Söz Verdik, Şahit Olduk

Senin mecnûnunum, bir sensin ancak taptığım Leylâ;
Ezelden sunduğun Şehlâ-nigâhın mestiyim hâlâ!(1)

 

Hayata gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren verdiğimiz sözleri, antlaşmaları, ahitleri, “yapacağım” dediklerimizi hatırlayan var mı?

Çocukluktan itibaren bir liste tutsaydık, her gün kullandığımız cümleleri, kendi kendimize verdiğimiz sözleri ya da tanıştığımız kimseleri…

İnsan unutkandır, insan acelecidir, insan tartışmacıdır…

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah yanında ne kadar çirkindir!” (Saff Suresi 2-3)

Bir ömürlük imtihanda önümüze çıkan sorulardan kaçına doğru, kaçına yanlış cevap verdik? Peki ya boş bıraktıklarımız? (Süre bitmeden boşları telafi etme, yanlışları düzeltme imkanı hala varken..)

Yaşam biçimlerinde keyfilik,

Evliliklerde sadakatsizlik

Birbirini gördüğünde görmemiş gibi yapan insanlar,

Yapılan ahitlerin unutulmasından kaynaklanmıyor mu?

Günü yaşama aceleciliği içerisinde hayat planını yapmamış insanlar olarak; hayatı bir bütün olarak görüp geçmişten geleceğe verilen sözleri yerine getirmeden iç huzurunu, barışı yakalamak mümkün mü?

Yaptığımız ilk ahdi hatırlayan var mı?

(Resûlüm!) Hani Rabbin, Âdemoğulları’ndan, onların (gelmiş gelecek) zürriyetlerini, sırtlarından (sulplerinden zerreler halinde) al(ıp çıkar)mış ve onları, kendilerine şâhit tutarak: “Ben sizin, Rabbiniz değil miyim?” (demişti.) Onlar da: “Evet (Rabbimizsin), şâhit olduk.” demişlerdi. (Bu da dünyada kâfirliğe sapıp da) kıyâmet gününde: “Biz bundan habersizdik.” dememeniz içindir. (A’raf 172)

Hem “Habersizdik” deyip özür beyan edemeyeceğimiz bir söz verdik, hem de buna şahit olduk.

Yüce Rabbimiz “…Size verdiğim nimeti hatırlayın (şükredin) bana (iman ve itaat hususunda), verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size (cennetle ilgili) vadettiklerimi vereyim. Yalnız benden korkun!” diyerek verdiğimiz sözleri hatırlatıyor.

Verilen tüm sözler için “ …Verilen sözü de yerine getirin, çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.” buyuruyor. (İsra 34)

“Onlar (o mü’minler) ki emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” diyor. (Mü’minun 8)

“Onlar, emanetlerini ve ahitlerini gözetenlerdir.” (Mearic 32) diye tanımladığı iman sahiplerinden olmak için biz;

“…Sözünü Allah’tan daha çok yerine getiren kimdir?” (Tevbe 111) diye kendisini bize bildiren Rabbimize,

“…Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. (Birileri hakkında) söz söylediğiniz zaman, akrabanız da olsa adaleti gözetin (taraf tutmayın). Allah’ın ahdini (verdiği emri ve verdiğiniz sözü) yerine getirin. İşte (Allah), düşünüp öğüt alasınız/tutasınız diye bunları emretti.” (En’am 152) gerçeğini bilirken

“(Resûlüm!) Sana (samimiyetle) biat edenler (ölünceye kadar sana bağlılığa ve İslâm uğrunda savaşmaya söz verenler) ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın (kudret) eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim (bu bağlılığı) bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a söz verdiği şeyi yerine getirirse, O da ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih 10) diye sorumluluk ve mükâfatlarımız bize bildirilmişken

“Ey günahkârlar! Bugün (bir tarafa) ayrılın! Ey Âdemoğulları! Ben size: “Şeytana kulluk etmeyin/tapmayın, çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır. Bana kulluk edin, işte doğru yol budur.” diye bildir(ip emret)medim mi?” (Yasin 59-60-61) hitabını duymamak için

“Ama (İslâm’ın esaslarına uyma anlamında söylediği şehâdet kelimesiyle) Allah’a verdikleri sözü, iyice pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah’ın birleştiril(ip ayrılmamasını ve gözetil)mesini emrettiği şeyleri (Rab-Allah, din-ahlâk, din-dünya, dünya-âhiret arasındaki bağları) kesip ayıranlar, yeryüzünde (dînin esaslarını tanımayarak) bozgunculuk yapanlar, işte lanet onlaradır, kötü yurt (olan cehennem) de yine onlaradır.” (Ra’d 25) akıbetine uğramamak için

“ Mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki, Allah’a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi (can) adağını ödedi (çarpışıp şehid oldu), kimi de (şehidliği) beklemektedir; onlar (verdikleri sözü) hiçbir şekilde (asla) değiştirmediler.” (Ahzab 23) İşte O benim diyebileceğimiz haller üzerinde miyiz?

Ahitlere sadık olunmalı ki “sıdk” doğruluk demekmiş.

Ömür boyunca hem Ahdimize Vefalı olunmalı ki “vefa” tamam olmak demekmiş…

Özler Tümer

(1)Mehmet Akif Ersoy Gece, Safahat