Tarihe İbretle Bakabilmek

Hepimiz bu dünyaya geldik, gidiyoruz. Bu zamandan bir asır önce bu dünyada var olmadığımız gibi bundan bir asır sonra da bu dünyayla işimiz bitmiş ve ahirete göçüp gitmiş olacağız. Nasıl ki bizden önce yaşamış olanlar bizim için tarih olduysa, gelecek nesiller için de biz tarih olmuş olacağız. Peki o halde bizden önce geçip gitmiş olanlar ve onların eserleri bizim için ne ifade ediyor ve gelecek nesiller için biz ve eserlerimiz ne ifade edeceğiz?

Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurur:

Yeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar. Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; (sular, madenler çıkarmak, ekin ekmek, ağaç dikmek için) toprağı (kazmış) alt-üst etmişler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da elçileri, deliller getirmişti. Allâh onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı. (30-Rûm 9)

Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önce gelenlerin sonunun nasıl olduğunu görsünler. Onlar kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Fakat Allâh, onları günâhları yüzünden yakaladı. Onları Allâh’a karşı koruyan olmadı. (40-Mümin 21)

Bir rivayette Semûd kavminin ülkesi Hicr’e vardığı zaman Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu bildirilmektedir:
– “Kendilerine zulmedenlerin yurduna ağlayarak girin. Yoksa onların başına gelenler sizin de başınıza gelebilir.”
Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem başını örttü; o vadiyi geçinceye kadar süratle yürüdü. (Buhârî, Enbiyâ 17, Tefsîru sûre (15), 2; Müslim, Zühd 39)

Allah (cc) ve Rasulü (sav), bu ayet ve hadislerde, geçmişin bizim için ne ifade etmesi gerektiğini çok açık bir şekilde beyan etmişlerdir. Tarih, müslümanlar için bir ibret alma ilmidir. Geçmişte yaşanan hadiselerden ibret alıp doğrusunu yanlışını tefekkür ederek aynı hataları tekrarlamamak ve daha iyiye, daha doğruya, daha güzele, kısacası Rıza-i İlahi’ye doğru güvenle yol alabilmek için geçmişte yaşanan hadiselerin ışığında bir yön çizmektir kendimize. Tarihe bakış açımız ibret alma nazarıyla olmadığı, tabiri caizse turistik ve hobisel olduğu zaman merhum şairimiz Mehmed Akif’in dediği duruma düşer ve koskoca bir imparatorluğu bile yok olma durumuna düşürebiliriz:
Geçmişten Adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?
Tarihi, ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

Bazılarımız ise tarihe, yine ibret alma nazarıyla değil, bir yargılama objesi nazarıyla yaklaşır ve geçmişte yaşanan hadiselerin failleri hakkında hüküm vermeye kalkışarak bir nevi geçmişte yaşanan tartışmaları ve kavgaları tekrar alevlendirmeye çalışırlar. Halbuki yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz. (2-Bakara 134)

Bu ayet çok açık bir şekilde bize, geçmişteki insanları yargılamaktan vazgeçip kendi işimize bakmamızı, onların hesaplarının Allah’a ait olduğunu, bizim ise Allah’a vermek zorunda olduğumuz kendi hesabımızla ilgilenmemizi öğütlemektedir. Tabi ki bu öğüt geçmişle hiçbir şekilde alakadar olmamayı değil, diğer ayetlerle bağlantılı olarak değerlendirildiği zaman kişiler ve hadiseler hakkında yargılayıcı değil ibret alıcı bir nazara sahip olmamızı ve güzel sözler söyleyip salih amellerde bulunarak bizden sonraki nesillere güzel örneklikler bırakmamızı salık vermektedir. Nitekim divan şairimiz Baki de bu bağlamda şöyle der: “Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”.

Tarihe ibret nazarıyla bakarken faydalanacağımız en önemli objeler ise tabi ki bize intikal etmiş olan tarihi eserlerdir. Bu eserlerin bir kısmı müzeler gibi korunaklı mekanlarda muhafaza edilirken, bir kısmı da camiler, türbeler, kamu binaları, açık hava mekanları, ikametgahlar gibi halkın kullanımına açık yerlerdir. Halka açık mekanların ise müzelerden daha ziyade korunmaya ihtiyacı vardır, çünkü her daim insanla münasebette bulunması hasebiyle yangın, hırsızlık, tahribat vs. tehlikelere daha fazla açıktırlar. Hal böyle iken maalesef ülkemizdeki mevcut uygulamalar, tarihi eserlerimizi muhtemel tehlikelere karşı yeterince koruyamamakta ve atalarımızdan bize miras kalmış olan tarihi eserlerimiz gün geçtikçe, yangın başta olmak üzere çeşitli nedenlerle yok olup gitmektedirler.

Unutulmamalıdır ki, tarihi eserler, bir milletin kültürel mirası ve hafızasıdır. Tarihi eserlerini yitirmeye başlayan bir millet, aynı zamanda bu paha biçilmez mirasını çarçur etmeye ve hafızasını kaybetmeye başlamış demektir. Hafızasını kaybetmeye başlayan bir millet ise artık büyük işler yapmak için kendinde kudret bulamayacak ve zamanla tarihin karanlık sayfalarında kaybolup gidecektir.

İnancımız bize önce tedbir almayı, sonra tevekkül etmeyi öğretir. Gayret bizden, Takdir ise Allah’tandır. Tarihi eserlerimizi koruyarak onları geleceğe taşımak hususunda yapacağımız önemli ve hayırlı çalışmalar, gelecek nesillere karşı hem vicdani, hem de tarihi bir borç ve sorumluluğumuzdur.

Tarihimiz, doğrusuyla yanlışıyla, günahıyla sevabıyla bizim tarihimizdir. Geçmişimizi inkar etmek ne kadar yanlış bir davranışsa, atalarımızın yanlışlarını savunmaya kalkışmak da o kadar büyük bir yanlış olacaktır. Müslümana düşen, yalnızca ve yalnızca Hakkı, Adaleti, Doğruluğu, İyiliği savunmaktır. Hesabımızı başka kimseye değil yalnızca Allah’a vereceğimize iman etmiş şahsiyetler olarak tarihimize, atalarımıza, eserlerine ibret nazarıyla bakıp Kur’an ve Sünnet çerçevesinde bir değerlendirmeye tabi tutmak, Allah’ın rızasını kazanma yolunda yapacağımız en hayırlı işlerden biri olacaktır. Namazımızın her rekatında okuduğumuz Fatiha suresindeki şu ayetler geçmişe ibretle bakıp geleceğe doğru emin bir şekilde yol alma hususunda en önemli rehberlerimizden biri olmalıdır:

“Rabbim! Bizleri doğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazabına uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.”

Murat Togan Uzuner