Tasavvufun Tarifleri

TASAVVUFUN TARİFLERİ

Allah Teâlâ’ya ulaşmanın yolları tevbe, muhasebe, havf ve reca gibi kalbi makamlar ile sıdk, ihlas, sabır gibi güzel hasletlerdir. Mü’min bu vasıflarıyla Hakk’a yaklaşır, marifet ehlinden olur ve bu suretle en yüce manevi derecelere ulaşır.
Allah Teâlâ’ya ulaşan yollarda seyretmek salih mü’minlerin vasfıdır. Bu yolu peygamberler göstermiş, onların varisleri olan âlim ve mürşidler de insanları bu yola sevk etmişlerdir (S. Eraydın, Tasavvuf. s.84).

Tasavvufun özelliklerine geçmeden önce, tasavvufun tarifleri hakkında kısaca bilgi vermek yerinde olur. Tasavvuf bir hal ilimi olduğu için, yapılan çeşitli tarifler de, o halin bir neticesi olarak değerlendirilmelidir. Makamlara bağlı olan bu tariflerin hepsini burada zikretmemiz mümkün değildir. Dolayısıyla yapılan tarifleri miyarımız olan Kitap ve sünnete uyumunu da göz önünde bulundurarak değerlendirmeye çalışacağız.
Cüneyd Bağdadi (k.s): “Tasavvuf ihtiyarı terk etmektir”; “ Tasavvuf, Hakk’ın, seni, sende öldürmesi ve kendisi ile ihyasıdır.”
Ruveym (k.s): “Tasavvuf, Allah’ın murat ettiğine teveccüh etmek ve O’nun iradesine teslim olmaktır.” “ Tasavvuf fakra yapışmak, bezl, isar ve cömertlik ile birlikte, itiraz ve ihtiyarı terk etmektir.” (Kuşeyri Risalesi, s.392-393)
Dört tarifte de tasavvuf külli iradeye teslimiyet olarak ifade edilmiştir. Şeyh Galib’in (müsemmat) bir gazelinde:
“Tedbirini terk eyle takdir Hüda’nındır.
Sen yoksun o benlikler hep vehm-ü gümanındır.”
beyti de aynı manayı ifade etmektedir. Bu “fena-yı fiil, fena’yı sıfat, fenayı zat” mertebesidir. Bu hal aşağıdaki kudsi hadis ile de tevsik edilebilir:
“Kulum nafilelerle bana yaklaşır; ben de onu severim, onu sevdiğimde işiten kulağı, gören gözü, tutan eli olurum. Benimle görür, benimle işitir, benimle tutar.” ( A.Hanbel, Müsned. 6/256)
Ebu Muhammed Ceriri (ks): “Tasavvuf güzel huy ve ulvî olan her çeşit huyları kazanma girişiminde bulunmak ve çirkin her nev’i huylardan da uzaklaşmaya çalışmaktır.” (Kuşeyri Risalesi, s.392)

