Soru-Cevap / Namaz – 1

SORU: Öğle namazının sünnetini kılarken, ikinci rekâta kalktığımız zaman zamm-ı sureyi unutuyorum ne yapmam lazım?

CEVAP: Öğlen namazının ilk sünnetini kılarken ikinci rekâtta Fatiha’dan sonraki sureyi unutmuş ve öylece namazını kılmışsa sonunda Sehiv Secdesi yapar. Böylece namazını tamamlamış olur. Namazı bozulmuş olmaz. Sehiv secdesi şudur: Namaz kılan kişi son oturuşta tahiyyatı bitirdikten sonra sağa ve sola selam verir (sadece sağa selam vermesi de yeterlidir). Sonra normal namazdaki gibi iki defa secde yapar. Ondan sonra tekrar tahiyyatı, salavatları, Rabbena Atina duasını okur ve selam verir. Sehiv secdesi namazdaki eksikliği gidermiş olur.

SORU: Öğle vaktinin, ikindi vakti girdikten 18 dk sonraya kadar devam ettiğini bir hoca efendi söyledi. Bu konuda bir açıklama yapabilir misiniz?

CEVAP: Öğle namazı vaktinin bitmesi, dolayısıyla ikindinin başlaması ihtilaflı bir konudur. Özellikle İmam-ı A’zam Ebu Hanife öğle ezanından az önceki çubuğun kısa gölgesi (feyz-i zeval)hariç olmak üzere çubuğun gölgesi, kendisinin iki misli kadar olursa öğle namazının vakti biter, ikindininki girer der. Ama İmam-ı Azam’dan gelen ikinci bir görüş; “Gölge bir misli olduğu zaman öğlenin vakti çıkar ikindininki girer” şeklindedir. Yani ondan iki görüş nakledilmektedir. Hanefilerin diğer ileri gelen imamları, İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik ve İmam-ı Ahmed bin Hanbel, bir misli gölge ile ikindi vakti girer derler. Son iki imama göre her ne kadar bir misli gölge olduğunda öğlenin vakti çıkmıyor(zaruri vakit) ise de öğleyi o vakitten sonraya bırakmak kişiye günah kazandırır, demektir. Bu duruma göre öğlenin vakti, çubuğun gölgesi bir misli olduğu zaman bitiyor. Dolayısıyla gölge bir misline varmadan kılmak gerekiyor. İmam-ı A’zam ise iki misline kadar yolu vardır, görüşünde olmuştur. O hoca efendi de bunları göz önünde bulundurarak söylemiştir. Ama bu, tekrar söylüyorum İmam-ı Azam’ dan gelen iki görüşten bir tanesine göre böyledir. Bize düşen öğle namazına bir misli gölge dolmadan kılmaktır.

SORU: İkindi namazının gecikmesi durumunda akşam ezanına kadar kılınabileceğini duymuştum. Öncelikle bu doğru mudur? Doğruysa güneş batarken namaz kılmamı kılınmaz kaidesi çiğnenmiş olmuyor mu?

CEVAP: Namaz kılınması mekruh olan üç tane temel vakit vardır. Birisi güneş doğduktan sonra biraz yükselinceye kadar (yaklaşık 30 dk), öbürü güneş tam tepede (zeval vakti) iken, üçüncüsü ise akşamüstü sararmışken. Bu vakitlerde hiç bir namaz kılınmaz. Ama üçüncüsünden yani güneş sararmışken hiç bir namaz kılınmaz hükmünden günün ikindi namazı hariçtir. Dolayısıyla ikindi namazını vaktinde, vaktin başında, vakit genişken kılamayan kişi sararma vaktinde dahi olsa o günün ikindisini kılmalıdır. Böylece kazaya kalmasına engel olmuş olur.

SORU: Namaz kılınması mekruh olan vakitler hangileridir?

CEVAP: Bütün namazlar için geçerli olan mekruh vakitler üç tanedir. 1. sabahleyin güneşin doğuşundan itibaren yaklaşık yarım saatlik zaman, 2. öğle ezanından önce geriye doğru yaklaşık yarım saatlik zaman ve 3. Akşam ezanından gündüze doğru yarım saatlik zaman. Bu üç vakitte hiçbir namaz ve secde yapılmaz. Bu üç vakitte farz namaz kılınmışsa sonradan iadesi gerekir. Nafile kılınmışsa iadesi gerekmez. Ayrıca o günün ikindi namazı kılınamamışsa 3. vakitte yani güneş sararmışken dahi kılınmalıdır. Cuma günü öğleden önceki mekruh vaktin olmadığı görüşleri de vardır. Yani 2. vakit Cuma günü yoktur denebilir. 1. vakit Anadolu için aslında 22 dakikalıktır. Fakat diğer coğrafi şartları göz önünde bulundurarak yarım saat olarak tavsiye ettik. Ekvatora yaklaştıkça bu süre kısalır hatta sıfırlanır. Kutuplara doğru gidildikçe süre çok uzar, İki saati bulduğu olur. Bunlardan başka sabah namazı vakti boyunca ve ikindi namazını kıldıktan sonra akşama kadar nafile kılmak mekruhtur. Bu iki vakitte kaza namazı kılınabilir.

