Soru – Cevap / Namaz – 3

SORU: Namaz kılarken bazen kaç rekât kıldığımı unutuyorum. Doğru mu yoksa yanlış mı kıldığımdan emin değilim. Sehiv secdesi yapmam gerekir mi?

CEVAP: Bu hususta bir ilmihal kitabını çok güzel şekilde okumalarını tavsiye ederiz. Mükellef olan bütün Müslümanlar, ilmihalden zaten sorumludurlar. Bunu öğrenmedikleri takdirde dinen sorumlu olurlar. Çünkü zaruriyyat-ı diniyye dediğimiz bilgileri herkesin öğrenmesi farz ayn’dır. Namaz meseleleri bu kabildendir. Müslümanlara ilmihal okuma zorunluluğunu tekrar hatırlatmış olalım.

Şimdi sorunun cevabına gelelim: Bir insan kaç rekât kıldığını karıştırmışsa, galip zannı/hâkim kanaati hangi yöndeyse öyle hareket eder. Diyelim ki, mesela; dört rekât kıldığı konusunda hâkim kanaati var. Bir yandan da üç rekât kılmış olabileceği konusunda şüphesi var. Bu durumda kendisini dört rekât kıldı sayacak ve namazını tamamlayacaktır. Ama tersi olsaydı yani hâkim kanaati üç rekât şeklinde olup dört rekât konusunda şüphesi olsaydı üç rekât kaldığını var sayacak ve dördüncü rekâtı kılarak her ihtimale karşı sehiv secdesi yaparak öyle selam verecektir. Bu durumda üç rekât saydığı rekâtı kılınca bir de ka’de yapmalıdır. Yani ka’denin son ka’de olması ihtimaline göre ka’de yapacak oturacaktır. Demek oluyor ki üçüncü rekât ile dördüncü rekât arasında bir tahiyyat miktarı oturmuş olmalıdır. Çünkü o üç saydığı rekâtın dört olma ihtimali var. Dördüncü rekâttan sonra da malumdur ki oturmak farzdır. O farzı ortadan kaldırmış olmamak için üç zannettiği rekâttan sonra, bir ka’de yapar, sonra kalkar, ihtimale binaen dördüncü rekâtı kılar, sonunda sehiv secdesi yapar ve öylece selam verir. Bu zann-ı galibi olduğu zaman böyledir. Zann-ı galip olmaz da iki ihtimal eşit durumda olursa, yani dört de kılmış olabilirim, üçte kılmış olabilirim diyorsa bu durumda en az ihtimali esas alır yani kendisini üç rekât kıldı sayacak ve namazı dediğim şekilde tamamlayacaktır. Bu konularda vesvese meydan vermemelidir. Çünkü vesvese şeytandan gelir ve insanın kafasını allak bullak eder.

SORU: Namaz da güldürülen veya gülmesi gelen kişinin namazı bozulur mu?

CEVAP: Namazda tebessüm şeklinde gülen kişinin namazına zarar gelmez ama kendisinden gülme sesi duyulur kahkaha ile gülerse Hanefilere göre bu kişinin namazı da abdesti de bozulmuş olur. Yani bu kişi yeniden abdest alır ve namazını baştan kılar. Ama diğer mezheplerde namazı bozulur, abdestine zarar gelmez. Yani abdeste gerek kalmadan sadece namazını yeniden kılar.

SORU: Camide ön safta bulunan bir kişinin sırtında resim varken gözlerimizi kapatarak namaz kılabilir miyiz? Üzerinde resim bulunan elbiseyle namaz kılınır mı?

