Tefsir Usûlü – 16 Muhkem Ve Müteşâbih Ayetler

 

Delâlet ettiği mana, başka beyana ihtiyaç duyurmayacak ölçüde açık olan, yani manası kolay anlaşılan ayet-i kerimelere muhkem ayetler denir.  Manası, insanların tamamına veya birçoğuna kapalı olan ve anlaşılması için ayrıca açıklamaya ihtiyaç duyulan ayet-i kerimelere de müteşâbih ayetler denir. Muhkem ayet, tek mana içerir; müteşâbih ayet, birden fazla anlama delâlet edebilir ve bunlardan birini tayin edebilmek için başka bir delile ihtiyaç duyulur.

Kur’an’da, farz, helal-haram hükümlerini içeren ayetler muhkemdir. Bu, hayatımızı tanzim eden kuralları bildiren ayetlerin, gayet açık ve anlaşılır olması demektir. Bu gruba dahil olan konularda tevil yapmak yersizdir. İbn Abbas (ra)’dan gelen bir rivayette şöyle geçer: “Muhkemler, nâsih, helal, haram, hudûd (ceza hukuku), ferâizdir (miraz hukuku); bunlar iman edilip aynı zamanda amel edilen konulardır. Müteşâbihler ise mensûh, mukaddem, muahhar, emsâl (misaller) ve yeminlerde bulunur, bunlar iman edilen fakat amelî olmayan konulardır.”

Tefsir usulü alimleri, müteşâbih ayetleri genel olarak iki kısımda incelemiştir. Bunlardan birincisi, muhkem ayetlerle mukayese edilerek anlaşılan müteşâbih (izâfi müteşâbih) ayetlerdir. İkincisi ise, hakikatını bilmeye imkan olmayan müteşâbih (mutlak müteşâbih) ayetlerdir.

Anlaşıldığı üzere müteşâbih ayetlerde, Allahu Teala, muradını gizli olarak buyurmuştur. Bu gizlilik bazen lafızda, bazen manada, bazen de her ikisinde birden olur.
a) Müteşâbihliğin sadece lafızda olması: Lafızda müteşâbihlik, bazen tek kelimede olur. Bu, kelimenin az bilinen (=garip) ya da birden fazla anlam ifade eden (=müşterek /sesteş) olmasından kaynaklanır. Garib kelime ile ilgili örnek Abese Sûresi’nin 31. ayette geçen “ebben” kelimesidir. Kelime, kullanılmayan, bilinmeyen bir kelimeydi. Sözlükte çayır, otlak, sebze, saman ve çerez anlamları verilir. Birisini seçip, kesin şudur demek mümkün değildir. Müşterek kelime ile ilgili bir örnek, Saffât Sûresi’nin 93. ayetinde geçen “yemîn” kelimesidir. Kelime sağ el, kuvvet ve yemin anlamlarına gelir. Her birinin kullanılması, manaya uygun düşmektedir. Gizlilik bazen de birden fazla kelime üzerinde olur. Bu da ifadenin kısaltılmış olması (=muhtasar), uzatılmış olması (=ıtnab) ya da kelimelerin dizilişi (=tertib) itibariyle oluşur. Bu gruba giren ayet-i kerimelerin manası bazen bir sonraki ayet ile kesinlik kazanırken, bazen verilebilecek her anlam uygun düşmektedir.
b) Müteşâbihliğin sadece manada olması: Allah’ın sıfatları, kıyamet halleri, cennet nimetleri ve cehennem azabı ile ilgili ayet-i kerimeler bu gruba girer. Bu gruptaki ayet-i kerimelerde ifade çok açık olmakla birlikte, muhtevası insan aklını aşan konular olduğu için tam olarak anlamak mümkün değildir. Bu gibi konularda Kur’an’ın bütünü ile uyumlu, iyi niyetli açıklamalar yapılması uygun görülmüştür.[1]
c) Müteşâbihliğin hem lafızda, hem manada olması: Bu gruptaki ayet-i kerimelerin anlaşılması, hem lafızlara hem de manalara ait tarihi, sosyal, kültürel vb konuların bilinmesine bağlıdır. Mesela, “…evlere arkalarından girmeniz iyi ve erdemli olmak değildir. Fakat iyi ve erdemli kişi ‘Allah’ın emirlerine uygun davranandır.’ Evlere kapılarından girin ve Allah’ın emirlerine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının ki kurtulasınız.”[2] ayetini okuyan bir kişi, Arapların cahiliye döneminde, ihrama girince evlerinin arkasındaki duvardan delik açarak içeri girdiklerini bilmezse, bu ayeti anlamlandırması mümkün olmayacaktır. Ayette lafız kısa tutularak, ayrıntı verilmemiş ve mana gizli kalmıştır. Harici bilgilerle ayeti anlamak mümkün olmuştur.

