Tefsir Usûlü 8 – Sûre (السورة) Nedir?

  • Sûre (السورة) Kelimesinin Sözlük ve Terim Anlamı:

Sözlükte “sıçramak, duvara tırmanmak” anlamındaki sevr (سور) kökünden türeyen sûre kelimesi (çoğulu süver) “yüksek ve güzel bina, evin bir bölümü veya katı, yüce mertebe, şan ve şeref, alâmet ve nişan” manalarına gelir. Terim olarak “Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin bir araya getirilmesi sonucunda oluşan, sınırları vahiy doğrultusunda Resûl-i Ekrem tarafından belirlenen bölüm” demektir. Kur’an’ın belli bölümlerine sûre denilmesi, birbiriyle ahenkli veya manevi derecesi yüksek parçalardan meydana gelmesi yahut onların her birinin Kur’an binasının bir katını veya bir parçasını teşkil etmesi sebebiyle olmalıdır.[1] Kelimedeki vâv harfi, eğer kelimenin aslından sayılırsa, sûre isminin verilmesi, şehrin surları manasına gelen “sûr” kelimesi sebebi ile olabilir. Çünkü sûreler de, sûrlarla çevrilmiş şehirler gibi, Kur’an’ın sınırlanmış birer bölümüdürler. Veya o sûreler, tıpkı şehrin surlarının içindekileri kuşatması gibi, birçok ilim dallarını ihtiva etmelerinden dolayı bu ismi almışlardır. Ve yahut da mertebe (derece) manasına gelen “sûre” lafzından alınmıştır. Çünkü Kur’ân sûreleri, aynı zamanda okuyanın basamak basamak yükseldiği, dereceler ve mertebeler gibidir.[2]

  • Kelimenin Kur’an-ı Kerim’de Geçtiği Ayetler:

“Eğer kulumuz (Muhammed’)e indirdiğimiz (Kur’ân-ı Kerîm’)den şüphe ediyorsanız, (haydi!) siz de (aynı nitelikte) onun benzeri bir sûre getirin…”(Bakara S. 23)

“Münâfıklar, kalplerinde olan şeyleri, kendilerine haber verecek bir sûrenin tepelerine indirilmesinden çekinirler (yine de Kur’an ve İslâm’ı hafife alıp alay ederler)…” (Tevbe S. 64)

“Allah’a inanın ve Resûlü ile beraber cihad edin.” diye bir sûre indirildiği zaman…” (Tevbe S. 86)

“Bir sûre indirildiği zaman, o (münâfık ola)nlardan bazısı: “Bu hanginizin imanını arttırdı?” der. (Oysa her inen sûre) iman edenlerin imanını arttırmış (kuvvetlendirmiştir) ve onlar (her inen vahiyle sevinip) müjdeleşirler.” (Tevbe S. 124)

“(Münâfıkların ayıplarını bildiren) bir sûre indirildiği zaman: “(Mü’minlerden) birisi sizi görüyor mu?” diye birbirlerine bakarlar, sonra (gören yoksa) sıvışıp giderler…” (Tevbe S. 127)

“Yoksa: “Onu (Peygamber’in) kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer iddianızda doğru iseniz, haydi onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka, gücünüzün yettiği kim varsa onları da (yardımınıza) çağırın!”” (Yunus S. 38)

“Yoksa onu (Kur’an’ı) kendisi uydurmuş mu diyorlar? De ki: “Öyleyse siz de uydurulmuş olarak onun benzeri on sûre getirin…” (Hud S. 13)

“(Bu,) indirdiğimiz ve (hükümlerinin tatbikini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt alasınız diye içinde apaçık âyetler indirdik.” (Nur S. 1)

“İman edenler: “(Cihad hakkında) bir sûre indirilmeli değil miydi?” derler(di). Fakat hükmü kesin (ve açık) bir sûre indirilip de içinde savaş anılınca görürsün ki kalplerinde (şüphe ve nifaktan) bir hastalık bulunanlar, üzerine ölümden baygınlık gelmiş (kimsen)in bakışı gibi sana bakarlar” (Muhammed S. 20)

              Yukarıda geçen ayetlerde görülüğü gibi “sûre” kelimesi, Kur’an’ın bir bölümü olarak kullanılmıştır. Kelime ilk zamanlarda Kur’an ile aynı anlama da gelebilirken, daha sonra tamamen özel bir anlam kazanarak, ayetlerden müteşekkil, Kur’an bölümlerinin ismi olarak kullanılmıştır. Efendimiz as’ın “sûre” ismini bu terim manası ile kullandığını da gelen rivayetlerde açıkça görüyoruz.