CEVAP: Namazda ön safta bizim hemen önümüzde ki insanın sırtında bir resim varsa bizim namazımıza bir zarar gelmez. Resim namaz kılan kişinin secde ettiği yerde bulunuyorsa zarar verir. Yoksa namaz kılanın bulunduğu odada karşısında yan tarafta v. s. resim varsa bunun namaza zararı yok. Şu kadar var ki; resim, namaz kıldığımız yerin tam karşısında bulunuyorsa bunu kaldırma imkânı varsa onu bir yere kaldırmamız daha uygun düşer. Buna rağmen namaz kıldığımız takdirde namazımı sahihtir. Bu arada şuna da dikkat etmemiz gerekiyor: Alacağımız elbiselerde, giyim eşyalarında resim bulunmamasına dikkat etmeliyiz. Çünkü resim üzerimizde bulunduğu takdirde bizi gören kişinin dikkatini çeker, dikkatini dağıtır. Dolayısıyla huzurlu bir namaz kılmasına engel olur. Başkasını rahatsız edeceği için bizim üzerimizdeki elbisenin dış yüzünde resmi bulunmamasına azami gayret göstermemiz lazım gelmektedir.

SORU: Dört rekâtlı farz namazların son iki rekâtında, Fatiha Suresinden sonra sure zammetmek sehiv secdesi gerekir mi?

CEVAP: Sehven yani unutarak/yanılarak farzların, üç ve dördüncü rekâtlarında Fatiha’dan sonra sure zammetmedi isek sehiv secdesi yapmamız gerekir. Sehiv secdesi kasten yapılan amellerden dolayı telafi edici değildir. Yani kasten terk edilen amel için sehiv secdesi yapmak kurtarmaz. Bu secde yanılarak yapılan hatalardan dolayı gerekir. Kasten terk edilen sadece şu üç amelden dolayı sehiv secdesi yapılır: Dört rekâtı namazlarda ilk ka’deyi/oturuşu terk etmek, birinci rekâttaki secdelerden birini son rekâtta yapmak, bir rükün geçecek kadar düşünceye dalmak. Diğer sehiv secdesi  gerektiren haller ancak hata ile yapılırsa secde telafi eder. Bu üç durum dışındakiler kasten yapılırsa secde ne faydası olmaz, secde onu telafi etmez.

SORU: Müsait zamanlarda sünnet namazları dört rekât kılınıyor. Bunun bir sakıncası var mıdır?

CEVAP: Herhangi  bir sakıncası yoktur. Nafilelerin, sünnetlerin önü açıktır. İsteyen istediği kadar kılabilir. Nafilelerin ikişer rekât halinde kılınması efdaldir.

SORU: Yatsı namazını kılamadığımız bir zaman vitir namazı da kazaya kalır mı?

CEVAP: Yatsı namazını kılamadığımız zaman vitir namazı da kazaya kalır. Özellikle İmam-ı Azam’ın görüşünü söylemiş oluyorum. Çünkü İmam-ı Azam’a göre vitir namazı vaciptir. Vaciplerde aynen farzlar gibi kazaya kalır ve kaza edilmeleri gerekir. Ama İmam-ı Azam dışındaki  diğer Hanefi İmam (İmameyn) ve mezheplere göre vitir namazı sünnettir. Dolayısıyla onlara göre vitrin kaza edilmesi gerekmez.

SORU: Vitir namazından sonra namaz kılınır mı?

CEVAP: Bu, güzel bir soru. Çünkü toplumumuz vitir namazı konusunda yanlış bir kanaate sahiptir. Toplumumuz malumdur ki  vitir namazını hemen yatsıdan sonra kılıyor ve vitir namazını yatsı namazına bitişik bir namaz zannediyor. Onun içindir ki yatsı namazı kaç rekâttır diye sorduğumuzda vitir namazını yatsıya ekleyerek on üç rekât cevabını alıyoruz. Hatta cep ilmihallerine baktığımız zaman bile yatsı namazının rekât sayısının on üç rekât diye yazılı görürüz. Aslında vitir namazı yatsıya bitişik  olarak kılınan bir namaz olmadığı gibi, vitrin yatsıyla ilgisi yoktur. Vitir bir gece namazıdır. Kelime manası ‘tek’ demektir. Tek rekâtlı namaz anlamında demektir. Vitrin usule, adaba, peygamber (as)’ın sünnetine uygun olarak kılınmış şekli şöyledir: Vakti gelince yatsı namazının farzını kılarız. Arkasından iki rekât sünneti kalırız. Ondan sonra da  vitri kılmaksızın yatacağımız vakit gelince düşüneceğiz. Eğer seherde (gecenin son üçte birinde yani imsak vaktinden önceki saatlerde)uyanacağımıza aklımız kesmiyorsa vitri yatmadan önce kılarız. Dikkat ederseniz yine de vitri yatsıya bitişik  kılmamış oluyoruz. Ama gece yani seherde imsak vaktinden önce uyanacağımıza kanaatimiz varsa vitri kılmadan yatarız. Gece kalkarız, taze abdest alırız, iki rekâtta bir selam vermek üzere normalde sekiz rekâtlı teheccüd namazı kılarız. Teheccüdü bitirdikten sonra vitir namazımızı kılarız. Yani vitir gecenin son namazıdır. Ve vitirden sonra adab gereği olarak artık gece namazı yoktur. Yanlış anlaşılmasın gece namazı, teheccüd yoktur demek istiyorum. Yoksa kazası olan kaza namazı kılabilir veya abdest tazelemişse iki rekât abdest namazı kılabilir. Bunlar caizdir. Fakat vitirden sonra gece namazı yani teheccüd yoktur. Bu hükmü dahi adab gereği olarak anlamamız gerekir. Yoksa vitirden sonra gece namazı haramdır, caiz değildir demiyoruz. Diyelim ki adam gece yatmadan önce seherde uyuyamam diye vitri kılmış ama gece uyanmış. Bu adam teheccüd kılmayacak mı? Kılmayacak demiyoruz. Ancak  bunun usulü adabı öyle değil diyoruz. O kişi yine teheccüdünü kılacaktır. Çünkü nafile namazlara genelde engelleyici bir kaide yoktur. İnsanın içinden geldiği gibi ve kılmak istediği kadar kılar. Fakat usulüne uygun olarak kılayım derse  vitri gecenin sonuna bırakır, teheccüdü  araya koyar. Şöyle  bir örnek vereyim ki kafaya daha iyi yerleşsin. Mübarek ay Ramazan da malumunuzdur ki teravih kılıyoruz. Teravih, teheccüd  gibi bir gece namazıdır. Herkes bilir ki biz vitri teravihten sonra kılıyoruz. Neden? Çünkü vitir teheccüdden sonra kılınan bir namazdır, aynı zamanda yatsıdan hemen sonra kılınan bir namaz değildir de ondan. Eğer teheccüd/gece namazı kılacaksak vitri kesinlikle teheccüdden sonraya bırakmamız lazım gelir. Dolayısıyla bu sorunun cevabı olarak diyoruz ki vitir namazından sonra namaz yoktur sözü yanlıştır. Bu sözü sadece gece namazı için geçerlidir. Üstelik o da kesin bir hüküm değil, adap gereğidir. Kaza namazı abdesti namazı gibi başka namazlar kılınabilir.

SORU: Sabah namazını güneş doğduktan sonra kılmak zorunda kaldığımız zaman bu namazı cemaatle kılabilir miyiz?

CEVAP: Sabah namazını vaktinde kılamamış olan birden fazla kişi kuşluk vakti o namazı cemaat halinde kaza edebilirler. Bu şekilde kılmaları tek başlarına kılmalarından çok daha faziletlidir. Namazı kaza eden imam ve cemaat aynı namazı kaza ediyor olduktan sonra birbirlerine iktida edip namazı cemaat halinde kılabilirler. Peygamberimiz (as) bir savaştan dönerken çölde ashabı ile birlikte gece mola vermişlerdi de yorgunluktan herkes uyuyakalmıştı. Uyandıklarında kuşluk vakti olmuş, sabah namazı vakti geçmişti. Allah Teâlâ, Peygamberimizi özellikle o gün ümmetine rahmet olsun diye uyutmuştur. Yoksa Peygamber kendisi uyusa bile kalbi uyumaz bir yapıdadır. Sonradan ümmetinden zaaf gösterip uyuyakalan ve sabah namazını vaktinde kılamayan insanlara mazeret dolayısıyla bir rahmet vesilesi olsun diye Peygamberimizi ordu ile birlikte Rabbimiz uyutmuştur. Peygamberimiz (as) kuşluk vakti o namazı kaza ederken ashab ile birlikte cemaat halinde kazaen kılmışlardır.

