Tefsir Usulü – 2

VAHY NEDİR?

Kur’an-ı Kerim, Efendimiz (as)’e vahiy yoluyla nazil olmuştur. Vahiy (الوحي) kelimesinin sözlük anlamı, “gizli konuşmak, emretmek, ilham etmek, ima ve işaret etmek, acele etmek, seslenmek, fısıldamak” gibi çeşitli anlamlara gelmektedir. Terim anlamı ise fiil olarak ele alındığında “Allahu Teâla’nın peygamberlerine ve özellikle Hz. Muhammed (as)’e buyruklarını bildirmesi”; isim olarak ele alındığında da “bu yolla peygamberlere bildirilen ifadeler” olarak açıklanabilir.

Kur’an-ı Kerim’de çeşitli manaları ile kullanılan bu kelimeyi, içinde geçtiği ayet-i kerimelere bakarak öncelikle iki grupta inceleyebiliriz:

1) Gayri İlahi (İlahi olmayan) Vahy: Ayette vahyetme fiili, Allahu Teâlâ’dan7 başka, insana, cine, şeytana nispet edilerek kullanıldığında, bu ilahi olmayan vahiy olarak anlaşılır. İlgili örnekler aşağıda verilmiştir.

1.1) “Derken (Zekeriya) mâbetten kavminin karşısına çıkıp onlara: ‘Sabah akşam (Allah’ı) tesbih edin (namaz kılın).’ diye işaretle bildirdi.(Meryem S. 11) Burada (اوحي = vahyetti) fiili, Hz.Zekeriya as’a nispet edilmiştir ve işaretle bildirdi diye tercüme edilir.

1.2) “İşte böylece biz, her peygambere, insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar,) aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar…”( En’am S.112.) Burada (يويي = vahyeder) ifadesi, insan ve cin şeytanlara nispet edilmiş ve fısıldamak, gizli konuşmak anlamındadır.

1.3) “… Hakikaten şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına fısıldar (telkinde bulunur)lar…” (En’am S. 121) Burada da vahyetme fiili şeytanlara nispet edilmiş ve telkin etmek, teşvik etmek anlamında kullanılmıştır.

2) İlahi Vahy: Allahu Teâlâ’nın, canlı ya da cansız, yarattıklarına hitaben vahyetmesini, kaynağı itibariyle, ilahi vahiy olarak isimlendiririz. İlahi vahyi de muhatabına göre, beş bölüme ayırabiliriz.

2.1) Allah’ın cansız bir varlığa vaki olan vahyi:

“O gün (yer) senin Rabbinin kendisine bildirdiği haberleri anlatacak” (Zilzal S. 4-5) Rabbimizin yere (arz’a) vahyetmesi, bildirmesi ya da emretmesi olarak tefsir edilir.

2.2) Allah’ın canlılardan bal arısına vaki olan vahyi:

“Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve (halkın sizin için) kurdukları çardaklardan (göz göz) evler edin.” (Nahl S. 68) Buradaki vahy kelimesi, Allah’ın arıya ilham vermesi, yani ilahi bir yönlendirme olarak tefsir edilir.

2.3) Allah’ın meleklere hitaben vahyetmesi:

“O vakit meleklere Rabbin şöyle vahyediyordu (bildiriyordu): “Şüphesiz ben, sizinle beraberim, siz, iman edenlere dayanma gücü verin…” (Enfal Suresi 12.) Bu ayet-i kerimede de Allah’ın meleklere vahyettiğini görürüz.

2.4) Allah’ın insana hitaben vahyetmesi:

Muhatabı insan olduğu zaman vahiy, Allah’ın kullarına, dilediğini söylemesi ve bildirmesi için seçtiği bir iletişim yoludur. Vahiy, melek aracılığı ile olduğu gibi aracısız da olabilir. Şura Suresi 51. ayet-i kerimede bu durum şöyle izah edilir: “Allah’ın bir insanla konuşması, (yüz yüze değil) ancak (ya rüyada veya kalbe ilham şeklindeki) bir vahiyle, yahut bir perde arkasından yahut bir elçi (melek) gönderip izniyle dilediğini vahyetmesi ile olur. Şüphesiz O, çok yücedir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.” Bu ayet-i kerimeyi incelediğimizde Allahu Teâlâ’nın insanlarla üç şekilde vahyettiğini anlarız.

  1. a) Allah, insanın kalbine gönderdiği ilham yahut da rüya yoluyla vahyeder. Hz. Musa as’ın annesine ve oğlunu kurban etmesi için Hz. İbrahim as’a bu şekilde vahyolunmuştur.
  2. b) Allah, kelamını herhangi bir elçiyi vasıta kılmaksızın, peygambere doğrudan doğruya duyurur. Allah’ın Tur Dağı’nda Hz. Musa as’a vasıtasız olarak duyurduğu kelamı da buna örnektir.
  3. c) Allah bir elçi göndererek vahyini bildirir. Bu elçide vahiy meleği olan Cebrail as’dır. Kur’an-ı Kerim’in büyük bir kısmı bu şekilde vahyedilmiştir.

İnsana yönelik vahyi de iki başlık altında incelemek gerekir.

