Takvaya Giden Yolda Cömertlik

İnsan, fıtratından uzaklaşmadığı sürece, ulvî bir varlıktır. Çünkü yaratıcısının rızasını kazanmaya adaydır. Bu adaylık sürecinde uygulanması gerekenler de Kur’an-ı Kerim’de anlatılmış ve Rasûlullah (sav)’in hayatında gösterilmiştir.

Vermek, infak etmek, cömertlik de insanın değerini yükselten ve Rabbine yakınlaşmasını sağlayan en önemli davranışlardan biridir. Allâhu Teâlâ, Leyl Sûresi’nde insanın bu özelliği ile kazanacağı mükâfatı çok açık bir şekilde beyan etmiştir. “Arınmak için, malını (sırf Allah rızası için) veren en takvâlı (Allah’ın emirlerine en uygun yaşayan) kimse ise, o (ateşin azabı)ndan uzaklaştırılacaktır.”[1]

Takva, Rabbinin rızası yolunda koşuşturan insanın, en önemli azığıdır.[2] Rabbinin yanında şeref sahibi olmak isteyen insanın tek mihenk taşıdır.[3] Öyleyse ulvî olma arzusu taşıyan her insanın, kazanmaya çalışması gereken hal, takva halidir.[4] Bu arzu, insanı bir adım öteye gitmeye zorlayacak ve “en takvâlı” (اتقى) olmak için hayatı boyunca çaba gösterecektir. Yukarıda meali verilen ayet-i kerimelerde, bu insandan bahsedilmektedir. “En takvâlı kimse ise, o (ateşin azabı)ndan uzaklaştırılacaktır.” Yani Rabbi o kimseyi oradan uzaklaştıracak ve onun uzak bir yerinde tutacaktır. Uzak kalınacak olan yer, yüce Rabbimizin “İşte (ben) sizi alevler saçan bir ateşle uyardım.”[5] buyurduğu cehennem ateşidir.

En takvalı insanın belirgin bir özelliği şöyle beyan ediliyor: O “arınmak için, malını (sırf Allah rızası için) veren” kimsedir.

Mal, insanın mülkiyetinde olan varlığıdır ve insan için kıymetlidir. Dünya hayatının süsüdür[6], kullara sunulmuş bir nimettir.[7] Aynı zamanda dünyada imtihan sebebi[8], dolayısıyla cennet ya da cehennem, ilâhî rızâ ya da gazab vesilesidir. Ulvî yolculuğunu unutan, tek gayesi zevk ve sefa içinde yaşamak olan insan malını çok sever[9], ona gereğinden fazla değer verir. Dolayısıyla malını paylaşmaktan, vermekten hoşlanmaz, korkar. Cimrilik diye adlandırılan bu davranış, insanın ahiret hayatında azap görmesine sebeptir.[10] Cimri kimse, malın gerçek sahibi olarak kendini bilmekte, malını geleceğinin teminatı olarak görmekte ve kendisine malı lütfeden Rabbine karşı sorumluluk hissetmemektedir. Şeytanın tuzağına düşmüş kimsedir.[11] İşte bu sebeplerle malına karşı hırsla bağlanır. Oysa “O aşağıya (cehenneme) düştüğü zaman, malı ona hiç fayda vermeyecek.”[12]

En takvalı olma gayesindeki insan ve malı arasındaki ilişki ise övülmüştür. Bu ilişki, cömertlik olarak adlandırılır. Cömertliğin arka planında, mülkün gerçek sahibini tanıma, rızık endişesi taşımama, tevekkül duyguları hâkimdir. Takva sahibi kul, Rabbinin “Ey iman edenler! İçinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve iltimasın bulunmadığı bir gün (kıyamet/hesap günü) gelmeden evvel, size verdiğimiz rızıktan (Allah’ın rızasını kazanmak için) harcayın.”[13] emrine itaat ederek, sorumluluğunu yerine getirme gayretindedir. İşte bu sebeple de ahiret yurdunda Rabbi tarafından azaptan uzak tutulacak, korunacaktır.

“Arınmak için, malını (sırf Allah rızası için) veren” ayet-i kerimesinde “arınma” (تزكى) ifadesi dikkate şayandır. Benzer bir ifade “ Onların mallarından kendilerini temizleyen ve (günahlardan) arıtıp temize çıkaran bir sadaka al…”[14] ayet-i kerimesinde de dikkatimizi çeker. Demek ki malını vermek ile manevi temizlik arasında kuvvetli bir ilişki söz konusu. Buradan insanın cömertliği nispetinde temizlendiği hükmüne varırız. Bu temizlik malın, her türlü hak ve şüpheli durumlardan arınması olduğu gibi, insanın duygularının da arınmasını ifade eder. İnsan, en başta, kendisini himaye altına alabilecek hırs, bencilik gibi duygulardan arınmakta, yaptığı fedakârlık bazı günahları için kefaret sayılmakta, amel defterini temizlemektedir.