  • Sûrelerin Sayısı ve Tertibi:

Kur’ân-ı Kerîm’de 114 sûre mevcuttur. Aralarında besmele bulunmayan Enfâl ile Tevbe sûrelerini tek sûre kabul eden telakkiye göre ise bu sayı 113’tür. Ancak Hz. Osman’ın 114 sûreden oluşan mushafı üzerinde ashab-ı kiram ittifak etmiş ve bu konuda herhangi bir tartışma yaşanmamıştır.

Sûrelerin tertibi konusunda farklı görüşler mevcuttur.

Birinci görüş, sûrelerin sıralanmasının tamamen tevkîfî olduğunu, yani surelerin Efendimiz as tarafından ilahi bir işaretle sıralandığını kabul eder. Ebu Ca’fer en-Nahhas, Fahreddin er-Râzî ve daha pek çok âlim bu görüşü benimsemiş, konuyla ilgili naklî ve aklî delillerden söz edilmiştir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’in Cebrâil as’a son arzından sonra vahiy tamamlanmış, aradan fazla bir zaman geçmeden Resûl-i Ekrem as vefat etmiştir. Bu son okumada Zeyd b. Sâbit ra gibi Kur’an konusunda uzman olan sahâbîler de hazır bulunmuştur. Ayrıca Hz. Osman zamanında yazılan ve “imam” adı verilen mushaf hakkında Sahâbeden hiçbir itirazın gelmemesi yani bu tertibin icmaen kabul edilmesi ve şahsî nüshaların ortadan kaldırılması, bu görüşü savunanların önemli delilleridir.

İkinci görüşe göre, sûrelerin büyük bir kısmının tertibi Hz. Peygamber as’ın sağlığında tevkîfî olarak tamamlanmış, kalanlar ise sahâbeye bırakılmıştır.  El-Kâdî İbn Atıyye el-Endelüsî bu görüşü benimsemiştir.

Üçüncü görüşe göre ise, tertip tamamen Sahâbenin içtihadı ile yapılmıştır. İmam Malik’in kabul ettiği bu görüşün delili de, Hz. Osman zamanına kadar sahabenin elinde farklı tertiplere sahip nüshaların olmasıdır. Ayrıca Resûl-i Ekrem as’ın bir gece namazında kıraate Bakara sûresiyle başlayıp, ardından Nisâ ve Âl-i İmrân Sûrelerini okumasını[3] da bu duruma delil olarak gösterirler.

  • Sûrelerin İsimlendirilmesi ve Sınıflandırılması:

Sureler isimlerini, içindeki garip (az kullanılan/farklı) bir kelimeden veya muhtevasında geçen konulardan alırlar. (Bkn: http://www.kadinveaile.com/kuran-i-kerim-ile-ilgili-bilgiler-2)  Zerkeşî, Burhân adlı eserinde, bu isimlendirmelerin vahye dayalı (tevkîfî) olma ihtimalini çok güçlü olduğunu belirtmiştir.

Bazı sûreler birden fazla adla anılır. Konuyla ilgili rivayetler ise bu adlardan bir kısmının sahâbe tarafından verildiğini de göstermektedir.

Bazı surelere, gruplandırılarak, müşterek isim verilmiştir. Bu adlandırmaların çoğu Resûl-i Ekrem as tarafından yapılmıştır. Bir hadise göre yapılan tasnifte sûreler tıvâl (tuvel), miûn, mesânî ve mufassal diye anılır. (Müsned, IV, 107) [4] Bakara ile Âl-i İmrân sûreleri zehrâveyn (çifte güller); “hâ-mîm”le başlayan Mü’min, Fussılet, Şûrâ, Zuhruf, Du-hân, Câsiye ve Ahkāf sûreleri havâmîm (hâ-mîmler) veya Âlü hâ-mîm (hâ-mîmli, hâ-mîmle başlayan); tâ-sîn veya “tâ-sîn-mîm”le başlayan Şuarâ, Neml, Kasas sûreleri tavâsîn; Allah’ı tesbihle başlayan Hadîd, Haşr, Saf, Cum‘a, Tegābün sûreleri müsebbihât; “kul” (söyle) emriyle başlayan Cin, Kâfirûn, İhlâs, Felak ve Nâs sûreleri kalâkıl; Kâfirûn ile İhlâs ihlâseyn, ayrıca bu ikisiyle Felak ve Nâs sûreleri mukaşkışeteyn (tedavi eden); İhlâs, Felak ve Nâs sûreleri muavvizât, yalnız Felak ve Nâs sûreleri muavvizeteyn diye anılmıştır.