SORU: Ferdi namaz kılarken kamet getirmezsek uygun olur mu?

CEVAP: Bu soru “Kamet cemaat halinde kılınan namaza mahsustur, tek başımıza farzı kıldığımız zaman kamete gerek yoktur”, gibi yanlış bir bilgiyi akla getiriyor. Kamet namaz ister cemaat halinde kılınsın ister münferiden/tek başına kılınsın, hükmü değişmemektedir. Cemaat halindeki kametin hükmü ne ise tek başına namaz kılan kişi içinde hükmü aynı olup her ikisi içinde kamet sünnettir. Kamet getirildiği takdirde sünnet yerine getirilmiş olur. Kamet getirilmediği takdirde sünnet terk edilmiş olur. Kamet getirildiği takdirde kâmil bir namaz olur. Kamet getirilmediği takdirde namaz borcu sakıt olur, namaz sahihtir ama öbürüyle aynı faziletli değildir.

SORU: Vakit ezana başladığında hemen namaza durabilir miyim?

CEVAP: Adaba uygun olarak ezan bittikten sonra namazın kılınması esastır. Ama diyelim ki insan bu adaba uymadı ve ezan Allahu Ekber der demez kardeşimiz namaza başladı. Bu davranış mekruh olmakla birlikte namaz sahihtir. Genel hüküm budur. Ancak ezan okunduktan hemen sonra namaza durulup durulmaması vakitlere göre değişir. Mesela sabah ezanı ise şöyle iki durum var: Sabah ezanı imsak denilen dakikada okunuyorsa namazı hemen kılmamız doğru değildir aradan on beş-yirmi dakika geçtikten sonra namazı kılmamız gerekiyor. Efendimiz as aynen öyle yapmıştır ki bu vakitte kılmaya ğales veya tağlis denilir. Birde Efendimiz as sabah namazını ortalığın aydınlanmasına (isfar) bırakmıştır ki bu vakit yaklaşık olarak güneşin doğuşundan otuz dakika öncesine denk gelir. Hanefiler sabah namazı için isfarı tercih etmişlerdir. Ama diğer vakitlerde ise mesela akşam, ikindi, öğle yatsı namazlarının vakitleri ise ezan okunuyorken namaza durmamız mekruh olmakla birlikte kıldığımız namaz sahihtir. Fakat bu durumda da ezanın bitmesini ve arkasından ezan duasını okuduktan sonra namaza başlamamızı tavsiye ediyoruz. Yoksa ezana başlar başlamaz namazı kıldığımız takdirde de namazı kılmış oluruz.

SORU: Ezan okunurken “Aziz Allah” demek gerekli midir? Ezan okunurken konuşmak veya televizyon izlemek günah mıdır? Ezan okunurken ezanı müezzinle okumanın hükmü nedir?

CEVAP: Ezan okunurken bize düşen görev ezan dinleme adabına uygun olarak susmak ve hatta hürmet kastıyla hareketlerimiz de toparlanmak gibi değişiklik yapmaktır. Ondan sonrada konuşmadan, müezzinin dediklerini tekrar etmek gerekir. Müezzin “Allahu Ekber “diyorsa bizde “Allahu Ekber” diyeceğiz. Müezzin “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” diyorsa bizde diyeceğiz ve arkasından “Ve ene eşhedü en lâ ilahe illallahu vahdehula şerike leh. Radiytü billahi Rabben ve bi Muhammedin rasulen ve bi’l-İslami dinen”deriz. “Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah” diyorsa biz de “Karrat ayni bike ya Rasulallah” (Ya Rasulallah! Senin isminle benim gözüm aydın oldu)”diyecegiz. “Hayya ala’s-salah” ve “Hayya ala’l-felah”larda “La havle vela kuvvete illa billah” diyecegiz. Sabah ezanında”es-Salatu hayrun mine’n-nevm” denildiği zaman “Sadakte berarte” yani “doğru söyledin, iyi ettin” diyeceğiz. Arkasından “Allahu Ekber” deyince, biz de “Allahu Ekber” diyeceğiz. “La ilahe illallah” dediği zaman bizde aynısını diyeceğiz. Arkasından bir salavat getireceğiz. Ondan sonra da ezan duasını okuyacağız. Ezanı dinleme adabı budur. Ezan okunurken konuşulacak olunsa haram işlenmiş olmaz. Ama adaba aykırı hareket edilmiş olur. “Aziz Allah” denildiğine dair ben bir rivayet hatırlamıyorum. Hep az önceki söylediğim şeyler rivayetlerde mevcuttur. Bizde ona göre hareket ederiz.