Her davranışta olduğu gibi cömertlikte de tek gaye Allah rızası olmalıdır. Nitekim ayet-i kerimede en takvalı insanın özelliği olarak okuduğumuz cömertliğin amacı akabindeki ayetlerde çok açık olarak izah edilmiştir:  “O, yanındaki verilecek nimeti, bir kimseden şükran beklemek için değil, ancak yüce Rabbinin rızasını kazanmak için verir.”[15] Bir şey verilirken, şayet niyetin arka planında, Allah rızasından başka kazanımlar da murat edilmişse, o verme bu ayet-i kerimede bahsedilen cömertlik değildir. Şeytan çok hilekâr bir varlık olduğu için verme eylemini engelleyememişse, b planın devreye sokarak; insanın zihnini, verdiğinde elde edebileceği dünyalık menfaatler ile meşgul edebilir.[16] Gösteriş, karşısındakini minnet altında bırakma, saygınlık kazanma vb şeyler farkına varmadan, Allah rızası amacının yerine geçebilir. Bu ve benzeri gayeler güdülerek vermek, takvalı olma durumuna ancak zarar getirir ve Allah’a ve ahiret gününe inanmayanların verme hâlidir.

Sadece Rabbinin rızasını ümit ederek veren, kendini maddî, manevî kirlerden arındırarak en takvalı olma yolunda çaba gösterenlere çok büyük bir müjde vardır: “Elbette o da (Allah’ın kendisine vereceği nimetle) hoşnut olacaktır.”[17]

Leyl Sûresi’nin yukarıda geçen 17-21. ayetlerinin sebeb-i nüzulünün, Hz. Ebû Bekir (ra)’in cömertliği olduğu bildirilmiştir. Şüphesiz ki Ebubekir es-Sıddîk (ra) ümmet-i Muhammed’in en takvalısı, en cömertiydi; malını Rabbine itaat için sarf eden, Rasûlullah (sav)’i desteklemek için harcayan birisi idi. Müslüman olduğu için işkence gören birçok köleyi satın alıp, azat etmişti. Babası, oğlu Hz. Ebubekir’e, görüyorum ki birtakım zayıf köleleri azat edip duruyorsun, bâri sana kuvvet olacak ve önünde duracak birtakım yiğit adamlar azat etseydin, demişti. O da, babacığım, ben ancak murat ettiğimi istiyorum, diyerek cevap vermişti. Bunun üzerine bu ayetler nazil olmuştur. Böylelikle müminler için en takvalı olma yarışının son noktası gösterilmiştir.

“(O takvâ sahipleri:) “Ey Rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru.” deyip sabredenler, (imanlarında, söz, niyet ve işlerinde) doğruluk gösterenler, (Allah’a) itaat ederek boyun eğenler, infak eden (O’nun rızası için mallarını sarfeden)ler ve seher vakitlerinde (dua edip) mağfiret dileyenlerdir.”[18]

Zeynep Yaren Çelikbilek

 YARARLANILAN KAYNAKLAR

Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb

Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an

Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili

Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali

[1] Leyl Sûresi, 17-18

[2] Bkn. Bakara Sûresi, 197

[3] Bkn. Hucûrat Sûresi, 13

[4] “Takvâ, sakınmak, korunmak anlamına gelir. Kur’an’da Allah’ın azabından korunma, günahlardan sakınma anlamındadır. Netice olarak takvâ, Allah’ın emirlerine uygun yaşamaktır.” (Feyzu’l-Furkan, Bakara S. 2 ayet dipnotu) Hayatının her anında, bu hassasiyeti gözetme durumu, insanın takva ölçüsüdür.

[5] Leyl Sûresi, 14

[6] Bkn. Kehf Sûresi, 46

[7] Bkn. Âl-i İmran Sûresi, 14

[8] Bkn. Enfal Sûresi, 28; Bakara Sûresi, 155-156

[9] Bkn. Fecr Sûresi, 20

[10] Bkn. Âl-i İmran Sûresi, 180; Nisâ Sûresi, 37

[11] Bkn. Bakara Sûresi, 268

[12] Leyl Sûresi, 11

[13] Bakara Sûresi, 254

[14] Tevbe Sûresi, 103

[15] Leyl Sûresi, 19-20

[16] Bkn. Bakara Sûresi, 264; Nisâ Sûresi, 38

[17] Leyl Sûresi, 21

[18] Âl-i İmran Sûresi, 16-17