Su ve Hayat

De ki: “Söyleyin, eğer suyunuz yere çekilip gitse, kim size akar su (icat edip) getirir? (Elbette, ancak Allah getirir.)” [1]

“Bir Müslüman olarak, çevremizdeki doğaya, havaya, suya, toprağa, ağaca, çiçeğe, yapıya, anıta, kıra, köye, kente, tarlaya, bahçeye, yola, dağa, denize karşı da nice borçlarımız, ödevlerimiz, sorumluluklarımız bulunuyor; çünkü bunlardan istifade ediyoruz, bunlar sayesinde sağlıkla yaşıyoruz, bunlara karşı vefalı olmalıyız, müteşekkir olmalıyız, aldığımız kadar vermeli, yararlandığımız kadar onlara yarar sağlamalıyız. Onları ecdadımızdan aldığımız kadar güzel korumalı, torunlarımıza daha da gelişmiş ve güzelleşmiş bir şekilde devretmeliyiz.

Bence İslâm ahlâkı budur, tasavvuf âdabı budur, insanlık icabı budur, yeryüzünde halifetullah olmak böyle olur, mârifetullah böyle oluşur, muhabbetullah böyle gelişir.”[2]

Su ve toprak… İnsanda olması gereken güzel vasıflara sahip ne de mükemmel bir yaratılış. Toprak nasıl ki insan ölünce onu örter, çıkan kötü kokuları ve bozulan görüntüyü saklar. Üstelik o insanın sağlığında kendisini ayaklar altına alıp çiğnemesine rağmen. İşte bu mü’minin mü’min kardeşine tavrı. Toprak gibi mütevazı olmak. Su gibi de, yumuşak ve merhametli. Maddi ve manevi kirlerden arındıran, Rabbimizin hayat kaynağı olarak indirdiği temiz ve temizleyici, tertemiz[3] hayati sıvı. Öyle kıymetlidir ki; su ikram edene duamızdır: “Su gibi aziz ol evladım!”

Suyun olduğu yerde hayat vardır. Gökten yağar yeryüzü suya kanar, yeraltına karışır minerallerce zengin kaynaklar olarak ortaya çıkar. Gerçekten Rahmettir su. Hatta kimileri için rehberdir. İbn-i Hacer’i kastettim burada. İlmin zorluğuna dayanamayıp memleketine dönerken dinlenmek üzere girdiği bir mağarada damla damla akan suyun, kendi yumuşaklığına bakmaksızın sert kayada açtığı oluğu görmesiyle kendine gelmiş ve ilim tahsiline devam etmeye karar vermiş. Büyük bir hadis âlimi olmuş, su vesile olmuş!

Japon bilim insanları tarafından yapılan deneylerde suyun güzel ve kötü sözlerden etkilenerek yapısal değişikliğe uğradığı gözlemlenmiş. Olumsuz etkileri gözlemlenen bir diğer unsur da metal türü müzik. İnsan vücudunun % 70’i su olduğu gerçeği bu durumun ne denli önemli olduğunu gösteriyor olsa gerek. Yani söylenen her güzel söz, insan ruhunu temizleyen, huzura erdiren vesileler olabilir. Atalarımız boşuna “Eline, diline ve beline sahip ol.” dememişler.

Bu su hele de Zemzem suyu ise. Dünya Sağlık Örgütünün raporlarına göre, en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri olan Zemzemden bahsetmeden geçemeyiz. Doğal olarak beslenen Zemzem Suyu’nun kalitesi zamanla iklim ve çevre şartları ile Zemzem Kuyusu’ndan çekim miktarına bağlı olarak değişeceğini beklemek anlamlıdır.[4]

Cidde Kral Abdülaziz Üniversitesi Kimya Bölümünün yaptığı çalışmalar sonucu Zemzem Suyu hakkında; “Saftır ve renksizdir, kokusuzdur, kendisine has bir tadı vardır, az tuzludur, içindeki tüm kimyasal iyon konsantrasyonları Dünya Sağlık Teşkilatının öngördüğü sınırların altındadır, tüm mikroplardan aridir, tadının değişmesi için doğalın dışında özel bir sebep yoktur, bakteri ihtiva etmemektedir, sağlığa zararlı tüm unsurlardan aridir ve hiç bulanıklık içermez.”[5] denir.

Doğruluğun içeceği[6] Zemzem Suyunun mayalama özelliğini bilen bir belediye başkanının şehir şebeke suyuna zemzem suyu döktüğünü okumuş, bu durum hoşuma gitmişti. “Zemzem, içilmesindeki niyete göre hizmet verir.” diyen Efendimiz (sav), başka bir hadis-i şerifinde de: “O, nimetleri olan ve açlık için yiyecektir.” buyurmuşlardır.[7] Gerçekten de Yüce Allah(cc) Zemzem’e yiyecek yerine geçebilecek bir özellik vermiştir. Öyle olmasaydı nasıl olur da Hz. İsmail(as) ve annesi Hacer validemiz, o vadide hayatlarını sürdürebilirlerdi.[8]

Gelelim uğruna savaşlar yapılan su için neler yapmalı ya da yapmamalıyız ki, vebalde kalmayalım?