SORU: Namazda secdeye vardığımda çoğunlukla istek dışı olarak gözümü kapatıyorum. Bunun namaza mani olma durumu var mıdır?

CEVAP: Namazda gözü kapatmak mekruhtur. Mekruhtur demek, namazı bozar demek değildir, namazın adabına aykırıdır, demektir dolayısıyla secdede ya da namazın diğer yerlerinde gözü açık tutmak lazım gelmektedir.

SORU: Yolculuğa çıkan bir insan seferi olmaya niyet etmezse yine yolda seferi sayılır mı?

CEVAP: Dinleyicimiz soruda ipucu kendisi vermiş. Yolculuğa çıkan adamın seferiliğe niyet etmemişse, peki yolculuğa çıkan adam ne diye yola çıkmış? Yani tesadüfen dolaşırken bir otobüse binmiş oluyor? Yok, aklına gitmeyi koymuş, mesela “Ben Adana’ya gideceğim, Kayseri’ye gideceğim, Ankara’ya gideceğim.” diyerek yola çıkmış. O yolculuğu aklına koyması niyettir. Yani; “Niyet ettim Ankara’ya gitmeye “şekline bir söz değildir. Aklına koydun, Ankara’ya gitmeye karar verdin, o niyettir. Dolayısıyla yapılan bütün yolculuklarda niyet vardır ve bu kişi sefer olur. Sözlü niyet gerekmez gönlünde ve aklında bunu kararlaştırmış olması yeter. Gidip bilet alması niyettir, çantasını hazırlaması yola düşmesi niyettir yani yolculuğa giden her insan otomatikman niyet etmiş olur ve seferidir.

SORU: Odada elle yapılmış fotoğraflar veya kedi ve köpek gibi süs eşyaları var. Burada namaz kılmamızda bir mahzur var mı?

CEVAP: Evin içerisinde heykele benzer köpek, kedi suretleri, fotoğraflar varsa hatta mesela köpek değil de kedinin kendisi varsa, suretlerin olduğu evde namaz kılınabilir, namaz caizdir. Tertemiz bir ortamda namaz kılmak tavsiye edilmekle birlikte adı geçen resim ve heykelin bulunduğu odada namaz kılındığı takdirde namaz sahihtir.

SORU: Babaannem, zamanında çok az dua veya sure ezberleyebilmiş. Şimdi ise hiç ezberleyemiyor sadece bildikleri ile namaz kılabilir mi?

CEVAP: Ezbere bildiği dualar, sureler içerisinde mesela Fatiha suresi var mı? Yanı sıra surelerden mesela “Kulhuvallahu ehad, inna a’tayna, ve’l-asri” gibi kısa sureler var mı? Eğer Fatiha ve kısa surelerden en az iki tane varsa, bu arada dualarda da “tahiyyat duası” ve kunut duaları” varsa, bunlarla namaz sahi olur diğerlerini öğrenmesini tabii ki isteriz ama öğrenemedim namazım boşa gitti demesin.

SORU: Namazda zamm-ı sure okurken besmele çekmeli miyiz?

CEVAP: Namazda zamm-ı sure okurken eğer sureyi başından itibaren okuyorsak başında besmele çekmek müstehaptır, şart değildir. Ama surenin ortalarından ayetler okuyorsak besmele çekmemiz gerekmez. Zamm-ı sure ifadesi ayrıca yanlış bir ifadedir. Doğrusu Fatiha’ya sure eklemek olmalıdır.

SORU: Namaza yeni başladım, sen önce farzları kıl sünnetleri zamanla kılmaya başlarsın, diyorlar. Siz ne diyorsunuz?

