Takva

8656792792_9cd786c6e4_h copy

Ramazan gibi nurlu ve feyizli bir ay geçirdik; oruçlar tuttuk, teravihler kıldık, ibadetler ve hayırlar işlemeye çalıştık. Acaba bunlar kabul oldu mu? Bunun en bariz ve sağlam alâmeti, hadîs-i şerîflerde bildirildiğine göre, güzel hal ve hareketlerimizin Ramazan’dan sonra kesilivermemesi, devam etmesidir. O halde Ramazan’dan sonra ibadetlerimize daha çok itina gösterelim, gerilememeye çalışalım.

İyi bilelim ki Allah (celle celâlüh) ancak muttakîlerin, yani takva ehli kişilerin, ihlaslı, iyi niyetli, temiz kalpli kulların hayır ve hasenâtını, ibadet ve taatini kabul buyurur; riyakâr, mütekebbir, laubali, pervasız, dikkatsiz, kötü maksatlı, fesat fikirli, maddeci, dünyaperest kimselerinkini ise reddeyler, hatta meleklerine, “Götürün bu perişan ibadetleri o kötü kulların yüzlerine çarpın.” diye emreder.

O halde Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanan her akıllı kişinin, yaptığı ibadetlerinin kabulü için gerekli şartları öğrenmesi; bilakis reddine yol açan mânevî kusurları bilip onlardan sakınması en önemli işi olmaktadır. Aksi halde emekleri zayi olmuş, boşa yorulmuş, yerinde saymış, akıntıya kürek çekmiş olur.(1)

‘’Kendisinde hiçbir şüphe olmayan o kitap, müttakiler için hidayet kaynağıdır.’’(Bakara suresi 2)

Bu kitap müttakiler için bir ‘’hüda’’ , bir rüşd, bir beyan ve bir hidayettir. Buradaki ‘’ müttaki ‘’    kelimesi, dalaletten takvaya yönelen demektir. Takvayı arayan takvanın sonucu hidayete ulaşır. Hidayetin sadece müttakilere tahsisi, onların takva nurunu elde etmelerinden ve onun eserlerinden yararlanmalarındandır.

Müttaki kelimesi ‘’ vikaye’’ masdarından gelen bir ism-i faildir. ’’Vikaye’’ korunmada çok ileri gitmek

demektir.’’İttika’’ kökünden geldiğini söyleyen alimler ise kelimenin aslı iki şey arasındaki engeldir diye izah ederler. Buna göre muttaki, günahla arasına set çekendir.

Şeriat örfünde ise ‘’takva’’ : Kişinin ahirette olacak şeylerden tam olarak korunmasıdır. Bunun da üç mertebesi vardır:

1-Küfürden kaçınıp uzak durmak suretiyle ebedi azaptan korunmak. Buna ‘’Allah onları takva kelimesine bağladı.’’ (Fetih S 26) ayeti kerimesi delalet etmektedir.

2-Kur’an ve sünnette günah sayılan her şeyden uzak durmak. Gerek yapmak ve gerekse terk etmek suretiyle büyük küçük bütün günahlardan sakınmak. Şeriatta takva denildiğinde bu anlaşılır. ‘’O ülkelerin halkı inanıp Allah‘ın azabından korunsalardı.’’ (Araf 96) kavl-i şerifi bu manaya işarettir.

3-Gönlünü, Hakk’tan alıkoyan her şeyden temizlemek; tamamen hakka yönelmektir. Bu ‘’Ey İman edenler Allah’tan gereği gibi korkun.’’  (Al-i  İmran  102) Ayet-i kerimesinde emredilen  takvadır. Bu mertebe, o kadar geniş ve o kadar derindir ki, bu mertebedeki insanların derecelerine göre farklı tabakalara ayrılır. Ve peygamberlerin yüce himmetlerinin ulaştığı derecelere kadar çıkar.

Kur’an-i Kerim’deki birçok ayet-i kerimede takva sahiplerinin vasıfları ve nail olacakları ikramlar, erişecekleri dereceler haber verilip müjdelenmektedir. Mesela ‘’Rabbinizden gelen bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ve yer kadar olan ve takva sahipleri için hazırlanmış olan cennete koşun! O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da ihsan sahiplerini sever. (Al-i İmran 133-134)

‘’Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınan takva sahipleri için, Allah tarafından bir ikram olarak, alt taraflarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. İyi (Salih) kişiler için Allah katındaki nimetler daha hayırlıdır.’’ (Al-i İmran 198)

Ramazan orucunun en büyük hedefi kula takvayı öğretmek, onu nefsi yenmeye alıştırmak idi. İnşallah hepimiz bu mânevî eğitimi başarıyla tamamlamış, müttakîler safına katılmışızdır. Yüce Rabbimiz bizi takva yolunda, sırât-ı müstakîmde, sebîlü’r-reşâdda, doğru çizgide, kendi rızası istikâmetinde, Resûlü’nün izinde, müteşerrî, mütebahhir, muhakkik, kâmil, arif, salih, edip, ulema ve sâdâtımızın peşinde gidenlerden eylesin. (2)Rabbimizden her anımızda, her niyet ve amelimizde bizi takvaya eriştirmesini niyaz ederiz.

Fahrunnisa Nur

1-Prof. Dr. M. Es’ad Coşan, İslam Dergisi Başmakaleleri.
2- a.g.e.