Usûl-i Hadis -13

Sünnet

Sünnetin Rivâyet Bakımından Çeşitleri:

Senedinde kopukluk bulunmayan hadisler rivâyet bakımından üçe ayrılır. Mütevatir, meşhur ve âhad sünnet.

 

1. Mütevatir Sünnet:

Yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayacak sayıda bir sahabe topluluğunun Hz. Peygamber’den rivayet ettiği, daha sonra bu topluluktan Tâbiün ve Etbâu’t-Tâbiîn devirlerinde de aynı özellikteki toplulukların naklettiği haberlere “mütevatir sünnet” denir. Bu üç nesilden sonraki devirlerde yalan üzerinde birleşmenin aklen mümkün olmaması şartı aranmaz. Çünkü sünnet bu dönemden sonra tedvin ve tasnif edilerek yazılı eserlere intikal etmiş, daha önce tek râviler aracılığı ile gelen haberlerin pek çoğu da tevâtür ve şöhret derecesinde nakledilmiştir.

Tevatür de Lafzî ve Mânevi olmak üzere ikiye ayırılır.

a) Lafzî Mütevatir:

Lafiz ve anlam birliği içinde nakledilen mütevatir haberdir. Meselâ; “Kim bilerek bana yalan söz isnat ederse, cehennemdeki yerini hazırlasın”[1] hadisi, tevatür derecesinde kalabalık bir sahabe topluluğunca aynı lafızlarla rivayet edilmiştir.

b) Manevî Mütevatir:

Lafız ve anlam bakımından farklılıklar taşımakla birlikte, bütün râvilerin ortak bir anlamda birleştiği mütevatir haberdir. Dua sırasında ellerin kaldırılması bu çeşit mütevatire örnek gösterilebilir. Çünkü Hz. Peygamber’in dua sırasında ellerini kaldırdığına dair yüz kadar hadis rivayet edilmiştir. Fakat bunlar değişik olaylarla ilgili, değişik şekillerde ve farklı ifadelerle nakledilmiştir. Belki her olay hakkında lafzî tevatür gerçekleşmemiştir, fakat bütün rivayetlerin birleştiği ortak anlam, dua sırasında ellerin kaldırılmış olmasıdır.

Yine İslâm bilginleri, Hz. Ömer’den rivayet edilen “Âmeller niyetlere göredir. Herkes niyet ettiği şeyi görecektir”[2] hadisinin anlamı üzerinde görüş birliği içindedir.

Mütevatir sünnetin hükmü, Hz. Peygamber’e nisbetinin kesin oluşudur. Buna göre, mütevatir sünnetle amel etmek farz olup, onu inkâr eden dinden çıkar. Bu çeşit hadislerin delâleti zannî olmadıkça, ortaya koyduğu hüküm kesinlik ifade eder. Mütevatir hadisler, delil olma bakımından Kur’ân’a yakın kuvvettedir.

2. Meşhur Sünnet:

Meşhur sünnet, Hz. Peygamber’den bir veya iki yahut tevatür sayısına ulaşmamış sayıda sahabi tarafından rivayet edilmişken, Tâbiün veya Etbâu’t-tâbün devirlerinde tevatür sayısındaki ravilerce nakledilen sünnettir.

Mütevatir ve meşhur sünnet arasındaki fark şudur; birincide her üç tabaka ravileri tevatür sayısında iken, meşhur sünnette, sahabeden olan raviler tevatür derecesine ulaşmamıştır. Buna göre mütevatir hadisin Hz. Peygamber’e nisbeti kesin iken meşhur hadisin, Hz. Peygamberden rivayet eden sahabiye nisbeti kesin olmakla birlikte, Hz. Peygamber’e nisbeti kesinlik taşımaz.

Meşhur sünnetin hükmü, kesine yakın bir bilgi vermesidir. Bu yüzden mütevatir sünnetle Kur’ân’daki bir âmm lafzın tahsisi ve mutlak lafzın takyidi mümkün olduğu gibi, meşhur sünnetle de “âmm” tahsîs ve “mutlak” takyid edilebilir.

Âmm’ın tahsisine örnek: “Âllah çocuklarınızın miras payı için şunu istiyor” (en-Nisâ: 4/11) âyetindeki “çocuklarınız (evlâdüküm)” kelimesi âmm olup bütün çocukları kapsamına alır. Hz. Peygamber’in; “Öldüren öldürdüğü kimseye mirasçı olamaz”[3]şeklindeki meşhur hadis, miras bırakanını öldüren çocukları kapsam dışı bırakmıştır.

Mutlak ifadenin takyidine örnek:

Mirasla ilgili âyette; “(Bütün bu miras payları, ölenin) yapmış olduğu vasiyetin ve borcun ifasından sonradır” (en-Nisâ: 4/11) buyurulur. Burada “vasiyet” sözcüğü mutlak olup, malın belli bir parçası ile sınırlandırılmış değildir. Fakat Hz. Peygamber’in, “Üçte bir daha hayırlıdır.”[4] şeklindeki meşhur hadisi vasiyet miktarını üçte birle sınırlamıştır.

3. Âhad Sünnet:

Bunlar, Hz. Peygamber’den bir, iki veya daha fazla sahabi tarafından rivayet edilen ve meşhur hadisin şartlarını taşımayan hadislerdir. Âhad hadisi bir kişiden yine bir kişi rivayet etmiş olup, bize kadar ulaşan senedindeki kişiler hiçbir zaman tevatür sayısına ulaşmamıştır. Hadis kitaplarında toplanmış bulunan hadislerin çoğu bu kısma ait olup, bunlara tek kişinin haberi anlamında “haber-i vâhid” veya birer kişilerin haberi anlamında “âhad haber” denir.

Ahad sünnet kesin bilgi ifade etmez, zanlı bilgi verir. Çünkü bunların Hz. Peygamber’e ulaştığında şüphe vardır. Bu yüzden inançla ilgili konularda âhad habere dayanılmaz. Ancak belirli şartları taşıyan âhad haberler amel konularında delil olarak kabul edilir.

Hanefiler dışındaki bilginlere göre, hadisler mütevatir ve âhad olmak üzere ikiye ayrılır. Onlar meşhur sünneti de “âhad haber” içinde değerlendirirler. Çünkü meşhur sünnetin ilk tabaka ravileri, gerçekte âhad sünnet sayısındadır. Ancak bu görüşte olanlar âhad haberi, kendi içinde “Garib”, “Aziz” ve “Müstefiz” olmak üzere üçe ayırmışlardır.[5]

[1] Buhârî, İlim: 38; Müslim, Zühd: 72.

[2] Buhârî, Bedül-Vahy: I; Müslim, İmâre: 155.

[3] Ebû Dâvud, Diyât: 18; Dârimî, Ferâiz: 41.

[4] Buhârî, Cenâiz: 36; Vesâyâ: 2, 3; Menâkıbul-Ensar: 49; Müslim, Vasiyyet: 5, 7, 8, 10; Ebû Dâvud, Ferâiz: 3; Eymân: 23.

[5] Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/458.