Söz Vücut Bulur

Şiir ve şuur kelimelerinin sözlükteki anlamlarına bakıldığı zaman aynı kökten gelen her iki kelimenin de ilk karşılığının bilme, anlama olduğu görülmektedir.

D. Mehmet Doğan hazırladığı sözlükte şiir kelimesine ilk olarak “bilme, tanıma, kavrama” anlamlarını vermekte; şuur kelimesini ise “Bir şeyi anlama, tanıma ve kavrama gücü” olarak açıklamaktadır. Mehmet Kanar, Etimolojik Osmanlı Türkçesi Sözlüğü’nde şi’r kelimesine ilk olarak “şiir”, ikinci olarak “anlama” karşılığını vermekte; şu’ûr kelimesini ise “bilinç” kelimesiyle karşılamaktadır. Şiir kelimesine “sezgi, ilham, ilhama dayalı ifade” anlamlarını veren Sevan Nişanyan ise aynı yerde şuur kelimesine bakılması gerektiğini söylemekte; “bilinç, hızlı ve doğal kavrayış” olarak açıkladığı şuur kelimesinde ise şiir kelimesini işaret etmektedir. Şi’r sözcüğünün Arapçanın köklü kavramlarından biri olarak, Kuran-ı Kerim öncesinden beri kullanıldığı bilinmekte ve “Belli konvansiyonlara göre vezinle söz söyleme sanatı” olarak da tanımlanabilmektedir. Genel kabule göre şa’ara  (“bilmek, anlamak”) fiilinin bir türevidir. O fiilden bildiğimiz diğer kelimeler şu’ūr “bilinç” ve şi’ār “karşılıklı bilme, anlaşma” ve dolayısıyla “konvansiyon, parola” sözcükleridir.

Öte yandan Tevrat İbranîcesinde, şîr ; “1. Dizi, dizgi, zincir, gerdanlık, 2. manzume, şiir, şarkı” gibi tanımlarla karşımıza çıkar. Yine Şems-i Tebrizî’ye atfedilen şu cümleler de sözün edebini, edebiyatı belki “şiir gibi konuşmak” noktasına gelebilecek sözleri tanımlıyor:

“Sözü süz de söyle, gönlü bulandırmasın. Sözü diz de söyle, kulağa inci diye takılsın. Sözü yüze söyle, gıybet olup utandırmasın.”

Yani sözü hem bilinçli, mânidar hem de kulağa hoş gelecek, ölçülü bir şekilde söylemek marifet aslında. Tabi bu ölçüyü tutturabilmek de bilgelik seviyesine götürecek bir tahlil yeteneği istiyor, yani kritik ve analitik düşünme gayretini…

Kritik ve analitik düşünme, zihinsel işlevlerin kullanıldığı bilişsel bir aktivitedir.

Dikkat, hafıza, muhakeme, algılama ve çıkarsama yapma gibi bir dizi zihinsel surecin eşgüdüm içinde etkileştiği bir süreçler bütünüdür.

Seçme, kategorize etme, tümevarım, tümdengelim, mecaz, benzetme, ayrıştırma ve soyutlama gibi kritik ve analitik düşünmenin diğer bileşenlerinden de söz edebiliriz.

Günlük yaşantımızdaki olağan, sıradan, istemsiz, sistemsiz düşünmeden farklı; bilinçli, ilmî, hür düşünmedir.

Bu bağlamda dil kelimesinin de hem “gönül” hem “lisan” hem “konuşma uzvumuzun ismi” olma anlamlarını da hatırlayalım. Hz. Mevlana’ya atfedilen “Kalp denizdir, dil kıyı; denizde ne varsa kıyıya o vurur” vecizesinden alacağımız feyizle kalbimizi selim tutmanın önemini yeniden hatırlayalım. Küfrün de hakikati örten her şey olduğunu…

Kritik analitik düşünmeye dair bizi beceriksiz kılmaya çalışan tüm bu haz ve hız çağı bileşenlerine inat, dilimizi korumanın ne kadar büyük bir önem arz ettiğini unutmayalım. Şöyle ki: “Dilimizi koruyalım” dediğimizde zaten hem gönlümüzü hem lisanımızı hem de kendi sözlerimizi her türlü zulmetten uzak tutmak istediğimizi bilelim. Bu gayret içinde olursak o dil bize Sezai Karakoç’un “Şiirin Ufku” dediği naatleri söyletmez mi? Necip Fazıl Kısakürek’in “Biz şiiri iman için bilmişiz” poetikasıyla söylediği deha ışıltısıyla parıldayan dizelerini hatırlatmaz mı?

Kalbin kararı, güzellik ölçüsünü doğru yerde bulduğunda, aşkı ancak aşkın olan varlığa beslemeye layık bir duygu olarak anlayabildiğinde şuurlu şiir ortaya çıkabiliyor anladığım kadarıyla. Ve bu ikili hep birbirini oluşturuyor tıpkı yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan bilmecesinin cevabı gibi “Güzel insan, güzel sözü söyleyebilir ve güzel söz, güzel insanlar oluşturur.” Ta ki güzeli belirleme ölçütümüz bizi “ihsan” kavramına götürsün…

Vesselam…

Ayşe Saraç

Kaynakça

Şemsettin Sami, Kâmûs-i Türkî

Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat