Su Nasıl Suya Benzerse…

Sanırım biz millet olarak yaratıldığımız günlerden beri tarih dinlemeyi,tarih düşünmeyi sevdik. Önce bir ateşin başında destanlar anlattık birbirimize.Sonra Dede Korkut geldi “…boy boyladı soy soyladı…”.Bu arada İslamla şereflendik, Muhammediye ve Taberi Tarihi’nden o  Gül Yüzlü’yü okuduk.

Çok değil 60 sene öncesini yaşayan akrabalarımızın bir çoğu şöyle bir ortak hatıradan bahsederlerdi:”akşamları hava karardıktan sonra gaz lambasını yakınca dedem bizi etrafına toplar (ki o zamanlar konaklarda yaşayan, amca çocuklarının hep bir arada olduğu büyük kocaman ailelerdik biz ) Gazavat-ı Hayreddin,Gazavat-ı Battal Gazi,Hz. Ali ve Cenk Kalesi’ni osmanlıcasından okurdu.

Ama her ne oldu ise bunları dinleyerek büyüyenlerin çocukları tarih dinlemekten nefret ettiler.

Belki Osmanlıca bilen dedelerin birer birer vefat etmesi ve bu kitapların uzun yıllar latin harfleri ile basılmaması,belki elektiriğin yaygınlaşması ve herkesin kendi işinin peşine düşmesi, belki de radyonun sonraki yıllarda da televizyonun akşam sohbetlerinin yerini alması bunda etkili oldu.Ama hiç biri ezbere dayalı, rol modelleri savaş tarihleri ve anlaşma maddelerinin içine sıkıştıran ruhsuz bir tarih öğretiminden daha etkili değildi herhalde…

Lise öğretmenliği yaptığım bir dönemde ,Fatih’in yaptığı savaşların sebep ve sonuçları, antlaşma maddelerinin yorumları,Anadolu,denizler ve Balkanlar’da yaptığı fetih hareketlerini elimden geldiğince kıssa ve espirilerle sevimli hale getirmeye çalışarak anlattığım bir dersin sonunda en sevdiğim ve ders başarısı da yüksek olan öğrencim “hocam keşke hiç bir yere gitmesede İstanbul’da otursaydı  bize de bu kadar ezberleyecek şey çıkmasaydı.Şimdi bunların hepsini sınavda çıkacak diye ezberlemek zorundayız..” demişti.Oysa ben o çocuğa Fatih’in nasıl yetiştirildiğini,hocalarını ve aralarındaki ilişkiyi, hedeflerini bunları sağlayan sebepleri neye üzüldüğünü nelere sevindiğini anlatabilseydim kimbilir belkide içinde Fatih olma isteği ve istidadını bulacaktı.

Ancak tüm bunlara rağmen ümitsiz değilim.Çünkü meslekten uzak kaldığım günlerde insanlara hiç bir karşılık beklemeden tarih anlatmak istediğimde dersime 3 kişi gelmişti.Bu gün salon 70 kişiyi doldurunca kayıtları durduruyoruz artık.15 yıl içinde Türkiye’de yaşanan sosyal,kültürel ve siyasi süreç  insanlarda tarih okuma ve öğrenme isteğini oldukça artırdı.

Genelde ben onlara bir soru soruyorum:

-Neden tarih okumalıyız?

Bunu konuşunca onlarda bana bir soru soruyorlar:

-Nasıl tarih okumalıyz?

Neden?

Mademki Kur’an-ı Hakim miladi 7. Asırda Muhammed Mustafa (a.s) ya indirilmiş bir kitaptır ama o kitabın tam üçte biri binlerce yıl önce yaşamış ümmetler ve peygamberlerin başına geleni anlatır öyleyse “geçmişi okumak” Kuran-ı Kerim’in içine gizlenmiş bir tavsiyedir adeta.

