Tazecik Işkının Düşündürdükleri

unnamed

Bayramda ziyarete gelen akrabalarımızın hediye olarak getirdikleri küpelinin tüm dalları, mor ve pembe renkli çiçeklerle bezeli, her çiçeği ayrı bir güzellikle sallanıyor, insanın gözüne, gönlüne maddi-manevi ikram ediyordu sanki. Rabbimin sanat şaheserleri koleksiyonundan bir parçaydı… Subhanallah! İmam-ı Gazali’nin “Kâinata, kendisinden Başkasına işaret ediyor diye bak” dediği gibi, görebilene O Sanatkâr’ın tecellileri kâinatın her yerindeydi. Yeni çiçeğimizin adını “IŞK” koyduk. Rabbimin güzelliğini, muhteşem yaratıcılığını görmemek mümkün değil. IŞK o kadar güzeldi ki Tebâreka’llâhu ahsenü’l-hâlıkîn! Maşaallah ne sanat, ne kudret, ne haşmet!
Gelip gidip konuşuyor, seviyor, suluyorduk. Aradan bir müddet zaman geçince IŞK önce çiçeklerini, sonra yapraklarını dökmeye başladı. Suyunu düzenli vermiş, havadar ve güneş ışığı alan bir yerde olmasına özen göstermemize rağmen yeni tomurcuklar veriyor lakin bir yandan da hala solmaya devam ediyordu. Evet, Işk soluyor, yalnız yeni filizler verirken yaşamak istediğini de bize bildiriyordu.

Köküne bakmaya karar vererek saksıdan çıkardık. O esnada okuduğum bir kitaptaki şu cümleler geldi aklıma: “İnsan da çiçek gibidir. Suya, havaya, besine ihtiyacı vardır. Çiçeğin saksısını değiştirirken kökleri zedelenmemeli. Unutmamalı ki aşırı su ve gübre çiçeği yakar. Kurumaya başlayan çiçeğin kökleri İslam’ın yetmiş iki fırkasına benzer, yetmiş iki fırka, tıpkı kurumuş kökler gibi, dengeli gıda alamamış insanları temsil ediyordu. Hakikatin gövdesiyle bağları kopmuş değilse de yanlış beslenmişlerdi. Hayatta kalacak tek çiçek ise Kur’an-ı Kerim’den ve Efendimiz (sas)’in sünnet-i seniyyesinden kök alan ve beslenen çiçek olacaktı.”

Bitkilerin köklerini bilirsiniz saçak saçak olur, o kökünü saran toprağa sıkı sıkıya bağlanır ve oradan beslenir. Eğer kökü hastalık veya haşerat sarmaz ise, yeterli ölçüde ve vaktinde sulanır, güneş ışığını düzgün alırsa o bitki gürbüzleşir, neşvünema ile harika çiçekler açar, meyveler verir. İnsanoğlu çiçek misali ise; kökü nereye bağlı olacak, gücünü kuvvetini nereden alacak, nereden beslenecek? Hani bir terim vardır “Gönül Bağı!” Bizim gönüllerimiz, kökümüz nereye bağlı, insan ağacı nereden beslenecek, gücünü nereden alacak gelişecek?

Veda hutbesinde Efendimiz (sas)’in bildirdiği “size iki şey bırakıyorum bu ikisine tutunursanız kurtulursunuz!” cümlesi kökümüzün nerede ve bağımızın nereye olması gerektiğini, nereden beslenmemiz gerektiğini zahirane belirtir. Öyle ki Ehad ve Samed olan Allah’tan başka bir şerre zerre miktarı bir meyil bile manevi kirlilik demektir. Böyle bir kirlilik şirke kapı açar; zira gerçek tevhide, ancak kalbimizde heva ve kesretten yana en küçük bir şey dahi kalmayınca ulaşılabilinir. Hakiki tevhide ancak şirkin kökleri kazındıktan sonra, Allah (c.c)’a, Efendimiz (sas)’a, Habl-i Metin (sapsağlam) ip denilen Kur’an-ı Kerim’e bağlanmakla, tutunmakla, ışk ile yani aşk ile erişilir.

