Tasavvufta Sabır Eğitimi

Allah Teâla yeryüzünü insanların yaşamasına elverişli bir mekân olarak yaratmıştır. Bizi bu mekânda belli bir süre yaşatan Rabbimiz önümüze çeşitli nimetler koymuş bize de bu nimetlerden hoşlanan bir nefs vermiştir.

Önümüze konulanlardan bir kısmı hayatımızı sürdürebilmemiz için yararlanmak zorunda olduğumuz nimetlerdir. Dünya hayatında önümüze konmuş olan şeylerden bazısı da haramlardır. Geriye kalanlarla ilgilenmek bizim isteğimize bırakılmış ancak bunlara fazlaca meyletmenin haramlardan sakınmayı zorlaştıracağına sık sık vurgu yapılmıştır.

Gerek haramların ve gerekse haram olmadığı halde fazlaca ilgilenmenin mahzurlu görüldüğü şeylerin bizim dünya sınavımızın araçları olduğunu anlamak için fazla düşünmeye gerek yoktur.

İnsan bir tercih yapmak zorundadır. Ya dünya hayatında nefse hoş gelen şeylere kendini ölçüsüzce kaptıracak, sonunu düşünmeden gününü gün etmeye bakacak ya da kendisine cazip gelen şeylerdeki imtihan sırrını görmeye çalışacaktır.

Âyet-i Kerimeler ve Hadîs-i Şerifler, bize cazip gelen şeylerin birçoğunun sanıldığı gibi bizi mutlu edecek şeyler olmadığını tekrar tekrar hatırlatmaktadır.

Nefse hoş gelen ama aslında insanın felaketine sebep olacak şeylere meyletmemek için bir çabaya ihtiyaç vardır. Bu çabanın adı “sabır”dır.

Nefsin arzularına karşı durarak sabırla yürütülen çabaya da mücahede denmektedir. Rasulullah Efendimiz (sav) bir savaştan dönen mücahitlere “Merhaba size! Küçük cihattan büyük cihada geldiniz” buyurmuş, bunun üzerine mücahitler “Büyük cihat nedir ya Rasulallah?” deyince de Efendimiz “Nefse karşı cihattır” diye cevap vermiştir.

İnsan yaratılış itibariyle haz veren şeylere karşı isteklidir. Dinin haramlarla ilgili hükümleri bizi nefsin isteyip meylettiği haz veren şeylerden uzaklaştırdığı için bize ağır gelmektedir. İbadetler de insanın rahatını terk etmesini gerektirdiği için insan nefsi başlangıçta onlara karşı da isteksiz davranabilir.

Haramların bir anlık haz verdiğini ama sonunun felaket olduğunu dinimizden açık bir şekilde öğreniyoruz. Çevremizde olup bitenleri iyi değerlendirdiğimiz zaman haramlara dalmanın nasıl kötü sonuçlar doğurduğunu görmemiz mümkündür.

Baştan bize zor gelen ibadetlerin usulüne uygun olarak yapıldığında nasıl huzur verdiğini de yine tecrübeyle biliyoruz.

Ellerindeki nimetleri kaybeden mü’minlerin

‘…Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aitiz ve (sonunda) yine ona döneceğiz…’ (2/Bakara,156)

diyebilmesinin nasıl yüksek bir ruh hali olduğu, bu mü’minler hakkında Rabbimizin ‘…İnananlara müjdele’ buyurmasından anlaşılmaktadır.

Gerek haramlara yaklaşmamak gerek ibadetleri yerli yerince yapmak ve gerekse musibetler karşısında feryad u figan etmemek, sonuçları dünyada da görülebilecek çok üstün meziyetlerdir. Sabredenlerin ahirette elde edeceği kazanç ise çok daha büyüktür. Bu Kur’an-ı Kerim’de ve Hadis-i Şerifler’de müjdelenmiş, Mü’minler sabra teşvik edilmişlerdir.

Mesela Zümer suresinin onuncu âyet-i kerimesi, miktarı hesaplara sığmayacak kadar bol mükâfatlara ancak sabredenlerin erdirileceğini bildirmektedir.