Kaynakça zengin olmak onu israf hakkı vermez. “Gökten suyu bir ölçü dâhilinde indirdik de onu yerde (faydası için) biz durdurduk. Şüphesiz biz onu gidermeye de kâdiriz.”[9] Verilen her nimete şükür gerekli iken aksine bir de israf edersek o nimet elimizden alınmaz mı? Saniyede bir damlacık boşa akan su, yılda 3 ton gibi büyük bir miktara dönüşüyor. Tamir etmek, edene kadar da akan damlaları değerlendirmek zor olmasa gerek. Bu noktada Aborjinlere hayran olmamak mümkün değil. Buldukları su kaynağından sadece ihtiyaçları kadarını içip diğer canlıların da hakkını düşünerek fazlasını yanlarına almadıklarını okumuştum. Abdest alırken dahi fazla su kullanımının mekruh oluşu Efendimiz(sav)’in suyun iktisatlı kullanımına verdiği önemi gösterir. Çamaşır ve bulaşık makinelerinin kullanımında titiz davranmak; tabakların fazla bulaşıklarını aldıktan sonra makineye yerleştirmek, az ise ekonomik yıkamayı tercih etmek ve tarımda kullanılan suyun aynı hassasiyetle kullanımı, bireysel temizliklerimizde dahi bu bilinci taşımak hayatımızın bir parçası olmalı. Enerjimizin dörtte üçünü dışardan alan bir ülke olarak üç tarafımızın sularla çevrili olması bu kaynakları daha verimli ve daha fazla istifade edilebilir hale nasıl getirebileceğimizi araştırmak lüzumunu ortaya çıkarır. Bilim insanları yaşanabilir başka gezegenler ararken baktıkları ilk şey sudur. Zira su varsa hayat vardır.  A’râf Sûresi 57. Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi: “O, rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgârları gönderendir. Sonunda o (rüzgâr)lar, (topladığı yağmur yüklü) ağır bulutları yüklenince onu, ölü (kurak) bir ülkeye/bölgeye yollarız; derken onunla su indirir ve o (su) ile de (türlü türlü) meyveler (mahsuller) çıkartırız. İşte ölüleri de böyle (diriltip) çıkartacağız. Artık (herhalde bunları) düşünüp ibret alırsınız.” Sadece tasarruflu olmak değil korumak da lazım. Fosfat ve petrol türevleri gibi zararlı kimyasallar içermeyen temizlik maddeleri kullanmak, atık yağları suya akıtmayıp biriktirerek geri dönüşüme tabi tutacak kurumlara verilmelidir. Hayatın devamı için olmazsa olmazımız olan su, asit yağmurlarına dönüşmesin!

N.F. Kısakürek şiirle her şeyi özetlemiş. Yazımızın noktasını kendileri koymuş olsun.

Bir hamam ki, arınma gayesinden şaheser;
arınmışların yeri, cennette nurlu kevser.

Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce;
üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.

İnsan habersizken yolların verâsından,
gökle toprak arası su şaşmaz mecrasından.

Su kesiksiz hareket, zikir, ahenk, şırıltı;
akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı.

Kâh susar, kâh çırpınır, kâh ürperir, kâh çağlar;
su, eşyayı kemiren küfe ve pasa ağlar.

Su bir şekil üstü ruh, kalıplarda gizlenen;
yerde kire battı mı, bulutta temizlenen…

Bu dünya insanlığa manevi hamam olsa;
her rengiyle insanlık tek renkte tamam olsa…

Su duadır, yakarış, ayna, berraklık, saffet;
onu madeni gökte altınlar gibi sarfet!

 

Tülay Toros

 

[1] Gökten suyu bir ölçü dâhilinde indirdik de onu yerde (faydası için) biz durdurduk. Şüphesiz biz onu gidermeye de kâdiriz., Mülk Suresi, ayet 30.

[2] M. Es’ad Coşan, Panzehir, sy. 37-38 (1997)

[3] Feyz’ül Furkan, “O, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik.” (Furkân 48)

[4] Zekai Şen, Manevi ve Bilimsel açılardan Zemzem Suyu, s. 115.

[5] Zekai Şen, a.g.e., s.110

[6] Zekai Şen, a.g.e., s. 144

[7] Sahih-i Buhari, 2473

[8] Zekai Şen, a.g.e.147. 148.

[9] Feyz’ül Furkan, Mü’minûn Sûresi, ayet 18.