SORU: Her namazdan sonra Ayete’l-Kürsi okumanın sevabının çok olduğunu biliyoruz. Öğle, akşam ve yatsı namazlarından sonra sünnet namazları da kılıyoruz. Ayete’l-Kürsi, farz ve sünnet namazları arasında okunabilir mi?

CEVAP:33 Subhanallah, 33 Elhamdulillah, 33 Allahu Ekber şeklindeki tesbihatımızı ne zaman çekiyorsak ondan öncesinde Ayete’l-Kürsi’yi okuruz. Dolayısıyla tesbihatımızı eğer farzdan sonra çekeceksek Ayete’l-Kürsi’yi de o zaman okuyacağız. Ama tesbihatımızı sünnetlerden sonra çekecek olursak o zaman Ayete’l-Kürsi’yi tesbihattan önce okuruz. Tesbihatın yeri ve zamanı olarak Hanefi mezhebi sünnetlerden sonrayı, diğer mezhebler farzlardan sonrayı tercih etmiştir. Yani biz duruma göre farzdan hemen sonra da tesbihatımızı çekebiliriz. Ama işimiz acele değilse ve sünnetleri hemen kılmak durumundaysak tesbihatı sünnetlerden sonraya bırakırız. Ayete’l-Kürsi’yi tesbihata bağlı olarak okunan bir ayet kabul edeceğiz.

SORU: Secdelerde veya rükûlarda okunan dualardan başka hangi dualar okunuyor? Biraz bilgi verebilir misiniz?

CEVAP: Peygamberimiz (as) rüku için Subhane Rabbiye’l-azîm, dememizi, secde için de Subhane Rabbiye’l-a’la dememizi istemiştir. Bunun da dayandığı ayetler var. Ayet-i kerime, Sebbih isme Rabbike’l-azîm, (En büyük olan Rabbinin adını tesbih et) derken, Efendimiz (as) bunu rükûlarda; Sebbih isme Rabbike’l-a’la, (En yüce olan Rabbinin ismini an, tesbih et) derken de bunu da secdelerde yapın demiştir. Biz bunları söyledikten sonra, özellikle secdelerde, Peygamberimizin sünnetinde ve ayet-i kerimelerde geçen salih insanların yaptığı duaların hepsi yapılabilir. Bunun bir sakıncası yoktur. Subhane Rabbiye’l-a’la dedikten sonra secdeyi uzatıp istediğimiz kadar dua yapabiliyoruz. Peygamberimiz (as) tarafından özellikle gece nafilelerinde böyle yapılmıştır. Cemaat halinde kılınan namazlarda yani 5 vakit farz namazlarda uzatmamak esastır. Cemaat halinde kılınan farz namazlara Müslümanların bir bakıma katılmaları gerektiği için onu uzatmamak, normal tutmak gerekiyor. Ama nafile namazlarda bir imama uymak kişinin istediğine bağlı olduğundan, gözü kesen ona uyar. Öyle olunca nafilelerde bu duaları okumak söz konusudur. Farzlarda böyle değil.

 

SORU: Peygamber (sa)’in teravih namazını yalnız sekiz rekât olarak kıldırdığı söyleniyor. Biz neden yirmi rekât kılıyoruz?