Sabır bütün semavi dinlerin üzerinde ısrarla durduğu çok önemli bir haslettir. Nitekim Hz. İsa şöyle buyurmuştur:

‘Görmediği, gözünün önünde olmayan vaat edilmiş bir kazancı elde etmek için nefsinin hal-i hazırda arzuladığı bir şeyden vaz geçen kimseye müjdeler olsun.’

Allah Teâla ‘Sabırla yardım isteyin…’ buyurmaktadır. Rabbimizin bu tavsiyesi bize sabredip arkasından dua ettiğimiz zaman, o duamıza icabet edileceğini bildiren bir müjdedir.

Peygamber efendimiz (as) da ‘Sabır, sevincin anahtarıdır.’ buyurmakla sabredenin o esnada çektiği zorlukların sonunda sevince dönüşeceğini bildirmiştir.

Sabrı elde etme çabasının birinci adımı sabırla ilgili âyet-i kerime ve hadis-i şerifleri dikkatlice okumak veya ehil kimselerden dinlemektir. Böylece, sabırlı olmanın, insanın mutlaka kazanması gereken bir meziyet olduğu anlaşılacaktır. İkinci adım, farzları hakkıyla ifa ettikten sonra nafile ibadetlere de devam ederek, baştan nefse ağır gelen şeylerin kolaylıkla yapılabilen şeyler haline dönüşmesini sağlamaktır.

İç dünyamızdaki bir güzel halin davranışlarımıza, davranışlarımızdaki bir güzelliğin de iç dünyamıza etkisi vardır. İbadetlerin ve diğer güzel işlerin iç dünyamızda yapacağı değişiklik bir çocuğun veya bir bitkinin büyümesi gibi yavaş yavaş seyrettiğinden fark edemeyiz. Onun için, çabalarım sonuç vermiyor, diye düşünerek ümitsizliğe kapılmamak gerekir.

Sabırlı bir insan olmak için yapılacak şeylerden biri de güzel ahlak sahibi insanlarla beraber olmaktır.

Nefsi iyiliklere alıştırmada tedricin önemi büyüktür. Bir halterci, başlangıçta çok ağır şeyleri kaldıramaz. Önce, nispeten hafif şeyleri kaldırır ve zamanla daha ağır yükleri kaldıracak hale gelir.

Günde bir cüz Kur’an-ı Kerim okumayı hedefleyen bir kimse, bunu sürdüremiyorum, diyerek okumayı tamamen bırakmak yerine on sayfa okuyarak, onu da yapamazsa beş sayfa okuyarak Kur’an-ı Kerim ile ilgisini sürdürürse ileride günde bir cüz okuyabilecek duruma gelir.

Büyük mutasavvıf Yahya ibni Muaz diyor ki:

“Nefisle riyazet kılıçlarını kullanarak mücadele et!”

Riyazetin dört veçhesi vardır. Bunlar da yemeği yaşamını sürdürmeye yetecek kadar yemek, uykuyu vücudun ihtiyaç duyduğu kadar uyumak, ancak gerekli olan durumda konuşmak ve zorluklara katlanmaktır.

Yemeğin azaltılması şehevi arzuları öldürür, uykunun azaltılması isteklerin saflaşmasını sağlar, konuşmanın azlığı da konuşma esnasında düşülebilecek yanlışlardan korunmayı temin eder.

Zorluklara katlanmak insanı elde etmek istediği sonuçlara ulaştırır.

İnsan için bir haksızlıkla karşılaştığı zaman sakin olmak ve eziyetlere sabretmekten daha zor bir şey yoktur.

Nefiste şehvetlere ve günahlara karşı bir arzu ortaya çıktığı ve gereksiz konuşmanın tatlılığı kendini gösterdiği zaman ona karşı, az yeme, gece namazı ve az uyku kılıçlarını kınından çıkarır, tevazu ve az konuşma yardımıyla vurursun.

Bu çaba nefse zulüm ve intikamdan vazgeçmiş, diğer insanlara zarar vermeyen, şehvetlerinin karanlığından uzaklaşmış, kötülüklerinden kurtulmuş bir duruma getirinceye kadar devam eder.

Prof. Dr. Mehmet Tahir Yaren