Mademki İmam Malik “Tarih okumak aklı çoğaltır” demiştir doğru kaynaktan ve doğru bir bakış açısı ile, hakaret etmek küçümsemek için değil ibret almak, ders çıkarmak için okunan her tarih aklı ve ufku genişletir.Sabrı, tevekkül ve tahammül gücünü  artırır.Eğer öyle olmasaydı o Gül Yüzlüye en ağır işkenceler yapıldığında, Allah Teala’nın Kuran-ı Hakim’de Musa(a.s.)a ait anlattığı kıssaları hatırlatarak “İsrailoğulları Musa(a.s.) ya bundan daha kötüsünü yapmışlardı” dermiydi?

Ve mademki İbni Haldun “…Su nasıl suya benzerse milletlerin istikballeri de geçmişlerine öylece benzer….” demiştir beni neyin beklediğini bilmek için bile bu alana hakim olmak zorundayım.

Milletimin geçmişine bakıyorum: orda zulüm yok.Orda işkence ve haksızlık yok.Orada var olan tek şey bin yıldır İslam’ın sancaktarlığını yapmış dedeler ve o sancaktarları büyütüp yetiştirmiş olan nineler…Mademki geçmişimden dolayı bu sancaktarlık bana tekrar verilecek öyleyse bunu nasıl yapacağımı bilmek için de tarih okumak,öğrenmek zorundayım.

1517 de Yavuz’un  Sina Çölü’nü geçerken, ki önünde Rasulullah Efendimiz yürüyor ve ona yol gösteriyordu,takip ettiği güzergahı biz unuttuk ama Yahudiler 1958 de aynı güzergahı kullanarak çölden Kahire’ye doğru ilerlediler.Bir gazeteci Yahudi generaline;” çölde ilerlerken Araplar tarafından baskına uğrayabileceğinizden hiç korkmadınızmı?”diye sorduğunda generalin cevabı çok acı olur;

“Hayır” der.”Bunu yapmayacaklarından en ufak bir şüphemiz yoktu zira biz müslümanların tarih okumadığını biliyorduk”

Sömürgeleştirilen tüm İslam ülkeleri aynı ezber müfredatlarla, rol-modellerin dışlandığı öğretim biçimleri ile tarihten soğutulmuşlardı ve general bunu biliyordu.

Biz sömürgeleştirilmedik ama aynı ezber müfredat bazı özel görevlilerle bizde de yerleştirildi. Kendileri Yavuz’un geçtiği yolları öğrendiler bizi de Yavuz’un babasını zehirlettiği,küpe taktığı, alevileri kürtleri haksız yere katlettiği masalları ile uyuttular.Böylece rol-modelden soğuyan Türkler onun yaptığı asıl önemli işleri  ile ilgilenmediler.Kanuni’ye bir Hürrem kuyruğu takıp “kuşa bakın…” dediler.Böylece biz onun aynı anda dünyanın birbirine çok uzak üç ayrı bölgesine gönderdiği ordu ve donanmasını zaferle geri döndürmesinin arkasındaki başarı sebeplerini ne inceledik ne merak ettik nede bundan günümüze bir fayda çıkarabildik.

Başarmışlardı……

Ama bir şey oldu…

Gaz lambası ışığında torunlarına “Cenk Kalesi…” okuyan dedelerin genetik kodları ikibinli yıllarda onların hesaplarını alt üst etti..

Beğenirsiniz yada beğenmezsiniz o ayrı bir konu ama her kanalda bir tarih programı,tarih içerikli diziler,ha keza aylık dergiler kitaplar,haftalık tarih dersleri  aldı başını gidiyor.

Yani insanlar artık tarih konuşmak ve dinlemek istiyorlar.

Peki kötülerin arasından iyi olanı nasıl seçeceğiz,nasıl okuyacağız ve nereden başlayacağız?

İsterseniz onu da bir sonraki yazıya bırakalım…

Mehpare Osmanoğlu