CEVAP: Sadece farz namazları kılmak caizdir ancak caiz mi değil mi noktasından ziyade bu doğru mu, değil mi, noktasını düşünmemiz lazım. Bazı şeyler vardır, caizdir ama yapılması doğru olmayabilir. Bu kardeşimiz madem namaza başlamıştır sünnetleriyle birlikte kılıversin ama illaki ben sünnet kılmam diye diretiyorsa, onu zorlama imkânımız yoktur.

SORU: Aşırı terlediğimiz zaman ve üzerimizi değiştirme veya duş alma imkânımızın olmadığı durumlarda camide cemaatle namaza durmamız uygun olur mu?

CEVAP: Terliyken yanımızdakini rahatsız edici bir koku yayılmıyorsa, cemaate gidilebilir, gidilmelidir. Ama yanındakileri rahatsız edecek şekilde bir kokuya sebebiyet veriyorsa o kokuyla cemaate gitmemeli, banyosunu yapmalı, üzerini değiştirmeli, öyle gitmelidir gitmeyi arzu ediyorsa bu kokuyu bastırıcı gül yağı, gül suyu, esans gibi bir şeyler sürünüp camiye gidebilir. Bu arada sigara içmekte olanların da başkasını rahatsız edecek şekilde camiye gitmeleri yanlıştır. Onları uyarmayı gerekli görüyoruz.

SORU: Namaz kılarken, esnemenin ardından gayri ihtiyari Allah lafzı kullandım namaza zararı olmuş mudur?

CEVAP: Bu soruda izah edilecek bir kaç mesele var. Cevaba geçmeden önce onları izah edelim: Öncelikle hangi namaz olursa olsun esneme esnasında mümkün olduğu kadar ağzımızı açmamamız gerekiyor. Hatta bu hüküm sadece namazlarda değil, namaz dışında da öyledir. Kendimizi sıkacağız ve ağzımızı açmamak için adeta direneceğiz. Zorlamaya rağmen ağzımız açılacak olursa o zaman ağzımızı elimizle kapatacağız. Peygamberimiz as aynen bize talimatı böyle veriyor. Hatta Efendimiz mealen, esneme esnasında ağzınızı kapatın yoksa şeytan içeriye vesvese atar, diyor. Şeytan bize zarar vermesin diye esneme esnasında ağzımızı mutlaka kapatacağız. Namaz içerisindeyken ağzımıza açmamaya çalışacağız, zorlayacağız kendimizi. Buna rağmen ağzımız açılacak olursa, namazda yine ağzımızı kapatacağız. İkinci bir mesele, esneme esnasında Allah demek şeklinde bir zikir bildiğimiz kadarıyla hadis-i Şeriflerde yok. Ben şimdiye kadar rastlamadım. Üçüncü mesele namazda diyelim ki esnedik ve arkasından da gayri ihtiyari Allah dedik diyelim. Bu namazı bozmaz. Allah kelimesi zikirdir. Dolayısıyla bu namaza zarar vermez.

SORU: Karanlık bir ortamda namaz kılmamın sakıncası var mıdır?

CEVAP: Karanlık bir ortamda namaz kılmanın hiçbir sakıncası yoktur. Halk arasında karanlıkta namaz kılmak sakıncalıdır diye bir anlayış var. Bu anlayış yanlıştır peygamberimiz as zamanında elektrik olmadığı için genelde gece namazları yani teheccüd namazı karanlıkta kılınıyordu. İnsanlarımız şu zamanımızda gece namaza kalkıyorlar, ne kadar lamba varsa yakıyorlar. Bu kişiler kendilerini riyadan zor korurlar. Bu sebeple özellikle karanlıkta namaz kılmayı tercih etmelidir. Bazı kitaplarda “secde ettiğin yeri göreceksin” şeklinde kayıtlar var olabilir. Bu kayıtlar namaz kıldığımız yerde haşerat vs. ihtimali var da secde esnasında zarar görme söz konusu ise geçerlidir. Apartman dairelerinde, namaz mahallinde zararlı haşeratın bulunması söz konusu olmadığından karanlıkta namaz kılmak tercih edilmelidir.

SORU: Kadın ve erkeğin namaz kılmasındaki farklılıklar nelerdir? Bu farklılıkların hikmeti ne olabilir?