Sûreler, nazil oldukları zaman ya da mekana göre Mekkî ve Medenî olmak üzere iki sınıfa ayrılır. (Bkn: http://www.kadinveaile.com/vahiy-ile-ilgili-bazi-terimler) Mekkî ve Medenî sûrelerin teknik farkları ve bu sınıflandırmayı bilmenin faydaları bir sonraki yazıda işlenecektir.

  • Kur’an-ı Kerim’in Sûrelere Bölünmesindeki Hikmetler:

Kur’an-ı Kerim’in surelere ayrılmasının hikmeti olarak Fahreddin er-Razi, okuyucu açısından bölümlere ayrılmamış bir kitabı baştan sona okumaktansa, kitabın bir sûresini veya bir bölümünü bitirip diğerine başlamanın daha şevkli olacağını, öğrenme gücünü daha da arttıracağını belirtmiştir. Hatta yolcu örneğini vererek, belli bir durağa ulaşan yolcunun şevkinden bahseder. Kur’ân’ı ezberleyen kimseler için de sûrelerin olması, bir ezberi kolaylaştıran bir durumdur. Müfessire göre bu sebeple namazda da her rekatta tam bir sûre okumak faziletli sayılmıştır. Sûreler, ilmi çalışmalarda da akılda kalıcı referanslar sunmak açısından önemlidir.

Müfessirlere göre her bir sûrenin içinde farklı konulara temas edilmekle birlikte, bir ana konusu vardır. Sûrelerin bu çerçevede anlaşılması, Kur’an mesajını daha iyi anlamayı da getirecektir.

Zeynep Yaren Çelikbilek

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR
TDV İslam Ansiklopedisi
Fahreddin er-Razi, Mefatihu’l-Ğayb
Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usûlü, A. Ü. İlahiyat Fak. Yay
Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali
[1] TDV İslam Ansiklopedisi, c.37, s.538
[2] Fahreddin er-Razi, Mefatihu’l-Ğayb, Bakara S. 23
[3] Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 203
[4] Yaygın telakkiye göre Kur’an’ın Fâtiha dışındaki ilk yedi sûresine es-seb‘u’t-tıvâl (yedi uzun sûre) denilmiştir. Ancak bu grubun Yûnus, hatta Kehf sûresiyle sona erdiğini kabul edenler de vardır. Miûn ise tıvâl dışında kalan ve âyet sayısı 100 civarında olan sûreler için kullanılmıştır. Fakat hangi sûrelerin bu gruba girdiğine dair açık bir bilgi yoktur. Zira sûre sıralamasına bakıldığında tıvâlin sonuncusu kabul edilen Hûd’dan itibaren âyet sayısı 182 olan Sâffât’ın sonuna kadar devam edensûreler içinde âyet sayısı otuz-doksan dokuz arasında değişen sûrelerin bulunduğu görülür. Buna göre miûnu, peş peşe gelip gelmediğine bakılmaksızın Yûnus’tan Sâffât’a kadar âyet sayısı 100’ün üzerinde olan sûreler teşkil etmektedir. Bunun yanında 100 âyetlik hacme sahip bulunan sûrelerin de bu grup içinde mütalaa edilmesi mümkündür. Mesânî grubunun hangi sûre ile başlayıp hangisiyle bittiği de belli değildir. Ancak bunların Yûnus sûresinden sonra Kāf (veya Hucurât) sûresine kadar âyet sayısı 100’ün altına düşen sûreler olduğu görüşü yaygındır. Bu gruba mesânî denmesinin sebebi miûn ile birlikte meydana gelen çift dizinin ikincisini teşkil etmesi, muhtevalarında yer alan mesellerin ibretler ve geçmişten haberler şeklinde iki yönlü olması veya içerdikleri kıssaların tekrarlanmasıdır. Araları besmele ile sık sık ayrıldığı ya da içlerinde mensuh âyetlerin az bulunduğu için mufassal diye anılan grubun ise Kāf ile başlayıp Nâs sûresiyle bittiği görüşü hâkimdir (Süyûtî, I, 199-200).