Tefsir Sohbeti – 8 Öğrendiklerimizi Hatırlayalım Ve Uygulayalım*

 

Öğrendiklerimizi uygulamak da amacımız olduğu için; yani sadece bilgi toplamak, bilgilenmek, bilgi biriktirmek değil, öğrendiklerimizi uygulamak da amacımız olduğu için, neleri öğrendiğimizi bir hatırlatmayı uygun görüyorum.

Allahu Teâlâ hazretleri Kur’an-ı Kerîm’inin ayetleriyle bize, her işe başlarken istiâze etmemizi emrediyor. Yani şeytanın şerrinden Allah’a sığınmamızı emrediyor. Bu sığınmak, “eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm” demekle veya “estaîzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm” demekle veyahut “el-iyâzü billâh” demekle tahakkuk edebilir. Yani şeytanın bize müdahale edebileceği, bizi kandırabileceği, zaten görevinin, işinin o olduğu, faaliyetinin o olduğu hatırlanılacak. Görünmez ve kuvvetli bir aldatıcı, mekkâr ve hilekâr bir varlık olduğundan onun şerrinden Allah’a sığınacağız işe başlarken, onu öğrenmiştik. Kur’ân-ı Kerîm okumaya başlanırken de eûzü-besmele çekiliyor. Yani önce “eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racim” deniliyor, ondan sonra besmele çekiliyor. Buradan anlıyoruz ki şeytan bizi aldatabilir, her işimizde ve Kur’an okurken de aklımızı karıştırabilir. Kur’an’ın manalarından kafamızı, düşüncemizi, tefekkürümüzü saptırabilir diye, istiâze edeceğimizi öğrenmiştik.[1]

Sonra ilk inen ayetlerle, Peygamber Efendimiz’e Allahu Teâlâ Hazretleri’nin vahiyle ilk öğrettiği edep, her işi Allah’ın ismiyle yapmak. “İkra’ bismi rabbikellezî halak[2] Allah’ın adını anarak yapmak, bir işe Allah’ın ismiyle başlamak; bu da besmele oluyor. Besmelenin de izahını yapmıştık.[3]  Her işi yaparken besmele çekeceğiz, “bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm” diyeceğiz. Bu ne demek oluyor? O işi Allah rızası için yapıyoruz; yani Allah o işi sevdiğinden, o işi yaptığımız zaman Allah’tan sevap kazanacağımız için yapıyoruz, demek, bir. İkinci de, Allah bize yardım etsin, demek; güç kuvvet sahibi odur, biz Allah’ın adıyla başlıyoruz, bunun bereketiyle, bunun feyziyle yaptığımız işte Allah bize yardım etsin, manası oluyor.

Her işe eûzu-besmele çekerek başlayacağız. Tabî, Kur’ân-ı Kerîm’in okunmasına da, tefsir dersine de böylece başlayacağımızı öğrenmiş olduk. Her işimizi Allah için yapmayı ilk ders olarak öğrenmek çok önemli. Bu tefsir dersleri, İslâm’ın doğru anlaşılmasına doğru bizi götürecekse; sonunda Kur’an’a dayalı, sağlam bir İslâm’ı öğrenip de iyi bir Müslüman olacaksak; bu öğrendiklerimizi uygulamalıyız; hatırımızda iyi tutmalıyız. Her şey Allah için yapılıyor, Allah rızası için yapılıyor. Allah’ın adı anılıyor ve Allah’tan yardım isteniyor. Çünkü insanın gücü, kuvveti az; güç kuvvet sahibi Allah. O gücü, kuvveti veren de Allah. Onun için Allah’tan yardım istenirse, Allah’ın lütfuyla her şey başarılır diye, Allah’tan yardım isteyerek, onun adını anarak başlayacağız.

Bu besmele, Kur’an-ı Kerîm’imizi açtığımız zaman birinci sayfasında karşımıza çıkıyor. Ama bir çerçeve içinde çıkıyor; “bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm” yazılmış. Bunun üzerinde de bilgi vermiştik.[4] Böyle, bilgileri fazla dağıtarak dinleyicilerin aklını karıştırmayı da sevmiyorum. Açık ve seçik, anlaşılır ve anlaşıldığı zaman da uygulanabilir sözler söylemek istiyorum. Bizim mezhebimize göre bu oraya yazılmış olan besmele Fâtiha’nın bir parçası, birinci ayeti değildir. Bir sûrenin başladığını gösteren bir başlangıçtır. Her sûrenin başında -Tevbe Sûresi hariç; onun sebebi, Enfâl’in devamı olduğu hakkında görüşler olduğundan- her sûrenin başında sûreler birbirinden ayrılsın diye besmele konulması sonradan olmuştur.

İbn Abbas (ra), “Bunlar evvelce yokken sûreler fasledilsin (=ayrılsın) diye konuldu.” dediğinden; Fâtiha’nın başında o gördüğümüz güzel besmele, bize, Kur’ân-ı Kerîm’e de, “bismillâhi’r-Rahmâni’r-Râhîm” diye başlayacağımızı gösteriyor; ama Fâtiha’nın birinci ayeti değil. Bizim tâbî olduğumuz âlimlerimizin görüşü bu.

Başka hangi görüşler var, denirse, onların hepsini sıralayabiliriz; ama fazla görüşlerden dolayı sonra iş darmadağın dağılır. Tabi sorunun bir çözümü olduğundan, bir tanesini seçmek lâzım. Dinleyici de onu yapamaz. Çünkü muhtelif söylenen çeşitli sözlerin en doğrusunu bulmak da âlimin işidir. O halde biz doğrudan doğruya, hiç ihtilâfa düşürmeden kesin sonucu söylüyoruz: Bizim mezhebimize göre Fâtiha’nın birinci ayeti “bismillâhi’r-Rahmâni’r-Râhîm” değildir. O Fâtiha’nın bir sûre olduğunu göstermek için başına konulmuştur. Neml sûresi’nde, Belkıs ile Süleyman (as) arasındaki mektuplaşmada bu ibâre geçiyor. Demek ki, eski peygamberlere de Allah böyle, “bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm” diye başlanmasını emretmiş olduğunu anlıyoruz. Ama Fâtiha’nın birinci âyet-i kerimesi, bizim mezhebimizin âlimlerinin görüşlerine göre -Mâlikîler ve Hanefîlere göre yani, biz Hanefîyiz- “el-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn” cümlesidir.

O halde Kur’an-ı Kerîm’in tefsirinde şimdi ilk ayete, bugünkü sohbetimizle başlamış oluyoruz. Birinci âyet-i kerîme, “el-hamdü lillâhi rabbil-âlemîn” Şimdi Allahu Teâlâ Hazretleri’nin çok sevdiği bu mübarek ibareyi, çok sevap verdiği bu ibareyi, sevabının yeri göğü dolduracak kadar, mizanı ağdıracak kadar, bastıracak kadar, insanı kurtaracak kadar çok olan bu ibareyi açıklayalım. Allah’ın en çok sevdiği kulların, böyle kendisine çok hamd eden kullar olduğunu Peygamber Efendimiz de bildiriyor. Bu mübarek kelimenin anlamı üzerinde derli toplu, sayfalarca, onlarca, yüzlerce sayfa bilgiler var tabii. Onları size kısaca özetlemek, yani mümkün olduğu kadar kısaltarak anlatmak istiyorum. Demek ki bizim Kur’an-ı Kerîm’imiz hamd ile başlıyor: “El-hamdü lillâhi rabbil-âlemîn.”

Biraz şöyle bir hatırda kalsın diye Namık Kemal’in bir şiirinden ilk beytini okumak istiyorum, o diyor ki böyle heyecan dolu bir şiirinde: “Yok iştikâ-yı cevr-i felekten nisâbımız/ Serlevhasında hamd ile başlar kitâbımız” Yani mânâsı ne? Bizim şu dünya hayatında karşılaştığımız cevr-ü cefâdan şikâyet gibi bir huyumuz, şikâyetten bir nasibimiz yok. Biz karşılaştığımız cevr-ü cefânın karşısında şikâyet etmeyiz. Evet, Müslüman şikâyet etmez. Neden? “Ser levhasında hamd ile başlar kitâbımız” Bu ne demek? Bizim Kur’an-ı Kerîm’imiz, kitabımız daha başında, ser-levhasında, birinci sayfasında “elhamdü lillâh” diye başlar diyor. Bu da bu şiirle hatırımızda kalsın. Böyle Kur’an-ı Kerîm’in, “elhamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn” diye başladığını gösteren bir beyit olmuş oldu söylediğim.

*Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan, AKRA FM, 27 Ekim 1998 tarihli Tefsir Sohbeti’nden alıntıdır.
**
Sohbetin devamı, sonraki bültenlerde yayınlanacaktır.
[1] Bkz: Önceki bültenler, Tefsir Sohbeti (6-7-8)
[2] Alak Sûresi, 1 (Yaratan Rabbinin adıyla oku.)
[3] Bkz: Önceki bültenler, Tefsir Sohbeti ( 1-2-3)
[4] Bkz: Önceki bültenler, Tefsir Sohbeti 2

Warning: A non-numeric value encountered in /home/kadinveailex/kadinveaile.com/v2/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 63