CEVAP: Kadın ve erkeğin namaz kılış şekilleri arasındaki farklılıklar sadece Hanefi mezhebinin görüşlerine göredir. Diğer mezheplerde kadın ile erkeğin namazı arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Hanefiler kadının namaz da biraz daha yumuk şekilde namaz kılması gerektiği şeklindeki hadis rivayetletini göz önünde bulundurarak rükûda ve secdede veya tekbirlerle el kaldırırken farklı davranmalarını öngörmüştür. O farkları şöylece özetleyelim: Namaza başlangıç tekbirinde kadın ellerini omuz hizasına kadar, erkek kulak yumuşaklarına kadar kaldırır. Kıyam’da el bağlanırken kadın göğsünün üzerine ellerini koyar, erkek ise göbeğinin altına tutar. Kadın rükûa vardığı zaman erkeğe göre daha az eğilir. Ayrıca kıyamda iken ayaklarını bitişik tutar. Secdede ise erkek mümkün olduğu kadar açık ve yaygın secde yapar. Kadın ise biraz daha yumulmuş ve yere kapanmış vaziyette secde yapar. Selamla neticelenecek olan ka’delerde ise kadın kabaları yere yapıştırarak (teverrük)oturur. Böyle kılış şekli kadın açısından tesettüre daha uygun görülmüştür. Bunun dışında herhangi bir fark yoktur.

SORU: Sultan Selim camiinde kadınlarla erkekler özellikle kandil geceleri ve cuma namazlarında karışık namaz kılıyorlar. Kadınlar böylelikle erkeklerin önüne geçmiş oluyorlar. Bu meseleye en uygun çözüm nasıl getirebilir?

CEVAP: Ben gördüğüm kadarıyla o camilerde kadın erkek karışık namaz kılmıyorlar. Sadece caminin yanlamasına bir bölümü kadınlara ayrılıyor ve kadınlarla erkekler arasında bir mesafe olarak aynı imama uyuyorlar. Böyle olunca kadın ve erkek arasındaki mesafe her ikisinin de namazının sahih olması neticesini verir. Bunda herhangi bir sakınca yok zaten soru sahibi eğer hacca ya da umreye gidecek olurlarsa kalabalık cemaatlerde kadın erkeğin daha da fazla karışık namaz kıldıklarını göreceklerdir.

SORU: İlahiyatçı bir ilim adamının namaz kılarken Fatiha suresi de dâhil Türkçe okuyarak kılınabileceğini söyledi. İmam-ı Azam’dan örnekler vererek konuyu anlattı. Ne dersiniz?

CEVAP: Türkçe kıraatla namaz konusunda maalesef bu tür fetvalar geçtiğimiz yıllarda verildi. Bu tabiki maksatlı fetvalar olmaktadır. İmam-ı Azam’a mal edilmektedir. İmam-ın Azam’ın ifadesi böyle değildir. Çarpıtarak veriyorlar. Kur’an dışında herhangi bir şey namazda kıraat olarak okunamaz. Mesela Fatiha ve zamm-ı sure dediğimiz zaman mutlaka Kuran’dan bir parça olmalıdır. Tercümeler o Kur’an’ın kendisi olmadığı gibi, Kur’an yerini de tutmaz. Malumdur ki Türkçe’de çok sayıda tercüme var. Bunların ifadelerine bakarsanız üç aşağı beş yukarı konuyu aynı aksettirseler bile kullandıkları kelimeler farklıdır. Biz “Türkçe okunabilir” desek acaba bunlardan hangisini seçeceğiz. Böyle bir durumda elbette bir birlik sağlanamayacaktır. Biz Kur’an’ın/ayetin orjinal şeklini okumak zorundayız. Yani Cebrail as’ın Peygamberimiz as’a getirdiği lafızları namazda okumak zorundayız. Yoksa onun yerine tercümesini okumak caiz değildir. İmam-ı Aza’m, Farsçadan başka bir dil bilmeyen İranlı, Persli olup da yeni Müslüman olmuş ama Arapça okumasını henüz beceremeyen insan için bu fetvayı geçici olarak vermiştir ki bu insan öğreninceye kadar namazı geçirmiş olmasın. Üstelik bu insan en kısa zamanda kıraatın aslını öğrenecek ve namazı Arapça aslından okuyarak kılacaktır. Zamanımızda namazda kıraat Türkçe’de okunabilir, diyenleri iyi niyetli görmüyorum. Mesela İncil, ibadetler de olsun sair zamanlarda olsun aslından değil, tercümelerinden okunduğu için kaybolmasına zemin hazırlanmıştır. Kuran’ın aslı yerine tercümeler okunursa, bir zaman gelir aslı unutulabilir. İbadetlerimiz de aslının okunmasında ısrar ve sebat ederiz.