Aklımıza şöyle bir soru takılabilir. Kur’an’da müteşâbih ayet bulunması, insanlık için ne gibi faydalar sağlamaktadır?[3] Öncelikle bu ayet-i kerimeler, insanoğlunu düşünmeye sevketmiştir ve farklı mezheplerin doğuşuna imkan tanımıştır. Kur’an’ın hepsi muhkem olsaydı, aklî delillere ihtiyaç duyulmaz, akıl dondurulmuş olurdu. Müteşâbih ayeteri anlayabilmek için, nahiv, lügat ve fıkıh usûlü gibi birçok ilimleri elde edilmeye çalışılmıştır. Eğer durum böyle olmasaydı, inananlar, bu birçok ilmi elde etme ihtiyacı hissetmezdi. Ayrıca müteşâbih ayetler, muhkem olacak şekilde olsaydı, Kur’an çok ciltli bir kitap olurdu, okunması ve ezberlenmesi çok mümkün olmazdı. Bir başka açıdan bakıldığında da, müteşâbih ayetler, insanoğlu için bir imtihan vesilesidir. Zira mümin kimse gayba inanmakla mükelleftir.[4] Aynı zamanda müteşâbih ayetlerle ilgili Allah’ın elçisinden gelen haberlere inanmak da yine imanın bir gereğidir.

Muhkem ve müteşâbih ifadeleri, şu ayet-i kerimede karşımıza çıkmaktadır: “Sana Kitab’ı (Kur’an’ı) indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem (açık ve kesin) âyetlerdir ki onlar Kitab’ın anası (temeli)dir, bir kısmı da müteşâbih âyetlerdir. İşte kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve (kendi arzularına göre) yorum yapmak isteyerek, onun müteşâbih olanlarına uyarlar. Halbuki onun yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar da: “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. (Bunu) akl-ı selîm sahiplerinden başkası düşünemez.”[5] (Ayetin tefsiri, bültenimizin bir diğer makalesinde ele alınmıştır.)

Hud Sûresi 1. ayette Kur’an’ın tamamının muhkem olduğu, Zümer Sûresi 23. ayette de Kur’an’ın tamamının müteşâbih olduğu bildirilmiştir. Bu ayetler kendi arasında ve yukarıda anlatılanlarla çelişiyor gibi gözükür. Ancak birinci ayette anlatılmak istenen Kur’an’ın hak, lafızları fasih, manaları sahih bir kelam olduğudur. Kur’an-ı Kerîm, lafızlarının fesahati ve manalarının kuvveti bakımından, söylenilen bütün sözlerden üstündür. Bu iki sıfat hususunda, Kur’an’a denk olabilecek bir söz söylemeye hiç kimse güç yetiremez. Araplar, sağlam yapılan ve çözülmesi mümkün olmayan akidleri muhkem olarak tarif ederler. İşte, Kur’an’ın tamamı bu şekilde muhkemdir. Zümer Sûresi’ndeki ayette anlatılmak istenen de güzellik bakımından Kur’an’ın bir kısmının bir kısmına benzer ve birbirini doğrular mahiyette olması, Kur’an’ın hiçbir ayetinin birbiri ile çelişmemesidir. Anlaşıldığı üzere söz konusu iki ayet-i kerime, konumuz ile ilişkili değildir. Ancak kelime benzerliğinden dolayı, açıklanması uygun görülmüştür.

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usûlü
Fahreddin Razi, Mefâtihu’l-Ğayb
TDV İslam Ansiklopedisi
[1] Müteşâbih ayetlerin yorumlanması hususunda selef-halef arasında görüş ayrılığı vardır. Selef, hiçbir şekilde tevili kabul etmez. Halef ise, yanlış anlama ve kötü niyetli kimselere karşı, Kur’an’ın ruhuna uygun yorumlar yapmanın faydalı olacağını düşünerek, yorumlama yoluna gitmiştir.
[2] Bakara Suresi, 189
[3] Müteşâbihin hikmetleri hakkında bkn. Menâhil, c.2, s.178-181
[4] Bkz: Bakara Sûresi, 3
[5] Âl-i İmran Sûresi, 7

Warning: A non-numeric value encountered in /home/kadinveailex/kadinveaile.com/v2/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 63