 

CEVAP: Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Azı iki çoğu yirmi rekâttır. Ancak Medine halkının Ömer b. Abdülazîz’in zamanında otuz altı rekât teravih namazı kıldığı rivayet ediliyor. Buhari şöyle rivayet ediyor: Peygamber (sa) -Ramazan-ı şerifte- bir gece çıkıp namazı -teravih namazı- kıldı. Birkaç kişi ona uyarak namaz kıldılar. Sabah olunca cemaat durumu birbirine anlattı. Üçüncü gece cemaat daha fazlalaştı. Yine onlara namaz kıldırdı. Dördüncü gece cemaat öyle çoğaldı ki camii onlara dar geldi. Peygamber (sa) ise ancak sabah namazına çıktı, namazı kıldırınca cemaata döndü ve kelime-i şehadeti getirerek dedi ki: Durumunuzu biliyordum, ancak teravih namazı size farz olacağından ve sizin de altından kalkamayacağınızdan korktum. Daha sonra Peygamber (sa) camide teravih namazını kıldırmadan vefat etti. Çeşitli hadislerden anlaşıldığına göre Peygamber (sa) teravih namazını yalnız sekiz rekât olarak kılmıştır. Fazlasını ne kılmış ne de emretmiştir. Buharî Aişe’den şöyle rivayet ediyor:

“Peygamber (sa) Ramazan-ı şerifin içinde ve dışında (nafile olarak) on bir rekâttan fazla kılmazdı. Dört rekât namaz kılardı. Ne kadar uzun ve güzel olduğunu sorma. Bir daha dört rekât kılardı. Ne kadar güzel ve uzun olduğunu sorma. Sonra üç rekât kılardı. ” Müslümanlar o zaman camide cemaat halinde teravih namazı kılmazlardı. Amma herkes evinde kılmasına devam ediyordu. Bu durum Hazret-i Ömer’in Hilafetine kadar devam etti. Hz. Ömer (ra) dağınık olarak Teravih namazını eda eden Müslümanları bir araya getirerek onlara bu namazı kıldırttı. Abdurrahman b. Abdülkari şöyle diyor: Ramazan-ı şerifin bir gecesinde Ömer b. Hattab’la birlikte camiye gittim. Cemaat düzensiz bir halde namaz kılardı. Kimi tek başına, kimi de birkaç kişi ile birlikte namaz kılardı. Bunun üzerine Ömer (ra) bunlara iyi okuyan bir kimseye uymalarını emretti. Sonra başka bir gecede kendisiyle birlikte çıktım. Cemaat, kendilerine tayin edilen imama uymuşlardı. Bunun üzerine Ömer (ra) buyurdular ki: “Bu, iyi bir bidattir” (Buhari). Übey b. Ka’b’ın kıldırdığı namazın kaç rekât olduğu kesin değildir. Bazı rivayetlere göre sekiz, bazılarına göre yirmidir. İmam-ı Malik’in, Muvatta’da el-Saib b. Yezid’den rivayet ettiğine göre on bir rekât idi. (Yani sekiz rekât teravih, üç rekât da vitirdi). Ubey her kıyamda iki yüz âyet kadar okuyordu. İmam-ı Malik, Yezid b. Huzayfa tarikiyle yine Saib’de Ubey’in kıldırdığı teravih namazının yirmi rekât olduğunu rivayet ediyor. Hülasa Peygamber (sa. ) yalnız sekiz rekât teravih namazı kılmıştır. Fazlasını da emretmemiştir. Ancak Hz. Ömer’in zamanında yirmi rekât kılınmış ve ondan sonra böyle devam etmiştir. Ömer’in yolu Peygamber’in yoludur. O Peygamber’in yoluna ters düşen bir şeyi bilerek yapmazdı. Peygamber (sa): “Benim sünnetime ve benden sonra gelen Hulefa-i Raşîdinin sünnetine yapışınız” buyurmuştur. Ancak bizim yirmi rekât kılmamız şart değildir. Yalnız iki rekât kılmak caiz olduğu gibi yirmi rekât da caizdir.

 

SORU: Birçok caminin imamı Teravih namazını acele kıldırarak kısa bir zamanda namazı bitirmektedir. Teravih namazını acele kıldırmak hususunda bir şey vârid olmuş mudur?