SORU: Bir bayan olarak rızık için çalışıyorum. Çalıştığım yerde namaz kılmaya müsait bir yer yok erkeklerin bulunduğu böyle bir ortamda namazımı nasıl kılmalıyım? Birlikte çalıştığımız bazı kadınlar oturarak namaz kılmayı söylüyorlar. Namaz kılmasak ne olur dedikleri de oluyor. Bu konuda ne yapabiliriz?

CEVAP: Her şeyden önce “Rızık için çalışıyoruz. Namaz kılmasak ne olur” sözlerinin hiçbir haklı tarafı yok. Namazımızı mutlaka ve mecburen kılacağız, rızkımız için de ayrıca çalışmamız gerekiyorsa çalışacağız. İkisinden birini tercih etmek gibi bir durum olamaz. Her ikisi pekâlâ bir arada yürüyebilir. İkisinin çeliştirilmemesini, işin bu noktaya getirilmesini istemeyiz. İsareciler anlayışla karşıladıktan sonra namaz kılmanın çalışmaya bir engeli yoktur. Belki de namaz kılmak insanın daha da moralli tutacağı için çalışma performansını artıracaktır. Gelelim şimdi esas soruya. Kadına mahsus ayrı namaz yeri yoksa aynı yerde kadınlar arkada olmak üzere namaz kılabilirler. Erkek ile kadın aynı mekânda namaz kıldıkları takdirde ikisinin namazı da sahihtir. Aynı mekânda sadece perde çekilerek arka tarafta bayanların namaz kılması temin edilebilir. Ama bütün bu imkânlar iyi niyetle davranıldığı halde bulunamıyorsa kadının arkada durması şartıyla erkeklerle aynı yerde namaz kılması caizdir. Erkeklerin gelip geçtiği yerde durmaz. Sorunun öbür yönü; kadın oturarak namazını kılabilir mi? Kadının farzları oturarak kılması caiz değildir. Sünnetleri belki oturarak kılabilir ama farzları ne kırda, ne odada hiçbir sebeple, erkeklere karşı tesettür gibi bir bahaneyle bile olsa oturarak kılamaz. İnsan için sağlık veya giyecek elbise olmaması sebebiyle oturarak namazını kılmasına müsaade vardır. Aksi halde dinleyicimizin sorduğu gibi kırda piknikte kadınların farzları kılarken oturarak kılmaları caiz değildir.

SORU: Farza yetişmek için salli-barikleri terk edebilir miyiz?

CEVAP: Bir sünnet namaza durduğunuzda eğer daha sünneti tamamlayamadan cemaat oluşursa bir an evvel cemaate yetişmemiz gerekiyor. Bunun için eğer sadece tahiyyatı okuyup da yetişme imkânınız varsa tahiyyattan sonra salli-barik okumaksızın hemen selam verip cemaate yetişebiliriz. Bunun bir sakıncası yoktur. Çünkü namaz için farz olan, tahiyyat/teşehhüt miktarı oturmaktır. Tahiyyatı okuyuncaya kadar oturduk mu namazın farzları tamamlanmış demektir. Salli- barik ya da diğer duaları okumak sünnettir. Farza yetişmek için bu sünnetleri terk etmek caizdir.

SORU: Namazda iken çocuğum eşarbımı çekiyor, başım açılıyor. Namazım bozuldu diye tekrar kılıyorum. Ne yapmam lazım?

CEVAP: Namaz kılmakta olan kişinin herhangi bir yerinin açılmış olması namazı bozar. Belli bir süreden maksat bir rükün eda edecek kadar süredir. Bu durumda ya açılan yeri örter ya da bununla baş edemiyorsa namazı kılacak kadar bir zaman çocuğu başkasına bırakır veya başka bir çaresine bakar ve namazını kılar.

SORU: İki farz üst üste kılınır mı?

CEVAP: İki farz üst üste nasıl kılınır, önce bunu anlayalım. Kılmış olduğu vakti bir daha kılıyorsa bu doğru değildir. O zaman birinci farz, vaktin farzıdır. İkinci kıldığı farz ise nafile olur. İki farzdan şunu anlayacaksak eğer, birinci vakti geciktirerek ikinciden hemen birkaç dakika önceye alarak kılmak ve selam verdikten sonra hemen ikinci vaktin ezanı okunacağından ikinci namazı kılmak, böylece iki farz üst üste getirmek(cem-i sûri) caiz değildir, mekruhtur. Hatta İmam-ı Malik bu kişinin günah kazanacağını söylemiştir. Diğer mezheplerde birinci vakit geciktirildiği için mekruh görüyorlar. Dolayısıyla genelde fukaha buna mekruh demektedir. İmkân varken bunu yapmamak lazım gelmektedir.

