Tarih Sevgisi, Şuuru ve Kadirşinaslık Görevlerimiz

Nisan 1991

Kadirşinaslık müslümanın önemli, güzel huylarından biridir. Muhterem dedelerimiz, “Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı vardır.” zihniyetine sahip imişler; Hz. Ali Efendimiz: “Bana bir harf öğreten beni kendisine bende (kul) eder.” buyurmuş; sofrasında yemeği yenilen bir kimsenin, yiyen kimse üzerinde bir “tuz-ekmek hakkı” teşekkül eder; bu eski ikramları unutup, vefasızlık, hainlik veya kalleşlik edene “nankör” denilir ki nan, “ekmek”, kör, “görmeyen”, nankör “yediği ekmeğin hatırına riayet etmeyen” mânasınadır.

Şu topraklarda böyle mutlu, böyle serbest, böyle rahat yaşıyoruz. Kimler sayesinde? Bizden önce Allah yolunda, vatan-millet, din-iman için çarpışmış mücahidler, aziz şehitler, mübarek gaziler sayesinde tabiî! Onlara çok borcumuz var, onların, üzerimizde çok büyük hakları ve hatırları olmalı!

Şehir şehir dolaşmakta olduğum Avustralya’da en çok dikkatimi çeken, kiliselerin zenginliği ve sosyal hayata kâmilen hâkimiyeti; bir de çok net, buram buram tüten milliyetçilik duygusu ve tarih şuuru. Her kasabada bir anıt, her parkta bir plaket veya kitabe, savaşta ölenler için göze çarpıcı bir eser, üzerlerine “Lest we forget”, “Unutmayalım diye.” yazılmış; ölenlerin isimleri, künyeleri bir bir hakkedilmiş abidelerin duvarlarına; herkes Gelibolu’yu biliyor, kayıplarını biliyor. Mezarlıkları da gayet iyi muhafaza olunuyor, mezarlar çökmüş değil, isimler belli, duvarlar sağlam, kabirlerin üzerlerinde demet demet taze çiçek buketleri; demek ki sık sık ziyaret olunmaktalar…

Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yürekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmiş, türbeler yıkılmış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; camilere el konulmuş, halıları, levhaları, minberleri, mihrapları, çinileri, hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avluları yok edilmiş; tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yobaz gösterilmiş, vatan hainleri putlaştırılmış, kahramanlaştırılmış; saraylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehirlerin tarihî binaları yıkılmış, yerlerini soğuk beton yığınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphaneler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybolmuş, bir sürü yolsuzluk, hırsızlık, hainlik, düşmanlık, kadirbilmezlik, şarlatanlık, dalkavukluk, nemelâzımcılık, vefasızlık, şuursuzluk…

Millî kültürümüz mahvedilmiş, tarihimiz yağmalanmış, tarih şuuru sıfır, takip yok, hesap soran yok, suçlu ortada, ev sahibinden baskın, arsız, yüzsüz. Bu rezalete kimler, ne zaman dur diyecekler acaba; Şark’ın eski aslanları nerede, uykudan ne zaman uyanacaklar?

Bir 18 Mart Çanakkale Zaferi geçti, kaç kişi olayı bilmekte? Çocuklarımız, halkımız, şanlı tarihimizi, zaferlerimizi, dostlarımızı, düşmanlarımızı, mefahirimizi biliyor mu? Ecdadımızın idealleri, ahlâkı, asaleti, büyüklüğü, değeri mâlumları mı? Köy ve kasabalarımız, içlerinden yetişmiş meşhurları, alimleri, gazileri, şehitleri anıyor mu, onlar için abideler yapılmış mı? Torunları onları ismen biliyor ve kendileriyle iftihar ediyor mu? Ruhlarını şâd edecek merasimler, anmalar, hatimler, Fatihalar, mevlitler icra ediliyor mu? Bu yeni nesiller, eski büyüklerimizin vatan, millet, Hak, hakikat sevgi ve saygısına aynen sahipler mi? Yoksa dejenere ve kozmopolit, bozuk ve çürük bir hâle mi düşmüşler? Fatih Sultan Mehmed Han yirmi iki yaşında çağ kapamış, çağ açmış, muazzam bir gücü yenmiş, İstanbul’u, Trabzon’u, Mora’yı, Balkanları fethetmiş, şimdiki yirmi iki yaşındakiler neyle meşguller?

Bizi yanlış eğitim, yanlış kültür politikaları ve kötü idareciler ve hain ajanlar mahvetti. Hâlen de radyo, televizyon, roman, hikâye, tiyatro, spor, turizm, müzik, sanat… derken millî kültürümüzün, ahlâk ve imanımızın can damarları kesilmekte, en ulvî eserlerimiz ve varlıklarımız bombalanmakta, berhava edilmekte.

Dışarıdan çok daha net olarak görülüyor ki milletçe muazzam bir oyuna getirilmiş ve fecî şekilde aldatılmışız, birçok münevverimiz de cılk çıkmış… Halkımızı, hakkımızı, öz kültür ve medeniyetimizi, mefahirimizi, şerefimizi, onurumuzu, nesillerimizi, istiklal ve istikbalimizi kurtarmak için çok yönlü, çok hızlı, çok güzel, çok ciddi bir çalışma; iman ve ahlâklı büyük bir sosyal ve kültürel hamle başlatmak zorundayız.

Bizim ve bizden sonrakilerin dünya huzuru ve âhiret saadeti buna bağlı! Allah (celle celâlüh) muînimiz olsun!

 

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan (r.h.a.)’ın İslam Dergisi Başmakaleleri’nden alınmıştır.