 

CEVAP: Farz namaz ile sünnet arasında fark yoktur. Her ikisinde de erkâna riâyet etmek lazımdır. Erkâna riâyet edilmediği takdirde namaz batıl olacağı gibi günah da terettüp eder. Teravih namazı kılınmazsa bir şey olmaz. Fakat kılınırsa erkânına riâyet edilmezse büyük bir vebal terettüp eder. Ama maalesef bazıları teravih namazının erkânına riâyet etmeden süratle namazı kıldırırlar. Sanki teravih namazının fazileti sürattedir! İmam-ı Malik, el-Saib bin Yezid’den şöyle rivayet etmiştir: Ömer (ra. ) Übey bin Ka’b ile Temim el-Darîye Ramazan-ı şerifte cemaatla on bir rekât (Teravih ve vitir namazını) kıldırmalarını emretmişti. İmam yüzlerce âyeti (kıyamda) okurdu. Öyle ki kıyam çok uzadığından direklere dayanırdık. Demek teravih namazını acele ile kılmak doğru değildir. Bunu yapan kimse Allah indinde mesuldür. Teravih namazı normal olarak kılınmalı, yorulan veya dayanamayan varsa gücü yettiği miktarla iktifa etmelidir.

 

SORU: Teravih namazının her dört rekâtı arasında getirilen salavat-ı şerife veya zikir sünnet midir?

 

CEVAP: Teravih namazının her dört rekâtı arasında getirilen salavat-ı şerife veya başka zikir hakkında bir şey vârid olmamıştır. Peygamber’in ve Hulefayı Raşidin zamanında böyle bir şey yoktur. Ancak teravih namazı çok uzatıldığı için her dört rekât arasın da istirahat ediliyordu. Bununla beraber söz konusu olan salavat ile zikri, teravihin sünneti saymaksızın söylemek her zamanda olduğu gibi sünnettir.

SORU: Sandalyede namaz kılınır mı? Bugün bazı camilerde ön safa sandalye konulması doğru mu?

CEVAP: Bir insan namazı ayakta tam kılabilirse ayakta kılar. Kılamazsa, oturarak kılması caizdir. Kılamazsa, başıyla imâ ederek kılması olur. Mazereti ağırlaştıkça, namazı da hafifler, rahatlaşır. Onun için, insan oturarak namaz kılabilir. Fakat sandalyeyi camiye getirmek ve camide sandalyeyle namaz kılmak doğru değildir. Adam sandalyesini yükleniyor sırtına, camiye getiriyor, kenara koyuyor, orda kılıyor. Arkada kılıver, ayağını uzatarak otur. Yâni, sandalye olmadığı yerde, eğilemeyen insan başka türlü oturabilir.

Camilerin tertibini bozmayalım, bid’atlar çıkarmayalım!

SORU: Yatsı namazından sonraki tesbihler bid’at mıdır?

CEVAP: Hayır! Namazlardan sonraki bütün tesbihler sünnet-i seniyyedir. Peygamber Efendimiz’den tavsiyedir. Bizim sabah ve yatsı namazından sonra bu camide yaptığımız özel zikir de hatm-i hâcegândır. Hatm-i hacegân da Hızır AS’ın öğrettiği bir sevaplı zikirdir.

SORU: Bir arkadaş hem namaz kılıyor, hem içki içiyor. “Bu kötü alışkanlığını bırak!” dediğimizde, “Onun yeri ayrı, onun yeri ayrı. . . ” diye cevap veriyor. İkisinin bir arada yapılması hakkında bilgi verir misiniz?

CEVAP: Aziz ve muhterem kardeşlerim, bu çok büyük bir hastalıktır. Bizim Türkiye’de Müslümanlar, fikrî bakımdan çok çeşitli hastalıklara tutulmuşlardır. Kimisi veremden beterdir, kimisi kanserden beterdir, kimisi aidsten beterdir. Bir büyük meşhur fikir hastalıklarından bir tanesi budur. “Onun yeri ayrı, onun yeri ayrı. . . ” Öyle saçma şey mi olur? Bu kadar saçma şey olamaz yâni. İnsan Allah’ın emrini tutacak, Allah’a teslim olacak. Müslüman ne demek, müslim ne demek? Kendisini Allah’a teslim eden kul demek…

