Tarih Şuuruna Mekânların Etkisi

Mazisini bilmeyen geleceğini inşa edemez. Bütün medeniyet, kültür ve olgunluğun başı, insanlığın tanınması, insanın kendini tanımasıdır. Tarihe önem vermeyen milletler, ilim ve kültürden nasipsiz kalır. Tarihini bilmeyen bir millet ölmüş demektir. Tarih bilgisi ve şuuru kazanmamız lazım. geleceğe dair hareketlerimizde tarihimizden kopmuşsak, müesseselerimizin mazisini bilmiyorsak sağlıklı hiçbir şey yapamayız. Bizim kültürümüzde vakıfların çok önemli bir yeri vardır. Vakıflar hayırların ebedileşmesi gayretleridir. Şehirlerimizdeki birçok eser vakıf eseridir. Bosna, Üsküp gibi diğer balkan şehirlerine gitseniz size bir Bursa’yı Amasya’yı hatırlatacaktır. Bütün bunların çoğu vakıf eseridir.

Onca bilinçsizce yapılan hareketlere tahribata rağmen İstanbul’a vurulan fethin mührü silinmemiştir. Bu şehri ziyaret edenler önce bu mekânları gezmektedir. İstanbul’un alametifarikası hiç şüphesiz gökyüzüne kalem gibi uzanan, tevhide şehadet eden minareleridir. Nasıl ki Mekke şehrine Mekke-i Mükerreme, Yesrib olan adı Peygamber Efendimizin teşrifleri ile Medine-i Münevvere yani nurlu şehir olmuşsa işte öyle İstanbulumuz da Kur’anî tabirle Belde-i Tayyibedir, aziz İstanbul’dur. Farkında olsak ta olmasak ta gördüğümüz tarihi bir çeşme , bir mezar taşı, bir sebil, o güzel sade evler… Kuşlar bile düşünülüp binaların dışına kondurulan kuş evleri bize ecdadımızı hatırlatmaktadır. Ecdadımız tabiatla, diğer canlılarla bir arada ,dengeyi kainatın düzenini bozmadan ince zarif bir estetikle inşa etmiş şehirlerimizi.. Allah güzeldir, güzeli sever. Bu ölçü sebebiyle dünyanın dengesini korumak bu hususta titizlik göstermek zorundayız. Kültürel bozulmayı engellemek te ancak tarih şuuruyla mümkün olur. Bu da ecdadımıza bir vefa borcumuzdur.

Tarih şuuruna mekânın etkisinin en önemli yeri mabetlerimiz, yani camilerimizdir. Her cami insanda farklı duygular uyandırmakta, toplumun buluşma ve kaynaşma yeri olmakta, her şehrin merkezinde bir ulu cami bulunmaktaydı. Şehir o cami etrafında şekillenip gelişmekteydi… Şimdi bile hayatın telaşından sıyrılıp bir Süleymaniyeyi, bir Eyüp sultanı vd. ziyaret ettiğimizde hepsinde ayrı ayrı duygulara kapılırız, insan şuurunda farklı, farklı tesirler bırakır. Müminler ruhları dinlendiren mekanları temiz tutarken, o mekanlarda huzur bulmak için kalplerini de duru, dingin, temiz bir hale getirmelidir.

Şehirler doğduğu tabiatın içinde ve onunla birlikte bütünleşip, ahenk içinde olduğu zaman vücut bulur. Şehirler sağlıklı bir yapı içerisinde şekillenirse toplumsal refaha açılan bir yol olur. Aksine bu günkü birçok kent plansız yapılaşma, inanç ve geleneklerimize aykırı, doğaya dost olmayan tarzıyla insanlara da huzur ve mutluluk veremez hale gelmiştir. Tersine keşmekeşliği, trafiği, kirliliği ile stres kaynağı olmakta ve ruhsal, bedensel birçok hastalığa sebep oluşturmaktadır. Şehir merkezlerinde yeşil alanlar azalmakta çok katlı binalar görüntü kirliliği oluşturmakta, apartman hayatı yaşayan insanlar aynı binada birbirine yabancı gibi yaşamaktalar. Mahremiyet ölçüsü kalmamış alt kat, üst kat birbirlerinin odasında gibi yaşarken birbirlerinden de iyice uzaklaşmaktadır. Estetikten uzak, doğadan uzak, nefes alabilecek yerleri olmayan mekânlarda insanlarda huzuru bulamamaktadır. İlk bakışta gözleri büyüleyen kentlerin sahte ışıklarının arkasında pek çok insanın gözyaşları saklıdır.