SORU: Bir kimse, gözünden ameliyat olduğu için sırt üstü yatmak zorunda kalırsa nasıl namazını kılacaktır?

CEVAP: Gözünden ameliyat olmuş kimse sırt üstü yatması gerektiğinde tekbir, kıraat ve teşehhüd okumak şartıyla kıyam, rükû, sücut ve ka’de-i teşehhüd yapmadan işaretle namazını kılar. Namazını iade etmeye mecbur değildir.

SORU: Pis olan bir yerde hapsedilen kimse temiz bir sergi bulamazsa namazını nasıl kılacaktır?

CEVAP: Müteneccis bir yerde hapsedilen kimse dinen temiz sayılan bir sergi bulamazsa namazını kılmaz, terk eder, bilahare kaza eder. Yalnız Şafiî mezhebine göre vaktin hürmeti için namaz kılar, bilahare namazını iade eder.

SORU: Hasta olan kimse secde için başını yere koyamazsa nasıl namazını kılacaktır?

CEVAP: Hasta olan kimse secde için başını yere koyamazsa İmam-ı Harameyn ve Gazaliye göre yastık ve masa gibi yüksekçe bir şeyin üzerine başını koyup secde eder. Rafi’i gibi başka ulemâya göre ise imkân nisbetinde başını eğerek secdesini eda eder. Otobüs gibi vasıtalarda vasıtanın durakta durmaması sebebiyle namaz kılma mecburiyeti hâsıl olursa aynı ihtilâf mevcuttur. Hanefi mezhebine göre ise oturarak ima ile namazını kılar.

SORU: Uçak, gemi ve tren gibi vasıtalarda nasıl namaz kılınacaktır?

CEVAP: Uçak, gemi ve tren gibi vasıtada bulunan kimse, vakit gelip vasıta henüz hareket etmemiş ise zaten normal olarak yerde olduğu gibi yüzünü kıbleye çevirerek namazını kılacaktır. Hareket etmiş ise, ayak üzere kıbleye doğru namaz kılmak mümkün ise öyle, kılacaktır, başka bir yöne doğru namaz kılmak caiz değildir. Vasıta namazda iken dönerse o da onunla beraber dönecektir. Kıbleye doğru veya ayakta namaz kılmak mümkün değilse kıble istikametine doğru ve oturarak namazını eda edecektir. Ancak imkân varsa iftitah tekbirini almak isterken mutlaka yüzünü kıbleye yöneltip öylece tekbir alacaktır. Vakit dar olduğu takdirde namaz bu şekilde eda edilecektir. Mola yerine yetişebileceğini biliyorsa namazın böyle kılınması caiz değildir. Hanefî mezhebine göre iftitah tekbiri için kıbleye dönmek gerekmez. Mutlaka onu tehir etmek lazımdır.

SORU: Bir insan İslâm’ı biliyor, kendisi Müslüman ama namazlarında ihmalde bulunuyor. Ne dersiniz?

CEVAP: Namaz, oruç, hac, zekât veya diğer ibadetlerden bir tanesi yapılmadığı zaman, farz yerine getirilmediği zaman, Allah onu cezalandırır, günah yazar. Ama ne kadar ceza verecek, ne yapacak, kendisi bilir. Bazen bir küçük terbiyesizlikten dolayı, çatır çatır cehennemde yakar. Bazen de kulun gönlünün paklığından, temizliğinden dolayı affedebilir.

Yalnız, fıkıh kitaplarında, itikad kitaplarında yazılan şudur ki: Bir insan ibadetleri yapmasa, inancı itikadı olsa, İslâm’dan çıkmaz. Müslümandır ama günahkâr, kusurlu, eksikli, suçlu Müslümandır. İşi Allah’a kalmıştır. Sonradan tevbe edip doğru yola geldiği zaman, eğer Allah affederse, affeder. Affetmezse; o ihmali kadar cehennemde yanar, azabını görür. Ondan sonra, imanı dolayısıyla kurtulur amma, Peygamber Efendimiz sas’in bir hadis-i şerifini bu sözümün arkasından hatırlatıvereyim; diyor ki:

“Cenenneme düşmemeğe çalışın!.” Çünkü cehenneme insan bir kere düştü mü, sonunda çıkacak bile olsa, –öyle bir şeyler söylüyor ki Peygamber Efendimiz, hesaplıyoruz– milyonlarca sene kalıyor. En aşağı iki yüz elli sene kalıyor.