Kitap şöyle devam ediyordu: “İnsan hem aşka, hem ibadete muhtaçtır. İbadet, çiçeğin gıdası gibidir. Suyudur, vitaminidir ya da gübresidir. Aşk ise hava ve güneş ışığı gibidir. Çiçeğin aslı, nasıl tomurcuğunun kokusu ise, insanın aslı da ruhudur. Hak yolcusunun tekâmülü ve enfüsi gelişimi için bazı harici şartlara ihtiyacı vardır. Fazla suyun çiçeği öldüreceği gibi fazla dünya da insanı öldürür, yolundan menzilinden hedefinden alıkoyar. Kişi kalbini hem dünyaya bağlamaktan vazgeçecek, hem de eşyaya verdiği kıymeti düşürecek. Yani kırılacak cam parçalarına elmas fiyatı vermekten vazgeçecek. Hak yolcusuna, tekâmülü için aşk ve ibadet gerekmektedir.”
Işk var ise gönülde, o gönül Hakk’a bağlanır, teslim olur, fedakâr olur, sadık olur, hayvan değil insan olur, kul olur… Hakikat yolcusu olmayı dileyen kişi, azami istifade için iyi niyet; duru, saf, zinde, tarafsız bir muhakeme becerisine sahip olmalı.

Çiçeğin havaya ışığa kavuştuktan sonra her türlü gıdasını alması gibi, Hakk yolcusu da bir kez yola girdi mi ibadet de en az aşk kadar önem kazanır. İşte bu yüzden, ibadeti sadece namaz kılmakta, zekât vermekte arıyor olmamalı, aşk derdine düşmeli ki, hayatın her anında aramalı ki aldığı her nefeste ve her halinde Allah (c.c)’a kul olmanın lezzetini ve saadetini bulabilsin.
Dünyada bulunmamızın asıl amacının Allah rızasını kazanmak olduğunu fark etmemiz, unutmamamız lazım. Kur’an-ı Kerim’de inancımız gereği uygulamamız öngörülen hangi kural olursa olsun bunun tamamının Allah rızasını kazanmak niyetiyle yapılması en önemli şarttır. Kur’an’ın kendi dahi olsa, Kur’an’ın öngördüğü iş ve ibadetler dahi olsa Allah (c.c) rızası için olmayan hiçbir şeyden bir fayda beklemek mümkün olmaz. Tevhide vasıl olmak için insanın nefsi öyle bir terbiyeden geçmeli ki her ne yaparsa Allah (c.c)’ın emriyle, Allah (c.c) için, Allah (c.c) namına yapmalı.

Gerçek derviş olan kişi / Aşk derdine düşmek gerek Düşmeden bitmez bir işi / Aşk derdine düşmek gerek
Er(eren) mürşid yoluna bel bağlaya / Can ü ciğerler dağlaya Gâh inleye gâh ağlaya / Aşk derdine düşmek gerek
Aşksızlara bu yol haram / Anın işi olmaz tamam Derviş olanlar subh u şâm(sabah-akşam) / Aşk derdine düşmek gerek!

Çözüm basitti köklere inip, bizim IŞK’ın hastalıklı köklerini temizledik, dünyanın en saf, en temiz yaratılmışı olan su ile yıkadık, yeni tertemiz toprak ile daha geniş bir saksıya yeniden ektik. Kurumuş dallarını ve yapraklarını temizledik. Yaşama niyeti, gayreti ve aşkıyla toprağa sımsıkı bağlanan, yeni filiz vermiş uçları tomurcuklanmış taze bir IŞKIN var şimdi saksıda.

Gönül bağlarımızın; “size şah damarınızdan daha yakınım” buyuran Hakk’a, O’nun sapasağlam ipe benzetilen kitabına, “tabi olun kurtuluşa erin” diye buyurduğu Resulü ile Akşemseddin hazretlerini, kendine has bağıyla çeken mürşidi misali, Resulünün vekillerine aşk ile teslim olması, “en zayıf iptir, hemen kopar buyrulan” örümcek ağı misali olmaması duasıyla…

Sultan Sönmez