Hani geliyor askerlik şubesine, 19 yaşında – 20 yaşında delikanlı. Diyor ki: “Tamam, ben geldim; filâncanın oğlu falancayım, askerlik yapmağa geldim!” diyor ya… Müslim ne demek? Kendini Allah’a teslim eden… Onun emrini tutacak; onun emrine razı, buyruğuna razı… Haramlarını haram belleyecek, haramlardan sakınacak… Helâlleri helâl belleyecek, emirleri emir belleyecek, yapacak… Müslüman bu demek… “Yâ Rabbi ben senin buyruğunu tutmağa razı oldum. Tevbe ettim, yanlış yolu bıraktım, doğru yola geldim. ” demek.

Şimdi böyle söyleyen insanların hali ne olur, biliyor musunuz? Sonunda imansız gider. Çünkü oyuna gelmez bu iş, oyuncak değil; alaya gelmez! İnsan elinden geldiğince Allah’ın yolunda gitmeğe çalışacak, her günahtan kaçınmağa çalışacak!

Hattâ büyüklerimiz demişlerdir ki: “Günahın küçüğü bile olmaz. ”

–Canım küçük günah aldırma!

–Hayır! Küçük günahlar bile yapıla yapıla büyür, ejderha gibi olur. Solucan gibiyken ayağınla def edebilecekken, ejderha gibi olur, yedi başlı olur. Ondan sonra, padişahın oğlu gelse kesemez kafasını…

O bakımdan bu kötü huyları atmak lâzım! Bu çok fena bir hastalıktır.

–Onu da yaparım, onu da yaparım… Onun yeri başka, onun yeri başka…

–Haa, böyle yaparsan cehenneme gidersin. Çünkü bu, Allah’ın diniyle alay etmek gibidir. İnsan elinden geldiğince Allah’ın yolunda gitmeğe çalışacak da, nefse uyarsa, şeytana uyarsa, ayağı kayarsa kayacak; o ayrı… Kayarsa, yine tevbe edecek, yine yola gelecek. Ama “Onun yeri başka, onun yeri başka…” diye haramı helâl sayarsa, o zaman kâfir olur insan. . . Bu, küfür kokan bir duygudur, çok tehlikeli bir hastalıktır.

Bir de “Zaman sana uymazsa, sen zamana uy!” diyorlar. Bu da “Bu zaman küfür zamanıdır, gel kâfir ol!” demenin bir başka ifadesidir. Öyle şey yok! İslâm’ın emirleri 1400 yıldır hep aynıdır. Kâinat var olduğu müddetçe, kıyamet kopuncaya kadar hep aynı olacaktır, hiç değişmeyecektir. İçki haramsa, haramdır. Namaz farzsa, farzdır.

–Üç vakte indiremez miyiz?

–Hayır! Dörde de indiremezsin, üçe de indiremezsin, bire de indiremezsin.

–Pazar günleri kılsak olmaz mı?

–Hristiyanlar öyle yapıyor. Onlar dinlerini kestiler, kestiler, kestiler. Onların dinleri artık işe yaramaz hale geldiğinden, Allah İslâm’ı gönderdi. Bozdukları için gönderdi. Bozmasalardı devam edecekti. Kâfirler gibi, Hristiyanlar gibi olmayalım! Allah’ın emirlerini ciddiyetle uygulamağa çalışalım.

Eğer ciddiyetle uygulamazsa insan, bir edepsizlikten, bir böyle şapşal konuşmaktan, bir böyle edepsizce düşünceden dolayı –Allah saklasın– öyle bir felâkete uğrar ki, belini doğrultamaz. Sülâlesinin beli doğrulmaz. Onun için bu gibi hallere düşmeyin!

Müslüman nasıl olacak? İmana geldikten sonra tekrar günah işlemekten, tekrar o eski hale gelmekten, ateşe atılmaktan korkar gibi korkacak!

