Tasavvuf Düşüncesinde Tabiat

Sûfîler, ilk zamanlardan itibaren hayatın anlamı, âlem ve içindekilerin mahiyeti ve değeri, insanın âlemle ilişkisi hakkında düşünmüş ve çeşitli yorumlar getirmişlerdir. Bu yorumların içinde tabiat ve öğelerine dair düşünceler önemli bir yer tutar. “ Yedi (kat) gök, yer ve onların içindekiler O’nu tesbih eder. O’na, hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat (siz) onların tesbihlerini anlayamazsınız. Doğrusu O, halîmdir (cezaya acele etmez ve) çok bağışlayıcıdır.”[1] Ayeti varlıkların yaratıcı ile olan ilişkisinin onlara kattığı hususiyeti izah etmektedir. Zikir ve tesbih etme kabiliyeti varlıklarda şuur ve bilinç delilleri olarak kabul edilmiş böylece tabiatın cansız değil, canlı ve anlamlı olduğu fikri ortaya çıkmıştır.[2]

Ashabın büyüklerinden Selman-ı Farisi ve Ebu’d-Derda birlikte bir şeyler pişirmek üzere ocağın başında bulunuyorlardı.  Ebu Derda çanağının altında ateş yakıyorken çanağın içinden bir ses geldiğini işitti. Sonra ses tıpkı çocuğun seslenmesi gibi tesbih etmek suretiyle yükseldi. Sonra ses azaldı. Çanak devrildi. Tekrar eski yerine geldi. Fakat onun içindeki yemekten bir damlası dahi zayi olmadı. Ebu Derda: ‘Ey Selman! Dikkat et. Hiç görmediğin bir manzaraya gel de bak. Ne sen ne de baban daha önce böyle bir manzara görmemişsiniz!” diye bağırdı. Bütün bu olanları çok şeyler görmüş bir eda ile izleyen Hz. Selman: “Eğer sen sükût etseydin Allah’ın yüce mucizelerinden nicelerini daha görecektik.” buyurdu. [3]

Derin ekoloji olarak tanımlanan insan ile tabiat ilişkisini derinlemesine inceleyerek tabiatın değerinin kendinden olduğu fikri[4] mutasavvıflarda daha üst bir seviyede algılanır. Var olan her şeyin Allah’ı zikir üzere bulunduğu düşüncesinden hareketle tabiat kutsallık atfedilen bir mertebeye yükseltilmiştir.

Hüseyin Hamevî dervişlerini çiçek toplamaya gönderir. Eşref-i Rumi Hazretleri de mürşidinin isteği üzerine gider ama kuru bir menekşeden başka bir şey getirmez. Hamevî sebebini sorduğunda “Sultanım hangi menekşenin başına varsam bana ‘Allah hakkı için beni koparma, tesbihimden beni ayırma’ diye yalvardığını duydum. Sonunda, işte şu zikir ve tesbihi tükenmiş menekşeyi buldum.” der.[5] Benzeri olayları anlatan pek çok derviş menkıbesi bulunmaktadır.

Allah kâinatla konuşur ve onları canlı varlıklar gibi muhatap kabul ederek der: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” Varlıklar da “Gönüllü olarak geldik” derler.[6] Varlıkların yaradılışı sırasında Allah Teâla’nın ‘kün’ yani ‘ol’ emri verildiği anda bu emre tabi olan varlıklar zuhur etmişlerdir. Kutsal nefes-i Rahmânî sayesinde eşya ilâhî bir tecellîye mâruz kalmıştır. Dâvûd Kayserî de nefes-i Rahmânî’yi “Vücûdun, el-Vehhâb ve el-Cevâd’ın mertebesinden a‘yân-ı sâbite üzerine yayılması”  olarak tarif eder. Bu sebeple sûfîler âlemdeki tüm mevcutları ilâhî birer kelime olarak kabul ederler. Zira her şey,  her yaratılmış nefes-i Rahmânî’ye bağlı olarak ilâhî bir kudsiyete sahiptir.[7]

