Ramazanda her zamankinden daha dikkatli ve edepli davranıla. Kurallara uyula.

Camilerde ve ötede beride oturanlara karışılmazsa da özellikle çarşı içinde, Bayezid’de ve Şehzadebaşı’na giden güzergâhta, yol üzerinde dükkânlarda oturulmaya.

Geceleri,  büyük caddelerde iskemle ile sokak aralarında ve halkın geçip gitmesine engel teşkil edecek şekilde oturulmaya.

Araba aralarında dolaşıp arabalı ve arabasız gelen geçen kadınlara edep dışı davranılmaya ve arabalar Bayezid ve Şehzadebaşı’nda sokak ortalarında durmaya.

Kadınlar; Sultanahmet, Şehzadebaşı ve Laleli Camii dışında diğer büyük camilere girmeye ve ayrıca namaz vakti haricinde, vazifeliler haricinde buralara erkekler de girmeye.

Kadınlar, akşam ezanına bir saat kala evlerine döne ve iftardan sonra arabalı veya arabasız hiçbir surette sokaklarda dolaşmaya.

Herkes her zaman olması gerektiği gibi özellikle Ramazanda camilere gele, işi icabı bir yere gidip gelen hademelerden başka kimseler teravih namazında dükkânlarda oturmaya.

Herhangi bir sıhhî özrü bulunmayanlar oruç tuta, bulunanlar da alenî bir şekilde oruç yemeye.

Her zaman temizliğe dikkat edile ve bilhassa Ramazanda buna daha çok dikkat edile, sokak ortalarına öteye beriye çöp dökülmeye.

Bu tembihleri memurlar suret-i kat’iyede takip edecekler. Ola ki tembihe aykırı hareket edenler görülürse cezalandırıla!”

İstanbul’da yedi yerden iftar topu atılırdı: Serasker Kapısı (Bugünkü İstanbul Üniversitesi Rektörlük binası), Selimiye Kışlası, Tophane-i Âmire, Baruthane, İcadiye Mahallesi, Salıpazarı önündeki Utarid Karakol gemisi.

Serpil Özcan