Sonsuzluğa Açılan Kapı: Okumak

İnsan bu dünyaya neden gönderilmiştir? O’nun aşkına ermek, O’nu sevmek için.

Sevmek tanımakla, tanımak da onun hakkında bilgi sahibi olmakla, O’nun eserlerini okumakla mümkündür. Tanımadan sevemeyiz, sevmeden de itaat ve ibadet yapamayız. Yapsak bile içi boş, manadan uzak olur. Hak değil görev gibi gelir secde etmek.  Kime secde ettiğini bilmeyen bir başın o secdeden nasibi ne olabilir ki! Huzurunda divana durduğu zatı tanımadan ne isteyebilir ki ondan! Sohbet ederken kullandığı kelimelerden habersizse hangi hikmeti yakalayabilir ki! O’nun yarattıkları hususunda tefekkür edebilmek için öncelikle bilgiye ihtiyaç vardır.

Bilginin yollarından biri de okumaktır. İnsanın fikir dünyasının zenginleşebilmesi için bilgiye ihtiyacı vardır. Beyin bu bilgileri alır, işler ve tefekkür ederek yeni bilgiler elde eder. Arının bal yapması misali. Arılar türlü çiçeklerden faydalanarak kendine özgü bir şey ortaya koyar: Bal. Bilgi gönderilmeyen beyin, boş dönen değirmen gibidir. Zamanla geçmişe döner ve kendi kendini kemirmeye başlar. Geçmişle oyalanır, zamanı heder eder, içinde yaşadığı anı kaçırır.

Okumak insan hayatı için zaruri bir ihtiyaçtır yemek-içmek ve uyumak gibi. Okumayan, okuduğunu anlamaya çalışmayan, anladığını hayatına tatbik edemeyen kişi sayılı nefesi boşuna tüketiyor demektir. Okumak bir araçtır, amaç öğrenmektir. Öğrenmenin amacı da kemale ermek, hamlıktan kurtulmaktır. “Sen kendini bilmezsin bu nice okumaktır.”  der ya Yunus Emre.

“Nefsini bilen Rabbini bilir” buyrulduğuna göre Güzel’i bulmak, O’nu tanımak için insanın önce kendini bilip tanıması gerekir. İnsanı da en iyi elbette ki onu inşa eden, onu en güzel biçimde yaratan Halık-ı Mutlak bilir. İnsanı en ince ayrıntılarına kadar tanıtan O’nun kitabıdır.  O halde okumaya önce kendimizi tanımak, sonra emrimize sunulan kâinatı tanıyabilmek için Kur’an-ı Kerim’den başlamak en akıllıca yoldur. Çünkü Kur’an, İnsan Kullanım El Kılavuzudur. Bu hususta bir eserde şöyle geçer:

“Kur’an kendini okuyan insanlara hayatları ile ilgili temel bilgileri verdiği gibi dışarıdan elde edecekleri bilgileri değerlendirmede kullanacakları ölçüleri de vermektedir. Kur’an, aynı zamanda insanların duygularını da eğitmektedir. Onu hazmeden insanlar duygularının etkisiyle karaya ak, aka kara demezler, daima gerçekten yana olurlar.” (Prof. Dr. Yaşar Fersahoğlu, Kur’an’da Zihin Eğitimi, s. 382)

Okuma eylemi durmaksızın devam etmeli. Gönlümüzü ve beynimizi sürekli beslemeliyiz. Ölülerle diriler arasındaki, insanlarla diğer canlılar arasındaki en büyük fark tefekkür etmek, düşünmek değil midir, o halde tefekküre malzeme hazırlamamız gerekir.

Okumadan geçen bir ömür, Cemil Meriç’in ifadesiyle “Seçiş hürriyetimizin hudutsuz olduğu tek dünya” olan “kitaplar dünyası”ndan habersiz olarak hayatı anlamadan geçip gitmektir. Hâlbuki yine ona göre “meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule yani masala, esrara ve sonsuza.” İnsan ki doğası gereği sonsuza meyillidir, gelip geçici şeylerle mutlu olmaz. Ebedi saadeti arar durur. İşte sonsuzluğa açılan kapı; kitaplar ve okumak.

Meriç’e göre gerçekten kitapları seversek bizimle konuşurlar. (Bu Ülke, s.109) Bir düşünelim, kimlerle sohbet etme imkânımız yok ki! Önce Rabbimiz bizimle konuşur yüce kitabıyla. Sonra müfessirler, muhaddisler, mutasavvıflar, şairler, ehl-i gönül ve daha kimlerle hemhal olabiliriz. Zaman ve mekân kaydından uzak. Bu ne bahtiyarlık. Haydi, kimi seviyorsak alalım elimize onun eserini ve başlayalım sohbete, buyurun.

Rukiye Erdönmez Ocak