Asrın mutasavvıflarından M. Es’ad Coşan Müslümanın çevre ve tabiatla olan ilişkisine hem tasavvufi anlamda dikkat çekmiş hem de modern anlamda çevre anlayışını dile getirmiş aktif çevreci hareketler başlatmıştır. Türkiye Devletinin henüz bir çevre bakanlığı dahi yokken o tasavvufi kimliği ile birlikte bir çevre derneğinin kurulmasına öncülük etmiş, bu derneklerin Türkiye’ye yayılmasını ve aktif biçimde çalışmasını sağlamış, ormanlar ve korular tesisi etmiştir. Müslümanların temizliğe verdiği önemi izah ederken tasavvufi kavramları kullanır:  Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: “Yâ Âişe! Şu iki elbiseyi yıka! Bilmez misin ki elbise kirlendiği zaman tesbihi biter.” Temizken tesbih eder, kirlendiği zaman tesbihi biter. Öyleyse Müslüman temiz giyinmeli ki kalbi ve azaları gibi elbisesi de tesbih etsin.

“Evdeki pislik, süprüntü bereketi giderir, rızkı azaltır.[8] Ve “Bir insan secde ettiği zaman, secde ettiği mahal yedi kat yerin altına kadar temizlenir.” Hadis-i şerifleri mutasavvıfların zahiri ve bâtıni temizliği bir arada yorumlamalarını sağlamıştır. Mekânın ve yerin temizliğinin ancak ibadetlerle sağlanabileceğini beyan etmişlerdir. O halde bir yerin temizliği ibadetledir. Bir mekânın temizliği sadece maddî ölçülerle ölçülemez. Maddî ölçülerle temiz olduğu halde mânevî yönden pis kabul edilen mekânlar vardır. Bu yerlerin temizliği ve güzelliği cami, tekke gibi kutsal yapılar ve iman ve irfan gibi değerlerle ziynetlendirilerek temin edilebilir.

Mekânlara atfedilen bu temizleyici ve güzelleştirici nitelik sebebiyle mutasavvıflar sadece manevi imar, gönülleri ihya ile değil mekânları da imar ve ıslah işiyle ilgilenmişlerdir. Nerede metruk ve harap cami varsa, kervansaray varsa tamir etmeye gayret etmiş, mektep, medrese, çeşme, sebil varsa ihyaya çalışmışlardır. Halid-i Bağdadi Şam-ı Şerifin mü’minlerine mekân olan mescitleri, medreseleri tamir ve imar ettirmiş bölgeye hem batıni hem de zahiri hizmette bulunmuştur.[9] Kastamonulu Hasan Hilmi Efendi yıkılmaya yüz tutmuş kimsesiz ve sahipsiz bir camiinin müezzinliğine gönüllü olup gece gündüz hizmetle her vakit cemaat ile buluşan bir ibadethane olmasını temin etmiştir.[10] Prof. Dr. M. Es’ad Coşan, Eyüp Nişanca semtindeki İslam bahçe sanatının nadide örneklerinden gülleri ile meşhur Murad-ı Buhari tekkesini onarmış, Halvetî şeyhi Abdülehad-i Nuri Hazretlerinin edebi mirasına sahip çıkmış, bu ikisi arasında bulunan Nakşibendî meşâyihinden Selâmî Mustafa Efendi’nin ceylanları ile meşhur ve mimarisi ile de bulunduğu muhite değer katan tekkesini ihya etmiştir. Osmanlı mutasavvıflarından, Halvetiye tarikatına mensup Bâlî Efendi, Sofya yakınlarında, kendi elleriyle dikerek büyük bir orman yetiştirmiştir.[11]