2.4.1) Allah’ın peygamberlik vazifesi bulunmayan insanlara vahyi:

Maide Suresi 111. ayet-i kerimede “Hani havârilere: “Bana ve Resûlüme inanın.” diye vahyetmiş/ilham etmiş (bildirmiş)tim ve Kasas Suresi 7. ayet-i kerimede “ Musa’nın annesine: “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman, (bir sandık içinde) denize (Nil’e) bırak. Korkma ve (ayrılmana) üzülme! Çünkü biz, onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız.” diye vahyettik/(ilham ile) bildirdik” buyuruluyor.

Bu ayetlerde Yüce Rabbimizin, Hz. İsa as’ın havarilerine ve Hz. Musa as’ın annesine vahyetmesini, ilham etmesi, ilham ile bildirmesi olarak tefsir ederiz.

Buraya kadar verdiğimiz örnekler, “vahy” ifadesinin sözlük anlamına uygun düşen örneklerdir. İlahi vahiy başlığı altındaki son maddemiz ise “vahy”in tefsir usulündeki terim anlamı ile ilgilidir.

2.4.2) HAKİKİ VAHY ( ALLAH’IN PEYGAMBERLERİNE VAHYETMESİ):

Kur’an-ı Kerim’de vahye mazhar olan peygamberler birçok vesile ile zikredilmiştir.

“Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, (Resûlüm!) şüphesiz sana da vahyettik. Nitekim İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlar(ın)a, İsa’ya, Eyyüb’e, Yunus’a, Harun ve Süleyman’a da vahyetmiş, Davud’a da Zebur’u vermiştik.” (Nisa S. 163)

“Biz de Musa’ya: “Âsânı bırak.” diye vahyettik…” (Araf S. 117)

“Gerek sana vahyettiğimiz, gerek İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimiz şey: Dini dosdoğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemenizdir…”                     (Şura S. 13)      

Vahyin en önemli ve en son muhatabı, hiç şüphesiz, Hz. Muhammed sas’dir. Hz. Muhammed as’a ve önceki peygamberlere indirilen vahyi konu alan ayet-i kerimelerden ikisi şöyledir:

“ (Resûlüm! İndirdiğimiz) Kitab’da sana önceki (ilâhî kitapların asılları)nı tasdik edici olarak vahyettiklerimiz, gerçeğin ta kendisidir…”                          (Fatır S. 31)

“(Resûlüm!) Andolsun ki sana ve senden öncekilere vahyolundu…” (Zümer S. 65)           

 Kur’an-ı Kerim’in vahyedildiğine dair ayet-i kerimelerden birkaçı da şöyledir:

“De ki… Bu Kur’an bana, gerek sizi, gerek ulaştığı herkesi uyarmam için vahyedildi…” (En’am S. 19)

“(Resûlüm!) İşte biz sana böylece, emrimizden bir ruh (yani kalplere can veren Kur’an’ı) vahyettik.” (Şura S. 52)

“Biz bu Kur’an’ı vahyederek kıssaların (geçmiş milletlere ait haberlerin) en güzelini sana anlatacağız…” (Yusuf S. 3)

“(Resûlüm!) Biz sana işte bu şekilde Arapça bir Kur’an vahyettik ki (bütün) şehirlerin anası (merkezi olan Mekke şehri sakinleri)ni ve etrafında bulunan (dünyadaki insan)ları uyarasın ve (onları) hakkında hiç şüphe olmayan o toplanma günü(nün dehşeti)ne karşı korkutasın.” (Şura S. 7)

            Hz. Muhammed sav efendimizin, vahiy karşısındaki tutumuna işaret eden ayet-i kerimelere de birkaç örnek verelim:

“…Ben sadece bana vahyedilene uyar (onu bildirir)im…” (Yunus S. 15)

“…Ben, bana vahyedilen (Kur’an’)dan başkasına da uymuyorum…” (Ahkaf S. 9)

“ (Resûlüm!) Rabbinden sana vahyedilene uy…” (En’am S. 106)

“(Resûlüm!) O halde sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Muhakkak ki sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.” (Zuhruf S. 43)

            Vahyin okunmasını emreden ayet-i kerimelere örnek olarak da şunları verebiliriz:

“(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendisinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği (son peygamber olarak bütün) bir ümmete gönderdik ki sana vahyettiğimiz (Kur’an’)ı onlara okuyasın…” (Ra’d S. 30)

“(Resûlüm!) Kitab’dan sana vahyedileni oku ve namazı da dosdoğru/gereğine uygun olarak kıl…” (Ankebut S. 45)

“(Resûlüm!) Rabbinin Kitabı’ndan sana vahyedilenleri oku. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O’ndan başka da asla sığınılacak (bir mercî) bulamazsın.” (Kehf S. 27)

Böylece “vahy” kavramını genel ve özel anlamıyla, Kur’an-ı Kerim’den örnekler vererek anlamaya çalıştık. Hakiki Vahy konusu bir sonraki yazımızda da devam edecektir.

Kaynaklar
Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usülü
Prof. Dr. Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Tefsirli Kur’an Meali
Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb