Tabakat’üs Sofiyye

Fudayl b. İyâd
Tarih: 16.12.1991/ İstanbul
Prof. Dr. M. Es’ad Coşan (Rha)
Fudayl b. İyâd rahmetullahi aleyh hazretleri Merv şehrinden, Semerkant’tan neşet etmiş [doğmuş], Ebiverd’de yaşamış. Hicretten 187 yıl sonra, Muharrem ayında Mekke-i Mükerreme’de Harem-i Şerîf’te vefat etmiş. Bu mübarek zât buyuruyor ki;
“Fî âhiri’z-zamân akvâmun, yekûnûne ihvâne’l-alâniye, a’dâe’s-serîre. Diyordu ki; Fî âhiri’z-zamân âhir zamanda, akvâmun insanlar, topluluklar, zümreler olacak. Bunlar sözde Müslüman. Yekûnûne ihvâne’l-alâniye zahirde birbirlerinin kardeşleri görünecekler. İhvâne’l-alâniye zahirin kardeşleri, a’dâe’s-serîre batının, için, sırrın düşmanları; yani zahirde dost, içten hasım ve düşman olacaklar. (Ebû Abdirrahman es-Sülemî, el-Fudayl böyle dedi diye kitabına kaydetmiş. Fudayl, Peygamber Efendimiz’den iki asır sonra yaşamış. Âhirete, âhir zamana, istikbale ait bir sözü kendiliğinden söylemez. Bu söz hadîs-i şerîflerden çıkmadır, hadîs-i şerîflerden alınma bir haberdir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; her sözü mucize olduğundan, hikmet olduğundan, hem geçmişe hem geleceğe ait haberleri vahyen Allah tarafından kendisine bildirildiği için söylemiştir. Tabi âhir zamana ait bu bilgiyi el-Fudayl b. İyâd kendisi söyleyecek değil. Hadîs-i şerîflerden duyduğu bir gerçeği ihvanına, ahbabına, kendisini dinleyen kimselere anlatırken, onların kaydetmesiyle rivayeten zamanımıza gelmiş.)

Âhir zamanda öyle insanlar olacak ki güya bunlar Müslüman, ama dıştan birbirlerine dost görünecekler, içten birbirlerine hasım, düşman ve rakip a’dâ olacaklar. İşte bu, mü’minin şânı değildir. İçi başka olmak, dışı başka olmak mü’min işi değildir. Mü’min işi renk olmaz, diyor İbrahim Hakkı-i Erzurumî hazretleri. Mü’min işi renk olmaz; mü’min işi kaypak olmaz, yanardöner olmaz, değişik olmaz. Mü’minin işi sağlamdır, içi de aynıdır, dışı da aynıdır. Birisine kızmışsa, “Arkadaş ben sana kızdım.” der, “Falanca şeyine darıldım.” der. Seviyorsa sevdiğini söyler, kızıyorsa kızdığını söyler. Beğenmediyse nasihat eder; “Kardeşim ben sende şu kusuru gördüm, şu kusurunu düzeltsen iyi olur, Allahu âlem…” der. “Belki benim daha fazla kusurum vardır; ama senin bu hâlin hadise, âyete uygun değil…” diye güzelce, dobra dobra konuşur. Müslümanın hâli budur ve sahâbe-i kiram bu hâli yaşamıştır. Tâbiîn, tebe-i tâbiîn, selef-i salihînimiz bu hâli yaşamışlardır. Böyle mü’minler yeryüzünde yaşamış, böyle mübarek, halis, pak, saf, temiz insanlar gelmiş geçmiş. Şimdi onlar şaşıyorlar. Neden şaşıyorlar? Zamanlarında olmayan bir şeyi duyunca şaşıyorlar. “Allah Allah, hem Müslüman olacakmış insanlar, hem de zahirde birbirleriyle dost görünüp içten birbirlerine düşman olacaklarmış, içten pazarlıklı olacaklarmış. Fesubhanallah! Olur mu böyle şey?” Olacakmış diye hayret ediyorlar. Hayret ettikleri için bunu söylüyorlar. Hâlbuki bizim için gayet normal; Hürriyet gazetesinin haberi gibi tabii bir şey. Müslüman böyle. Bilmem kaç puntoyla yazılmış bir şey gibi gayet normal.

Bugünkü Müslümanlar nasıl? Maalesef tam âhir zamandaki zahiren dost, bâtınen birbirlerine hasım, düşman, rakip, aleyhinde vesaire. Bu, mü’minin huyu değildir; mü’minin kalbi sâfîdir, sözü doğrudur, özü doğrudur, işi sünnet-i seniyyeye uygundur, böyle şey olmaz. Âhir zaman nedir? Dünyanın ömrünün son zamanıdır. Zamanın âhiri dediği, tabi dünyanın hayatının… Yani dünyadaki her insanın hayatı değil, dünyanın da bir sonu olacak. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki; “Hizmetçiniz tabak kırdığı zaman ona bağırmayın.” Neden? Tabağın da bir ömrü vardır, eceli gelmiş, ömrü bitmiş. Tabağın ömrü var, insanın ömrü var, dünyanın da bir ömrü var. Dünya yaşlanınca, sona yaklaştığı zaman o devire âhir zaman diyoruz.

Peygamber Efendimiz pek çok sahih hadîs-i şerîfle, âhir zaman ile ilgili bilgi vermiştir. Verdiği mâlumat aynen görülmüştür. Kısmen görülmüştür, bir kısmı da bekleniyor. Bir kısmı görüldü, bir kısmı da zuhura yakında gelir diye bekleniyor. Şıp diye çıkıyor, hem de sahih. Hasen hadîs-i şerîflerde, Sıhah-ı Kütüb-i Sitte’de bu bilgiler mevcut. O halde bu sözden bizim çıkaracağımız ders nedir? Müslümanın hâli bu olmaz, Müslümanın kalbi sâfî olur, birbirimizi gerçek dostlar olarak seveceğiz. Kalbimizi birbirimize karşı sıcak tutacağız, ilgimiz samimi olacak, aramızdaki münasebetler İslam’ca, mü’mince olacak. Münafıklara yakışan çirkin vasıflar bizde bulunmayacak, mü’minlerin işi güzel olacak. Böyle olması mânasını çıkarıyoruz. Tabi bu sözü söyleyen bir mutasavvıf… Kalbin temizliği ve niyetin hâlisliği, amelin sırf Allah rızası için olması, yapılan işlerin münafıklıktan, riyadan, gösterişten uzak olması; mutasavvıfın, has Müslümanın ana vasıflarındandır.