Şehir, tarihle bütünleştiği zaman ve tarih nesilden nesile aktarıldığı zaman güçlü bir kimlik kazanır. Şehirlerin şehir olması için çok uzun yıllar süren sınavdan geçmesi gerekir. Kimlik sahibi kadim şehirlerin her bir taşını korumak ta bir görevdir. Batı kültürünün betonlaşmış tezahürleri durumuna gelen şehirlerimizde, milli kültürümüzün numune varlıkları olarak kalan tarihi evlerimiz, mekânlarımız o şehirlerin kimlikleridir aslında. Bu şehirlerin geleneğine aykırı düşen her bir uygulama, bu şehirlere ve bizim medeniyetimize kültürümüze ihanettir. Ne yapılması gerekiyorsa yapılmalı yeni nesillere bu birikim aktarılmalıdır. Şehirlerin estetiği mimarisi, insanların estetiği ise ahlakıdır. “Şehir bir medeniyetin dış dünyaya akseden en mühim, en karmaşık eseridir. Bir şehre girdiğiniz zaman o şehri inşa eden veya o şehirde yaşayan toplumun medeniyet tasavvurunu anlamak mümkün olur” der, Prof. dr. sadettin Öktem. Doğal estetikle mimari estetiğin içiçe geçtiği medeniyetimizde insanın ruhunu besler, kıymetli şahsiyetler yetişir. Tarihi derinliği olan ve estetikle doğayı, doğal ahengi bir bütünlük içinde barındıran şehirler onu anlayabilene o şehrin sesini atmosferini teneffüs edebilene, duyabilene bir hoca gibidir, diyor A. Davutoğlu.

Beş şehir isimli kitabında Ahmet Hamdi Tanpınar bahsettiği şehirleri şöyle anlatıyor: İstanbul: Şaire göre (Yahya Kemal) her İstanbulluda bir şairlik ruhu vardır. Asıl İstanbul yani surlardan beride olan minareyle camilerin şehri Beyoğlu, Boğaziçi, Üsküdar, Erenköy tarafları, Çekmeceler, Bentler, Adalar, bir şehrin içinde âdeta başka başka coğrafyalar gibi kendi güzellikleriyle bizde ayrı ayrı duygular uyandırır. Şaire göre bugünün mahallesi artık eskiden olduğu gibi her uzvu birbirine bağlı yaşayan topluluk değildir; sadece belediye teş­kilatının bir cüzü olarak mevcuttur. Zaten mahallenin yerini yavaş yavaş alt kattaki üsttekinden habersiz, ölümüne, diri­mine kayıtsız, küçük bir Babil gibi, her penceresinden ayrı bir radyo merkezinin nağmesi taşan apartman aldı.

Şaire göre Bursa, Türk ruhunun en halis ölçülerine kendiliğinden sahiptir. Evliya Çelebi, Bursa’dan bahsederken “Ruhaniyetli bir şehirdir.” der. Evliya Çelebi, Bursa çeşmelerinden bahsettikten sonra sözü, “Velhasıl Bursa sudan ibarettir.” diyerek bitirir. Herkes bilir ki İslam medeniyeti su medeniyetidir. Tarih şuuru da tarihsel bilgiyi, bilimsel düzeye çıkarıp yorumlayabilmek çözebilmek, yerinde ve zamanında faydalı bir şekilde kullanabilmektir.

Her şehrin kendine özgü bir yapısı var, bir mimar olmasak ta bunu gezdiğimiz yerlerde hissederiz. O kişiliği hissiyatı vermeyen yerler bize ruhsuz ve sevimsiz gelir.

Yaşadığımız ortamları yeniden gözden geçirip inancımıza uygun, doğaya dost yeni evler, işyerleri, camiiler, alışveriş merkezleri, benzin istasyonları tasarlamaya, projeler çizmeye, bu konuda birbirimizi desteklemeye,  inancımıza uygun dünya standartları oluşturmaya keşifler yapmaya ihtiyacımız var… Mazisini bilmeyen geleceğini inşa edemez.

Nezahat Külekçi