Sonra, cehennemdeki azapları küçük görmemek lâzım! Cehennemde meselâ, cehennem ehlinin zakkum yiyeceği söyleniyor. Zakkumun dünyada bile zehir olduğunu artık gazetelerden anladınız. “Cehennemin zakkumundan bir damla dünya denizlerine damlasaydı, bütün dünya denizlerini zehir gibi acı yapardı. ” diye bildiriyor Peygamber Efendimiz. Cehennemde onu böyle, sabah akşam yiyen bir insanın ne ızdırab çekeceğini, ne azaplar göreceğini tahmin edebilirsiniz.

O bakımdan cehenneme düşmeyecek şekilde tedbir almak, akıllı insanların yapması gereken doğru iştir. Cenneti kazanmak için çalışmak çabalamak, akıllı insanların işidir. Günaha ancak cahiller cesaret eder. Yoksa “Günahın büyüğü küçüğü olmaz!” diyor bazı büyüklerimiz. Çünkü günahı kime karşı yapıyorsun? Kime asi geliyorsun? Allah’a.

Asi geldikten sonra, bakarsın Allah bir sille tokat indirtir ki, helâk olursun! İnsanın malına geliyor, arabasına geliyor, evine geliyor. Vücuduna amansız hastalık geliyor. O zaman diyar diyar şifa arıyor, çare arıyor. “Bunun çaresi nedir?” diye gözyaşları içinde arıyor. Sen ilkönce edepsizlik yaptın, bu ceza ondan geldi.

Onun için dünyada da çeker, ahirette de çeker. Bu hususlarda hiç bir kimse gevşek olmasın!

SORU: Kıldığım namazdan feyz alamıyorum; ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: Feyz almak için çok şeyler lâzım; başta, lokmanın helâl olması lâzım! Haram lokma ile feyizli ibadet yapılmaz. Lokma haram. Midesinde duruyor. Allah sevmez ki!

Sevilmeyen bir kimse senin kapına gelmiş, kapıyı çalmış, içeri girmek istiyor. Nasıl bakarsın? Düşün, oradan anla!

Lokma helâl olacak; bir. Abdesti tamam olacak; iki. Yüznumaraya gidiyorlar, doğru düzgün istibrâ, istincâ olmuyor. Üstleri, başları temiz olmuyor. Paçalı pantolonların paçaları yerleri süpürüyor. Şimdi bizim pantolonlarımızın hepsi, –moda dolayısıyla– paçaları arkadan yerleri süpürür. Temiz şeyler gelir, pis şeyler gelir. Elbisesi temiz olmayınca, namaza tesir eder.

Bilgisi az, söylediği söz hakkında bilgisi yok, tekbir hakkında bilgisi yok. Tabii oradan huzur alamaz.

Onun için bir kere helâl lokma yesin! Ondan sonra, abdestini düzgün alsın! Oradan başlıyor iş. Dualarını yapa yapa güzel abdest alsın! Temiz olsun; hem kalbi temiz olsun, hem elbisesi temiz olsun! Ondan sonra, biraz dinî bilgi sahibi olsun, dinî kitapları okusun! “Allahu Ekber” ne demek, “Sübhânallah” ne demek? Fâtihâ’nın mânâsı ne, İhlâs’ın mânâsı ne? Namazda rükû ne oluyor, secde ne oluyor; bunları düşünsün tefekkür eylesin! O zaman inşaallah feyzini çok alacak, Allah’ın lütfuyla.

SORU: Namazda vesvese gelince tekbiri tazeleyelim mi?

CEVAP: Hayır! Öyle yaparsanız, işin sonunu alamazsınız. Vesvese gelir tekbir alırsınız, bir daha tekbir alırsınız, bir daha alırsınız, bir daha. Çünkü şeytan insanı oradan yakalar. Kat’iyyen vesveseye hiç yüz vermeyeceksiniz. Aldın tamam, yürüyeceksin.

Vesveseye bir kere itibar ettin mi: “Namaz pek iyi olmadı. Oldu galiba ama? Yok, yok olmadı. Haydi, bir daha kılayım! ” Bir daha kılarsan, bir daha bir vesvese gelir. Onu kılarken bir daha bir vesvese gelir, batağa saplanırsın.

Sakın vesveseye hiç yüz vermeyin! Doğru olduğuna kanaat ettiğiniz şeye göre devam ettirin işi, olsun bitsin.

Beyhan Büşra Özkul
Kaynaklar:
  • Dr. Mahmud Es’ad COŞAN (rha) / Güncel Meseleler 1-2
  • Dr. Orhan ÇEKER / Fetvalarım 1
  • iskenderpasa.com