Bu tarifte tasavvuf “Huy güzelliği” olarak ifade edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ, Peygamber (sav) hakkında: “Ve sen elbette yüce bir ahlâka sahipsin.” (Kalem, 68/4) “Ant olsun ki Allah’ı (n rızasını) ve ahiret gününü (saadetini) umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın Rasülü’nde, sizin için pek güzel bir örnek vardır.” (Azhab, 33/21) buyurmuştur.
Peygamber (sav)’in, ahlâk hakkındaki hadislerinden bazıları şunlardır:
“Mü’minlerin iman yönünden en mükemmeli, ahlâken en güzel olanıdır.” (Müsned, 2/250)
“Peygamberler ahlaken insanların en güzeli idi.” (Buhari, Edeb, 112; Müslim, Edeb, 30)
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Müsned, 2/381; Muvatta, Hüsnü’l-hulk, 8)
Amr b. Osman el- Mekki (k.s): “Tasavvuf kulun her zaman, o an içinde işlenmesi en uygun olan amelle meşgul olmasıdır.” (Kuşeyri Risalesi, s.392) Bu tarif tamamen “amel-i salih”den bahseder. Salih amel Kur’an-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde imandan sonra zikredilmiştir.
Semnun (k.s): “Tasavvuf, ne bir şeye malik olman, ne de bir şeyin sana malik olmasıdır.” demiştir.
Maruf (k.s): “Tasavvuf hakikatleri almak ve halkın elinde bulunana ümit bağlamamaktır.” (Kuşeyri Risalesi, s.392-393)
Bu iki tarif, insanın yaradılış gayesine uygun bir hayat tarzını ifade ediyor. İnsanın yaradılış sebebi Kur’an-ı Kerim’de:
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56) tarzındadır. Ubudiyyet makamına ulaşan kimse, dünyadan da, ukbâdan da fâni duruma gelir. Bu kimsenin nazarında altın ile cam, medh ile zem müsavisidir.
Asr-ı saadette Hârise (r.a)’in Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in sorusuna verdiği cevap, bu özelliğin sünnete uygun bir davranış olduğunu gösterir.
Peygamberimiz (sav) Harise (ra)’a sormuştu: “Ya Harise! Sabaha nasıl dâhil oldun?” Harise (ra): “Hakiki bir mü’min olarak” cevabını verdi. Peygamber (sav):
“Ey Harise, ne dediğine dikkat et; çünkü her hal için bir hakikat ve delil vardır. Senin imanının hakikati ve delil nedir?” buyurdu. Harise (r.a):
“Nefsimi dünyadan çektim, o kadar ki, dünyanın taş ile altını, çamuru ile gümüşü bana göre bir oldu. Gecelerimi uykusuz, gündüzlerimi susuz (gece kaim, gündüz saim) olarak geçirdim. O hale geldim ki, şimdi ben açıkça Rabb’imin arşını görür gibiyim” cevabını verdi. Bunun üzerine Peygamber (sav) Efendimiz: “Bildin, bildin ya Harise! Buna sımsıkı sarıl, bundan başka bir şey yok.” buyurdu.
Seriyy es-Sakatî (k.s), “Tasavvuf üç manayı içine alan bir isimdir” der ve onları da:
“1. Marifetin nuru, veranın nurunu söndüremez
2. Kitap ve sünnetin zahirine aykırı düşecek şekilde batın ilminden bahsetmez
3. Kişinin kerametleri kendisini, Allah Teâlâ’nın insanlara mahrem kıldığı sırları açıklamaya teşvik etmez” tarzında ifade eder.
Burada marifetten murat ilimdir. İlim verayı (takvayı) kuvvetlendirdiği nispette faydalıdır. “Allah katında en mükerrem insan, O’ndan en çok korkandır.” (Hucurat, 49/13) Veranın nurunu söndüren ilim, insanlık için tehlikelidir.
Cüneyd Bağdadi (k.s): “Tasavvuf, mâsiva ile alâkayı keserek, Allah (cc) ile beraber olmaktır.” der.
Cüneyd (k.s), diğer bir tarifinde de, tasavvufun sulh ile değil, cenk ile hâsıl olacağından söz ederek, bu meselenin aynı zamanda bir nefis mücadelesi olduğunu da belirtir.
Cüneyd’ e Tasavvufun ne olduğu sorulduğu zaman o: “Tasavvuf bir haldir ki, her zaman kul ile beraberdir” demiştir. Buna; tasavvuf her zaman kul ile beraber olan haldir de diyebiliriz. “Bu hal Hakk’ın sıfatının tecellisi midir, yoksa halkın vasıflarından mıdır?” sualine de Cüneyd (k.s): Sıfat olarak Hakk’ın, resim olarak da halkındır.” cevabını vermiştir.
Kuşeyri (k.s): “Tasavvuf masivallahtan müstağni olmak, bilinmemeyi ihtiyar etmek ve hayırlı olmayan şeylerden sakınmaktır.” der. (Kuşeyri s.553) Bu tariften murat, kalp evini Hakk’ın tecelli mahalli kabul etmek, riyadan uzak bir gönle sahip olup, takva yolunda azimle yürümektir.
Seyyid Şerif Cürcani (ks): “Tasavvuf, şeriatın zahir ve batınını, ahkâm ve adabını bilip yaşamaktır.” (Tarikat, s.40)
Muhyiddin İbnü’l-Arabi (k.s): “Tasavvuf, ubudiyet ahlakıyla süslenmektir.” (Ibnül-Arabi istılahatu’s sufiyye, s.11)
Tasavvuf, insan ruhunun kemale ermesine vesile olan hal ilmine büyük önem vermiştir. Bu halin insanda meydana gelişi, Kitap ve sünnet ışığında bazı prensiplerin tespitine ve tatbikine bağlıdır. Bu, Peygamber (sav) Efendimiz ve ashabının hayatında mevcut hususların yaşanmasına vesile olan eğitimi nesilden nesile aktaracak bir disiplin meydana getirmekle mümkündür.
Seyr-ü sülûk (manevi yolculuk) ile alakalı hususların makâmat ve ahvâl cümlesinden olan bir takım ıstılahların öğretim ve tatbiki, manevi olgunluğun meydana gelmesi için şart görülmüştür.
Tasavvuf, günah işlemeye vasıta olan maddi ve manevi kuvvetlerin zayıflamasına ve yerini sevaba vesile olanların almasını temin maksadına yönelik bir harekettir.
Şahver Çelikoğlu
Tasavvuf