Hem etken hem de etkileyen konumları ile mekân ve insan ilişkisi, dönüştüren ve değiştiren bir dinamiğe sahiptir. İnsanlar mekânları inşa eder gibi görünse de zaman içinde ve yavaşça mekânlar da insanları dönüştürürler. İnsanların ruh ve gönül dünyalarını yansıtan mekânların içinde yaşayanlarla irtibatına, kültürümüzde bir darb-ı mesel olan “Seref-ül mekân bil mekîn” (Mekânın şerefi oturanlar iledir) sözü ile dikkat çekilmiştir. O halde mekânların temizliği de içinde barınan insanların temizliği ile mümkündür ki bahsi geçen temizlik ahlakidir. Ahlâk kirliliği, ahlaki bozukluk, fesat veya dejenerasyon mekan kirliliğine yol açan en mühim saiktir. Zira ahlaki kirlilik içsel bir mesele gibi görünse de bozukluğu ve biçimsizliği, aynı nitelikleri haiz mimari anlayışı ve çevre tahribatı ile kendini gösterecektir. Bu ciddi çevre sorununun kaynağından çözümlenmesinin çaresi tasavvuftur.[12]

Tabiata, ha­va­ya, su­ya, top­ra­ğa, ağa­ca, çi­çe­ğe, ya­pı­ya, anı­ta, kı­ra, kö­ye, ken­te, tar­la­ya, bah­çe­ye, yo­la, da­ğa, de­ni­ze karşı sorumluluk sahibi olmak İslam ahlâkı olarak sayılmıştır. Tasavvufun adabı, insanlığın gereği tabiata sevgili ve saygılı olmaktır. Halifetullah ancak böyle olunabilir. Her yön­den, her şe­ye, her mah­lu­ka sev­giy­le yak­la­şmak, fay­da gö­tü­rüp, men­fa­at sağ­lamak, ya­rar­lı, olum­lu, ılım­lı, ve­rim­li, se­vim­li olmak…[13] İslamın özü, tasavvufun ilk şartıdır.

Zahide Uzun

 

[1] İsra 17/44.

[2]Ekrem Demirli, İbnü’l-Arabi’nin Âlem ve Tabiat Görüşü.

[3] Yusuf Kandehlevi, Hadislerle Müslümanlık, tsc. Ahmet Büyükçınar-Ömer Tekin-Mustafa Yalçın, İstanbul: Kalem Yayınları, 1979, III, s. 1489

[4] Semra Cerit Mazlum, “Çevrecilik ve Çevre Hareketleri”, Yeni Toplumsal Hareketler, Eskişehir: A.Ü. Yay., 2011.,   s. 62.

[5] Hür Mahmut Yücer-Sinan Yılmaz, “Şeriat ve Tasavvuf Bağlamında Din-Çevre İlişkisi Üzerine bir Değerlendirme”, TKSAD, Karabük: KÜ, 2012, s. 328.

[6] Fussilet, 41/11.

[7] Sema Özdemir, “Sufi Düşünceye Göre Çevre Bilincinin Ontolojik Temelleri”, Çevre ve Ahlak Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi, 2014, s. 383.

[8] M. Es’ad Coşan, Çevre Anlayışımız, http://m.mecmerkezi.org/WebTV/51/video.aspx#startTime=353, Erişim: 17.5.2014.

[9] Abdülmecid b. Muhammed b. Muhammed Hani, El-Hâdaik’ul Verdiyye, trc. Mehmed Emin Fidan, İstanbul: Yasin Yayınevi, 2007, s. 834-835

[10] Mustafa Fevzi b. Numan, Menakıb-ı Hüsniye, haz. Tahir Galip Seratlı, s. 29-30

[11] Davut Aydüz, “Kur’an Sünnet ve Medeniyetimizde Ağaç”, Çevre ve Ahlak Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi, 2014, s. 218.

[12] M. Es’ad Coşan, Çevre Anlayışımız, http://m.mecmerkezi.org/WebTV/51/video.aspx#startTime=353, Erişim: 17.5.2014.

[13] M. Es’ad Coşan, Başmakaleler, İstanbul: Server İletişim, 2008, III, s. 186-187