Bunlar züğürt tesellisidir, beynamaz özrüdür. Günaha devam etmek için şeytanın uydurduğu bahanelerdir. Şeytan insana çok bahaneler bulur, insanları çok aldatır. Zâlimi zulüm yönünden aldatır, âbidi ibadet yönünden aldatır; ille bir kusura, günaha sokar. Bu kardeşimizi de demek ki öyle aldatıyor. “Onun yeri ayrı, onun yeri ayrı… ” O zaman insan mahvolur. Allah saklasın. . .

Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki Allah-u Teâlâ Hazretleri:

(Efetü’minûne biba’dıl kitâbi ve tekfurûne biba’d) “Allah’ın bazı ayetlerine, kitabının bazı cümlelerine inanıyorsunuz da, bazılarına kâfir mi oluyorsunuz? Bunun cezası ne kadar büyüktür, biliyor musunuz? ” diye Allah-u Teâlâ Hazretleri, böyle ikili, kaypak, oynak olanların cezasının büyüklüğünü bildiriyor bu ayet-i kerimede…  Sakın ha, böyle cahilliklere düşmeyin!

SORU: Bir gelin kayınbabasının veya kayınının yanında namaz kılabilir mi?

CEVAP: Gelin kayınbabasının yanında çok rahat davranarak namaz kılabilir. Çünkü kayınbabası ile kendisinin aralarında ebedi evlenme yasağı vardır. Kayınının yanında ise sanki yabancı bir erkek yanında namaz kılıyormuş gibi davranmak  şartıyla namaz kılmasında bir sakınca yok. Soru sahibi kişi, inşallah nasip olur umreye, hacca gider. Mescid-i Haram’da Haram’da görecek ki  kadın-erkek ister istemez birbirine karışıyor ve kadınlar erkeklerin görebildikleri yerlerde namaz kılıyorlar. Eğer erkeklerin gördükleri yerde namazları sahih olmayacak olsaydı o zaman bu kadınların hacca, umreye gitmeleri mümkün olmazdı. Tesettüre riayet ettikten sonra kayın biraderinin yanında namaz kılması, namazı bozmaz Kayınbirader konusunda da hüküm aynıdır. Ama kayınbiraderinin veya başka erkeklerin görmeyeceği bir yerde namaz kılma imkânı varsa onu tercih etmelidir. Kadın erkek yan yana namaz kıldıkları takdirde, erkeğin namazı bozulur diye Hanefi mezhebine nispet edilmekte olan bir bilgi var ortalıkta. İşin gerçeği şudur: Bu durumda bütün namazlar bozulur diye bir kaide yoktur. Kadın-erkek aynı imama uyarak yan yana namaz kılmışlarsa erkeğin namazı bozulur. Bu hüküm sadece Hanefi mezhebine  mahsustur. İkisi ayrı ayrı namaz kılıyorlarmış veya farklı imamlara tabi olmuşlar da tevafuken yan yana gelmişlerse hiçbirinin namazı bozulmaz. Aynı cemaatten olarak yan yana namaz kılsalar erkek ve kadın birbirlerinin mahremi bile olsa erkeğin namazı bozulur. Bu hüküm, Mescid-i Haram gibi kadın-erkeğin birbirine karışma durumu olduğu yerler için geçerli değildir. Dolayısıyla orada aynı cemaatten olarak, aynı imama uyarak kadın-erkek yan yana  namaz kıldığı takdirde ya da kadınlar ön safta durup erkekler arkada durdukları takdirde namaz sahihtir. Orada zaruri durum söz konusudur.

SORU: Müsait zamanlarda sünnet namazları dört rekât kılınıyor. Bunun bir sakıncası var mıdır?

CEVAP: Herhangi  bir sakıncası yoktur. Nafilelerin, sünnetlerin önü açıktır. İsteyen istediği kadar kılabilir. Nafilelerin ikişer rekât halinde kılınması efdaldir.

Beyhan Büşra Özkul

Kaynaklar:

  • Dr. Mahmud Es’ad COŞAN (rha) / Güncel Meseleler 1-2
  • Orhan ÇEKER / Fetvalarım 1
  • iskenderpasa.com